Gazeteci Capa’nın sınırdışı edilmesine İHD Hakkari’den kınama

139

İHD Hakkari Şubesi Kıbrıs’ta yazdığı yazılar nedeniyle sınırdışı edilen Gazeteci Necmettin Çapa’ya yönelik sınırdışı  kararını kınadı.

Kıbrıs’ta yaşayan ve çeşitli yayın kuruluşlarında editörlük ve köşe yazarlığı yapan Gazeteci Necmettin Çapa, yazdığı yazılar nedeniyle Kıbrıs Hükümeti tarafından sınır dışı edilmesine bir tepki de İHD Hakkari Şubesi’nden geldi.

Gazeteci Çapa ile birlikte Hakkari İHD Şubesi’nde basın toplantısı düzenleyen İHD Şube Başkanı İsmail Akbulut, 11 Ocak’ta Kıbrıs’ın kuzeyinde 20 yıldır ikamet eden gazeteci-yazar Hakkarili Necmettin Çapa’nın apar topar sınır dışı edilmesi ile başlayan demokrasiye tahammülsüzlük süreci üzüntüyle izlediklerini söyledi.

Anti-demokratik bir şekilde sürgün edilen Çapa’nın tek suçunun Afrika ve Yeniçağ Gazetesi’nde Kürt halkının sorunlarını ve Kıbrıs Türk halkının içinde bulunduğu işgal koşullarını sürekli gündeme getirmesi olduğunu da dile getiren Akbulut, sürgün kararını kınadı.

Akbulut, “Gazeteci arkadaşımız gerek Kürt kimliği ile Kürt sorununu yazılarına taşıması, gerek ise Kıbrıs Türk halkının iradesinin gasp edildiğini sürekli vurgulaması, onun ansızın bir baskın ile apar topar, biri 2 yaşında, diğeri üç yaşında olan çocukları ile birlikte sürgün edilmesine sebep olmuştur. Aynı zihniyet bugün Kıbrıs’ın kuzeyindeki yurtsever aydınlar ve bu konularda hassasiyet gösteren Afrika ve Yeni Çağ Gazeteleri üzerinde baskı ve şiddet uygulamaya çalışmaktadır” dedi.

Açıklamanın tamamı şöyle:

11 Ocak 2011 tarihinde Kıbrıs’ın Kuzeyinde 20 yıldır ikamet eden Kürt gazeteci ve yazar Hakkari’li Necmettin Çapa’nın apar topar sınır dışı edilmesi ile başlayan demokrasiye tahammülsüzlük süreci, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hakaret içerikli açıklamaları ve oradaki yargıya müdahalesine varan anti demokratik gelişmeleri üzüntü ile izlemekteyiz.

Anti demokratik bir şekilde oradan sürgün edilen Kürt gazeteci ve yazar Necmettin Çapa’nın tek suçunun Afrika ve Yeniçağ gazetelerinde Kürt halkının sorunlarını ve Kıbrıs Türk halkının içinde bulunduğu işgal koşullarını sürekli gündeme getirmesi oldu.

Gerek Kürt kimliği ile Kürt sorununu yazılarına taşıması, gerek ise Kıbrıs Türk halkının iradesinin gasp edildiğini sürekli vurgulaması, onun ansızın bir baskın ile apar topar, biri 2 yaşında, diğeri üç yaşında olan çocukları ile birlikte sürgün edilmesine sebep olmuştur.

Aynı zihniyet bugün Kıbrıs’ın Kuzeyindeki Yurtsever aydınlar ve bu konularda hassasiyet gösteren Afrika ve Yeni Çağ gazeteleri üzerinde baskı ve şiddet uygulamaya çalışmaktadır.

Türkiye’nin 1983 Cunta yönetimi ve Rauf Denktaş işbirliği ile ilan edilen ancak dünyanın tanımadığı ve “Defacto” olarak adlandırılan bölgede Türkiye tarafından “KKTC” olarak adlandırılan ve her türlü idari yönetimin Türkiye tarafından kontrol altında tutuğu Kıbrıs’ın kuzeyinde, insanların Ankara’dan yönetilmeye artık isyan ettiği bilinen bir gerçektir.

Bu bölgede yaşayan Kıbrıs Türk halkını bilinçli bir politika izlenerek üretimden koparılıp memurlaştırma ve bu yöntem ile ekonomik olarak esir alma, ahlaki değerler dışındadır.

Kıbrıs’ın Kuzeyine özellikle 1983’den itibaren nüfus taşıyarak, oradaki halkı azınlığa düşürme ve oranın demografik yapısını bozma, başlı başına bir insanlık suçu olarak kabul edilmektedir.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’nın bu politikayı bilmezmiş gibi, oradaki halka “Türkiye’nin beslemeleri” diyerek, kabul edilemez bir aşağılama üslubunu şiddet ile kınamaktayız.

Sayın Erdoğan’nın Türkiye’de yargıya müdahale ederek, aydınları zindanlara tıktığını Türkiye halkları bilmektedir.

Sayın Erdoğan’ın kendini yargı üstü görme fantezisini, oradaki halka da uygulaması son derece düşündürücüdür.

Sayın Erdoğan’ın bu üslubu, Kıbrıs Türk Halkını yeterince tanımadığını da göstermektedir.

Sayın Erdoğan’ın medya önünde, açıkça oradaki yargıya müdahalesi şu şekilde olmuştur:

“Biz de gereğini, üzerimize düşeni yaparız, yapmak durumundayız. Çünkü orada böyle bir hakarete, böyle bir yaklaşım tarzına bizim de tahammülümüz söz konusu olamaz. Ben Sayın Cumhurbaşkanı’na az önce onu ilettim. Dedim, ‘Burada gerekli tavrı koymak durumundasın. Bu adamlar kimlerdir? Bunların hepsinin elimizde çekimleri var. Bunların yargıya sevki gerekir. Kalkıp da, Türkiye’ye bu şekilde küfürlerle pankartlarla hakaretlere müsaade edilmemesi gerekir. Bunun gereğini de sizlerin yapması gerekir’. ‘Onların yanında kimlerin olduğunu biz biliyoruz’ diyorlar. ‘Biliyorsanız sizler de gereğini yapın’ dedik.” şeklindedir.

Bu müdahaleyi tüm Türkiye halklarına bir ibret olmasını ve bu ibretin Türkiye döngüsündeki AKP zihniyetinin çözülme noktası olmasını temmeni eder, bu tip demokrasiye müdahale hareketlerini şiddet ile kınadığımızı tüm halklara duyururuz.