GDO karteli Monsanto’nun yeni hedefi dünya tohum arzını tamamen kontrol etmek

132

US-AGRICULTURE-GMO-MONSANTO-PROTESTRT.com’da 4 Eylül’de yayınlanan Responsible Technology’de GDO üzerine araştırmalar yapan Jeffrey M. Smith ile yapılan röportajı Yeşil Gazete ekibinden Ali Serdar Gültekin‘in çevirisi ile

RT’ye veridiği röportajda Responsible Technology’de GDO üzerine araştırmalar yapan Jeffrey M. Smith’e göre karlarını yükseltmek için ekosisteme ve insan sağlığına zararlarını belgeleyen raporları örtbas eden Monsanto şirketinin şimdiki hedefi dünyanın tohum arzını tamamen kontrol altına almak. Jeffrey M. Smith, GDO ürünleri ve Monsanto’nun saldırgan politikaları hakkında konuştu.

RT: GDO ürünlerinin tamamen bilimsel, tıbbi amaçlar için kullanılmasına karşı mısınız ya da duygusal şüpheleriniz mi var?

JS: Teknolojiyle hiçbir sorunum yok. İnsan gen terapisiyle insanlardaki hatalı genlerin düzeltilmesi teknolojisine sahip olmamızı önemli buluyorum. Fakat bu bir insanın alabileceği bir risk. Şu an öngörülebilir ve güvenle sağlığı ve doğayı koruyabilecek şekilde genlere müdahale edemiyoruz. Sonuç olarak, besin zincirine yan etkilere eğilimli, üstelik tozlaşmayla ve tohum hareketleriyle kendiliğinden yayılabilen, geri dönüşü olmayan gen havuzu kirlenmesine yol açabilecek yetim bilimin ürünlerini kullanıma sokmak doğru olmayacaktır. Belki gelecek 50 – 100 yılda, belki gelecekte bir zamanda DNA’yı bu tür değişimleri gerçekleştirebileceğimiz kadar tanıdığımızda, GDO’yu gıda zincirine ve dışarıya açmak doğru olacaktır.

RT: GD ürünlerin savunucuları fakirlikle, açlık ve kalkınan dünyada hastalıklarla mücadelede yardımcı olacağını iddia ediyorlar – bu iddiların doğruluğu var mı?

JS: Uzmanlara göre değil, ancak bioteknoloji firmalarının reklamcılarına göre. Dünyayı beslemek ve yoksullukla mücadele uzmanlarının BM ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü) destekli, şu anki şekliyle GDO’ların şu anki halleriyle küreyi doyurmak ya da yoklullukla mücadele konusunda hiçbir şey sunmadığını belirten“I-Stat” isimli bir raporu var aslında. İnsanları denemeye ve teknolojiyi geliştirmeye, kabul etmeye yönelten bir ikna var, fakat gerçekte rekolteyi arttırmayı bile başaramıyorlar, özgür bilime göre azaltıyorlar.

RT: Fakat Jeffrey, sonuç olarak senin bakış açından GDO’ların akla yatkın bir faydası var mı?

JS: At gözlüklerini takarsanız – evet. Bildiğiniz üzere en popüler GD ekin “roundup ready” diye isimlendirilen. Monsanto tarafından üretildi ve roundup bitki ilaçlarını üretiyorlar, yani normalde bir bitkiyi öldürmesi gereken bu ilaçları roundup ekinler tükebiliyor ve etkilerine dayanabiliyorlar. Çiftçilerin yabani otlardan dar kurtulma anlayışları çerçevesinde kullanımı kolay, çünkü tüm ekinkerin üzerine püskürtebiliyor, roundup ready ile ekinler hariç tüm bitki çeşitliliğini öldürebiliyorsunuz. Bakmadıkları ise besin zinciri içerisine eklenen roundup içeren ekinleri yiyen insanların sağlık riskleri. Toprağa verdikleri zarara, ekosisteme verdikleri zarara, Birleşik Devletler’deki 40’tan fazla bitki hastalılığının roundup’ın sonucu olduğuna bakmıyorlar. Büyük tabloya bakarsanız bu nesil iflas eder. Eğer kendinizi tek bir vasfına indirgerseniz, bu kusurlu teknolojiye methiyeler düzersiniz.

