Faizler düşürülmeli

136

Faizler her ülkede ekonomiyi denetlemek için yönetimlerin dikkat ettikleri göstergelerden biridir. Halkın kendisi ödemedikten sonra fazla önemsemedikleri bir şey gibidir ve ne yazık ki yönetimlerin ne için faizler yüksek tuttuğunu anlamaya çalışmamakta ve hatta Türkiye’de olduğu gibi bazıları bunu enflasyonu önlemenin bir aracı olarak görür ve şikâyet etmez. İşin aslı monetarist kapitalizmin üretim, sosyal adalet veya eğitim gibi konuları yani halkın refahını düşünmeden sadece parasal aletlerle ekonomiye müdahale metotları arasında faizlerin olmasıdır. Halbuki faiz borcun geri dönme riskini karşılamaktan başka meşru bir anlam taşımamaktadır ve monetarizmde dahi sermaye ile faizin başka bir ilişkisi sayılmaz, faizle para kazanmanın temettü yani sermaye rantı dışında getirisi kabul edilmez.

Bunlar ekonomistlerin akrobasisinden başka bir şey değil ama faizlerin eninde sonunda maliyetlere (masraflara) binip müşteri tarafından ödeneceği herkes tarafından bilinir. Yani toplumun refahıyla doğrudan ilgilidir. Mal veya hizmet ihracında da rekabet şartlarını bozar. Daha az faiz alınan ülke ile daha çok faiz alınan bir ülke yarışamaz. Hem müşteri kazık yer çünkü rekabet edebilecek kadar düşük maliyetlerle ki çoğunlukla işçi ücretleridir, çalışabilirlerse mallarını devlet desteği ile de satabilseler fark etmez. Yüksek fiyatlar nedeniyle ihracat ancak devlet desteği ile yapılırsa devlet desteği yetmeyeceği için fakirlik de azalmaz.

Faizlerin düşürülmesi şarttır. Faizlerin enflasyonun düşürülmesi için çare olarak kullanılmasının üzerinden yıllar geçmiştir ama hala normale dönmemiştir. Borç vermenin riskli olduğu yalancılığın baş tacı olmasına bakılırsa bellidir ama bugünkü şartlarda çok yüksek oldukları da kesindir. Üstelik yalancılıkla mücadele etmek de yönetimin en birinci görevidir.

Türkiye yalancılıkla mücadelede başarılı değildir. Onun için gayrı meşru borçlanma ve borcu silahlı çetelerle tahsil etme olağan hale gelmiştir. Biz de olağanlaşmaya başlanmıştır. Hala daha faizle para verenlerin denetlenmesi yasası işletilmektedir. Sık sık hatırlattığımız için ara sıra hatırlansa da uygulanmasına çalışılmamaktadır. Polisin devreye sokulması için de eğitim tatbikatları yapılmamaktadır. Tabii başka suçlar için de yapılmamaktadır; sanki herkes doğuştan yapacağı işi bilir. Faizciler istedikleri oranı uygulayabilmekte ve tahsilât saçma hale gelmişse zorbalarla tahsil yolunu kullanabilmektedir.

Faiz oranları yasaya göre serbest bırakılmıştır ama önceden ne kadar uygulayacağını merkez bankasına bildirmek zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca insanın suratına bakarak oran belirlenmesin diye bankanın görülecek bir yerine oranların asılması emri de verilmiştir. Ancak bunun anlamı oranların izlenmesine ve RİBA yani aşırı faiz uygulanmasına izin vermeyecek önlemlerin alınmasına çalışılması halinde ortaya çıkacaktır. Hiçbir bankanın izlendiği ve cezalandığı görülmemiştir.

Eski yasada yani İngiliz dönemi yasasında bankaların masraf ve komisyonluk veya başka bir ad takarak müşteriden alınacak parayı da üst limit koyarak sınırlamıştı. KTFD meclisi ilk darbeyi de buna vurmuştu. Şimdi de serbesttirler. Selam verseniz masraf diye hesabınıza yüklerler.

En iyisi siz bir arkadaş yani dayı bulun ki sürprizlerle karşılaşmayasınız.

Kredi almaya kalkarsanız işiniz daha zor. Elinize verilecek sözleşmede daha parayı almadan boynunuzu uzattığınızı yazarlar. Sıkılmayasınız diye sözleşmeyi okumanızı terbiyesizlik sayacaklarını hemen size hissettirirler. Neyi okuyacaksınız ki! Orada sizin hiçbir hakkınız olmadığı ve bankanın her zaman haklı olduğunu okuyacaksınız.