RT: Bana büyük tabloyu anlatır mısın, Monsanto nasıl bu kadar büyüdü?

JS: Monsanto, dünyadaki en büyük tohum üreticisi şirket. Geçmişleri oldukça tartışmalı, çetin bir mücadeleye rağmen sürekli olarak dünyadaki en nefret edilen ve etik dışı şirket olarak gösteriliyor. Önceki ürünlerinin zehirlilik dereceleri hakkında yalan söylediler (Poliklorlu Bifenil, Agent Orange ve DDT) ve düzenleyici organlar üzerinde emsalsiz bir kontrole sahip oldular.

Bu durum, GDO’lar hakkındaki poliçelerin Monsanto eski temsilcisi Michael Taylor tarafından düzenlendiği, Amerika Gıda ve İlaç İdaresi (FDA)’ince tastiklendi. Ve poliçe yanıltıcı şekilde GDO’ların kayda değer şekilde farklı olduklarının idare tarafından bilinmediğini iddia ediyor, bundan dolayı güvenlik araştırmalarını ve etiketlemeyi zorunlu tutmuyor. Gıdalarının güvenli olup olmadığını değerlendirmeyi Monsanto’ya bırakıyorlar ve Monsanto bir GDO’yu gıda zincirine sokmak istiyorsa FDA ya da tüketicilere bildirmesi bile gerekmiyor.

Şimdi Michael Taylor, bu poliçeyi düzenledikten sonra, Monsanto’nun genel müdürü ve baş lobicisi durumunda.

Bu arada bir davada ortaya çıkan belgelere göre FDA’da çalışan bilim insanlarının baskın gelen ortak görüşü bu poliçenin tam tersi. Bilim insanları GDO’ların tehlikeli olabileceklerini, alerjiye, zehirleyici etkiye ve yeni hastalıklara yol açabileceklerini, test edilmeleri gerektiğini söylüyor. Monsanto’nun FDA’yı temelinden ele geçirmesi dünya genelinde tekrarlanıyor, 37 ülkeye gittim ve düzenleyicileri, bakanlıkları, vb nasıl tutsak ettiklerini ve bu bir kez gerçekleştiğinde GDO’lar hakkında tüm ters bulguları nasıl itibarsızlaştırıp yok ettiklerini gördüm. Dosyaları bile okumuyorlar. Ne yazık ki bu bir karbon kopya vakası ve izini sürerseniz onların bunu yaptığına, Monsanto’nun kendi araştırmalarında bile varıyorsunuz.

RT: Hala Monsanto’nun nasıl bu kadar büyüdüğünü anlayamıyorum.

JS: Kampanyalara ve lobicilik faliyetlerine muazzam miktarlarda para harcadılar, yakın zamanda ortaya çıkan bir makaleye göre geçen sene 8.7 milyon dolar. İçeri sızma ve etkileme yöününden çok stratejik yöntemleri var, tüm biyoteknoloji ve büyük tarımsal şirketlerin olduğu gibi. FDA’dan eski bir yekilinin söylediğine göre temel düzenleyici merciler olan FDA, EPA, USDA büyük tarımsal şirketlerin istediği her şeyi yerine getirdiler. Mahkemelerde bile nüfus görebiliyoruz. Yüksek mahkemedeki Clarence Thomas, Monsanto’nun eski avukatı. Tarım sekreteri Tom Willsack, Monsanto tarafından seçilmiş yılın biyoteknoloji yöneticisi. USDA’daki eski birim yöneticisi,başka bir Monsanto çalışanı, ve araştırmalar için para veriyordu. Monsanto’nun sığır büyütücü ilacı daha fazla süt vermeleri için ineklere enjekte edildiği ve ilacın onaylandığı sırada FDA’da iki eski Monsanto araştırmacısı çalışıyordu.

RT: Resmi olarak GDO’lara karşı duran devletler var mı?

JS: Tabii ki. Bilfiil GDO’ların topraklarına ekilmesine izin vermeyen birçok ülke var. Avrupa’daki birçok ülke, İsviçre gibi, Latin Amerika’da Peru ve Arjantin. Afrika’da Zambia gibi gıda zincirinde yer almasına izin vermeyen ülkeler var. Tüm üretimin çoğunluğunu gerçekleştiren altı ülke var belki üretimin yüzde 90 düzeyinde, dünyaya ihraç ediyorlar ve insanlar buna maruz kalıyorlar. Fakat Avrupa’da büyük yasak devletlerden değil gıda şirketlerinden. Şubat 1991’de Birleşik Krallık’tan bir bilim insanının üzerindeki yayın yasağı kalktı ve bu bilim insanı GDO’ların güvenlik için nasıl test edilebileceği üzerine çalışıyordu. Kazara GDO’ların aşırı derecede zararlı olduğunu ve on gün içerisinde fareler üzerinde büyük çapta sağlık sorunlarına sebep olduğunu keşfetti. Kaygılarını kamuoyuna duyurdu ve 2 gün için prestijli enstitüsünde kahraman oldu, fakat sonra başbakanın ofisinden müdüre yapılan bir telefonla ertesi gün işine son verildi ve dava edilme tehdidi ile susturuldu. Fakat Şubat 1991’de parlemento tarafından yayın yasağı kaldırıldı ve GDO’ların sağlığa zararları hususunda bir fırtına koptu. 10 hafta içerisinde tüketici protestoları can alıcı noktaya geldi, sonuç olarak Nestle tarafından izlenen Unilever ve diğer bütün gıda firmaları GDO türevleriyle Avrupa’lıları beslemeyeceklerini beyan ettiler. Aynı şirketler Amerika’ları,Kanada’lıları, diğerlerini GDO ve türevleriyle besliyorlar çünkü biz sopayı göstermedik ve sağlık zararları hakkında bilgi geniş çapta bu kıtalarda yayılmadı.

RT: GD gen geri alınabilir ve Monsanto doğru olan için zorlanabilir mi? Avrupa hakkında konuşuyoruz – sorun şu ki AB, GD organizmaların etiketlenmesini şart koşuyor ancak bir yasal boşluk mevcut, ithal edilen malların etiketlenme şartları yok. Bu nasıl oluyor ve Avrupa’da gelecekte daha çok GD ekin yetiştirildiğini görecek miyiz?

JS: Bir konuya açıklık getirmek için, Avrupa’ya ithal edilen ürünlerden GDO içerenler etiketlenmek zorunda, fakat ithal edilen hayvan yemi hayvanlara verildiğinde, süt ve et GDO olarak etiketlenmek zorunda değil. Bu yasal boşluk milyonlarca ton genetiğiyle oynanmış hayvan yeminin Avrupa gıda zincirine girmesine izin veriyor. İnandığımıza göre, bu durum bazı sağlık sorunlarına yol açıyor. Birleşik Devletlerde GDO’dan kaynaklanan birçok sağlık sorununun arttığını görüyoruz. Sindirim sistemi bozuklukları, astım ve allerjiler gibi bağışıklık sistemi sorunları, özbağışıklık hastalığı, bağırsak sızıntısı, diabet, kısırlık gibi vakalar görüyoruz. Ve bu rahatsızlıkların insanlar, çiftlik ve labaratuvar hayvanlarının GDO’lu gıdalardan GDO’suz gıdalara geçtiklerinde tersine döndüklerini görüyoruz. Buna rağmen Avrupa’da bunu değerlendirmek daha zor çünkü insanlar GDO’lara hayvan yemi üzerinden maruz kalıyorlar ve bu hayvanların sağlıklarını etkileyebilir ve halihazırda kesinlikle etkilemekte.