Faiz basit bir orandır. Amma logaritmik hesap yapmayı liseden beri unuttunuz diye size acıyacak değillerdir onlar hemen bir logaritmik cetvelden siye okuyup söylerler. Oran yılda %25 olabilir ama aylık hesap birleştirmeye girince 12 ay sonunda 100 TL’yi 128,4025 TL olarak ödeyeceksiniz ama 5 yıl sonra 349,0343 TL ödeyeceksiniz. Tabii bu kadar da değil kapısının önünden geçseniz masraf deyip sizden dahasını da isteyeceklerdir.

Bankalar mahkeme kararlarının da farkındadırlar onun için dava edilirlerse zayıf durumda kalabileceklerini bilirler. Zannetmeyin ki bunun için dikkatlerini sizi memnun etmeye verecekler? Tam tersine itiraz ederseniz bir daha ayağa kalkamayacağınızı hissettirecek şekilde üstünüze geleceklerdir.

İşin aslı bankaların ve kredi (borç) verenlerin denetlenmesi ve üretimi arttırmak ve sürdürmek için güvenli kişilerin para bulabilmelerini sağlamaktır. Bunun sağlanması bir devrim niteliğindedir. İngiliz idaresi bunu sağlamak için tefecilere karşı savaş açmış, çiftçi borçları, faizle para verenler ve bankalar yasası ile kooperatifler yasasını yapmıştı. İstismara karşı örneğin alınan borcun gerçekten alındığının görülmesi ve faizin anaparayı aşmamasının tespiti için yasal forumlar doldurulmasını gibi şartlar koymuştur. Ne yazık ki bunlar ya unutturulmuş ve idare görevlerini öğrenmeye bile çalışmamıştır.

Yüksek faiz dönemlerinde yıkılan sisteme devlet de gecikme zamları adıyla faizler getirmiş ve rekor birleşik faiz uygulamasıyla ana paranın yani ana borcun unutturulduğu içinden çıkılmaz bir durum yaratılmıştır. Ödenmesi olanaksız borçlar yaratmış ve sonra dönüp ödeme kolaylıklarıyla geri alamaya çalışarak ödeyenleri enayi yerine koymuştur.

İdarenin görevi paranın kullanılmasına ve üretimi desteklenmesine uygun bir ortam yaratmaktır ama o borçluyu ezen bir başıboşluk yaratmıştır. Para bir araya gelecek de üretime gidecek diye bir endişesi yoktur. Öyle olunca da geri ödenmesi talep edilmeyen kamu fonlarına talep artmış ama bankalara ve kredi şirketlerine talep eksikliği ortay çıkmıştır.

Limited şirket hakkı yani şirketin üstüne ne varsa o kadar sorumluluk hakkı verilen ve battığında sahibi diye caka satanların sorumluluktan kurtulduğu sistem tamamen saptırıldı ve denetim diye bir şey kalmadı. Azınlık hakkı da bırakılmadığı için hisse diye bir mantık ortadan kalktı ve şirketlerde sermaye terakümü masal oldu. Şirket demek bir kişinin sahibi olduğu ve şirket adına geride bırakacağı mallardan başka bir şeyle sorumluluğu olmayan bir sözde kuruluş demek oldu. Onun için o şirket kimin deyin hemen söylesinler. Hissedarın olmadığını gösteren sön örnek de Ada limited filan denilen ve genel kurulu varmış da toplanmış gibi yapılan KTHY’dir.

Bankalar para toplayıp kredi vermekten başka iş yapmamalı ve kredi şirketleri kurup tefeciliğe teşebbüs etmemeli deyip durun yozlaşma işitilmenize izin vermez.

%25 faiz vereceksiniz TL alacaksınız %10 vereceksiniz Döviz borçlanacaksınız! Hangi tarladan ne yetiştirip satacaksınız ki bu faizlerle borçlanıp borcunuzu ödeyesiniz? Var mı o kadar mümbit tarla? Bileşik faize de izin olduğuna göre no çans!

Sahi TL daha mı mübarektir ki ona dövizden 2.5 katı fazla faiz veresiniz?

Türk lirası istikrar kazanmış ya! Bu nenin istikrarıdır ki! Aşırı değerli olsun diye faizlerle pompalansın diye ülkemiz üretim yapamaz hale getirildi adımı da tembele çıktı. Akıllılarımız da balık tutmayı öğrenmemiz gerektiği reçetesini öğütler dururlar…