Hayvanlarda fiilen her organ ve her sistemde hasar gördü, kansere yol açabilecek hücre çoğalması, daha küçük beyin, karaciğer ve testisler, kusurlu bağışıklık sistemi organları, karaciğer ve böbrekte hasar, ve bunun benzeri vakalar. Aynı zamanda hayvanlarda besin yetersizliğine rastlanıyor, çünkü ilaçlar bitkilerin besinlerin bitkilere geçmesini engelliyorlar. Hayvanlar için en popüler yiyecekler, roundup ready soya, mısır, pamuk tohumu, kanola, şeker pancarı ve yonca, yani besin değerleri düşük gıdalar alıyorlar. Çiftlik hayvanlarında küresel ölçekte bir yetersizlik var, şüphesiz ki Birleşik Devletler’de daha çok hayvan hastalığına neden oluyor. Sonuç olarak Avrupa’lı tüketiciler sağlıklarını olumsuz yönde etkileyebilecek GDO’lara maruz kaldıklarından hala habersizler.

RT: Fakat her şey söylediğiniz kadar tehlikeliyse – çünkü Amerikan halkının bu söylediklerinizden Rusya’lı ya da Avrupa’lılardan daha çok haberdar olduklarını var sayıyorum – satışlar neden hala artıyor?

JS: Aslında, GDO içermez etiketli ürünlerin satışları diğer tüm ürünlerden daha çok artıyor. 2012’de en hızlı büyüyen gıda kategorisidir. Whole Food Market yöneticisinin USA Today’e verdiği demeçte belirttiği üzere üçüncü bir şirket tarafından GDO içermez şeklinde etiklenen ürünlerin satışları yüzde 15 ila 30 arasında artıyor. Yüzlerce yeni firma başvuruyor ve bu kırılma noktası. Avrupa’da kırılma noktasını gördük ve Amerika’da bu sahneden sonrasının gün yüzüne çıktığına şahit oluyoruz. Sağlık sebepleriyle özellikle tehlikeye daha açık durumdaki çocuklar için GDO içermeyen ürünlere talep etiketleme konusunda bir hareket yarattı, Connecticut ve Maine’de etiketlemeyle ilgili yasanın geçmesini sağladı ve Washington eyaletinde bu sonbaharda yasalaşması bekleniyor. İki düzineden fazla eyalet etiketlemeyle ilgili düzenlemeleri parlementoya taşımış durumda, henüz yasalaşmadılar ancak gelecek sene yasalaşmaları bekleniyor. Yani GDO’lara karşı bir hakeret görüyoruz ve sanırım gıda üreticisi firmalar tarafından güvenilirlik göstergesi olarak gıda zinciridinden kaldırılacaklar.

RT: Bunları duymak güzel, kesinlikle. Ancak Monsanto gibi GDO üreten firmalar gerilemenin ve tehlikelerin farkındadırlar – nasıl bir tutum takınırlar ne düşünürsünüz? Bu sadece şirketlerin açgözlülüğüyle açıklanabilecek basit bir durum mu?

JS: Öncelikle söylediğimin üzerinden geçmek zorundayım. Eski bir Monsanto bilim insanıyla konuştum ve zaten bildiğimiz sanayi araştırmalarında farelerin Monsanto’nun mısırından zarar gördüklerinde, mısırı piyasadan çekmeleri gerekir iken onlar çalışmayı yeniden yazıp gerçeği sakladılar.

Benzer şekilde, ineklerin sütünü arttırmak için enjekte edilen sığır büyütücü hormonların güvenlik denemelerinde sütün içerisinde kansere neden olan yüksek miktarda IGF-1’e rastladılar, Monsanto’nun üç bilim insanı organik olmadıkça sütü içmeyi reddetti, hatta biri kendi ineğini satın aldı.

Şimdi tecrübelerimizden bildiğimiz üzere Monsanto bu işin üzerine gidecek. 1999’da San Francisco konferansında yer alan biriyle konuşurken Monsanto danışmanı Arthur Andersen’in Monsanto idarecileriyle önce “Sizin için ideal gelecek 15 20 yıl nasıl?” sorusunu sorarak nasıl çalıştığını anlattı. İdarecilerin tamamı ticari tohumların tamamının genetik olarak değiştirilmiş ve patentlenmiş bir dünya tasviri yapmışlardı.

Bu Monsanto ve birkaç biyoteknoloji iş ortağına dünya tohum arzınının kontrolünü verebilir. Tohumları kontrol ettiğinizde gıdayı kontrol edersiniz. Gıda en çok ticareti yapılan meta ve eğer gıdayı ve çiftçileri kontrol ederseniz bu muazzam bir kontrol ve kar demektir. Buna ek olarak tohumları steril hale getiren yok edici teknolojicisini tanıtmak istiyorlar. Henüz ticari olarak ürünleşmedi, fakat hedeflediği, eğer dünyadaki 1.4 milyar çifçi tohumlarını saklarlarsa Monsanto hiçbir ödeme yapmayacak. Sonuç olarak onlar dünyadaki tüm çiftçilerin genetiği değiştirilmiş ve patentlenmiş kataloglarına gitmelerini istiyorlar. Bu milyarlarca yıllık evrimin ürünlerini tasarımcıların genleri ve organizmalarıyla, daha çok kar ve kontrol için değiştirme çabaları.

RT: Yani bu durum 1970’lerde tütünle ilgili duruma benziyor – tütünün tehlikeleri kamuoyunca kabul edildi, fakat insanlar halk sağlığına zarar verdiğini bildikleri halde adanmış şekilde karlar için çalışıyorlar.

JS: Tütün benzetmesi çok iyi, fakat tütünün yarattığı etkiyi GDO’ların yaratabileceği ve yarattığı etkilerle kıyaslamak sönük kalır. Gördüğünüz üzere GDO’lar gıda zinciri içerisinde, yani yiyen herkesi etkiliyor ve bununla birlikte küresel ısınmanın ve radyoaktif atıkların etkilerine dayanabilecek dış dünyada gen havuzu içerisindeler. Yani bu her bir insanı yaşayan tüm canlıların ve gelecek kuşakların hayatını etkileyecek geri döndürülemez bir teknoloji. Fakat, tütün endüstrisi gibi, biyoteknolojiyle birlikte tütün bilimi kullanıyorlar. Yanlış tespit yöntemleri, yanlış kontroller, yanlış istatistikler kullanıyorlar ve sorunla karşılaştıklarında, üzerini kapatmaya çalışıyorlar. Bu bizim defalarca göstermeye çalıştığımız bir şey, misal benim kitabım Genetik Rulet ya da aynı isimli filmde.

RT: Toprak hakkında konuşacak olursak, tarımsal ekosisteme GD genlerin nüfusu geri döndürülebilir mi? Ya da çok mu geç?

JS: Labarotuar araştırmalarından öğrendiğimiz üzere genler ekinlerden topraktaki mikro organizmalara geçebiliyorlar, bu bir yöntem. Bildiğimiz üzere topraktaki küçük canlılara da geçebiliyorlar, orada genler bulduk. Buna ek olarak milyonlarca dönüm arazi üzerinde kullanılan roundup’lar toprak için yararlı olan, bitkilere mineral sağlayan bakterileri de öldürüyor ve patojenler üretiyor. Birleşik Devletler’in tarımında 40 bitki hastalığı yükselişte. Ve bu ilaçlar, Monsanto’nun reklamını yaptığının aksine Fransa ve Birleşik Devletler mahkemelerinde hatalı reklam oldukları tespit edildi. Bu ilaçlar toprakta yıllarca hatta on yıllarca kalabiliyor.