Eski ile yeni kavga eder – Alpay Durduran

81

İşimiz boru. Ele silah alıp dağa çıkmaya kalksak gene de çaremiz yok. Bize canım deyip sarılan sonumuzu hazırladı. Aklımız sora tehlikeli sularda yüzmeye başlayan Rum yurttaşlarımız yüzünden yardıma muhtaçtık. Kurtarıcı diye önce İngiliz’e sarıldık. O bize Türkiye’yi işaret edince oraya yöneldik.

Yukarda bol bol biz şahıs zamirini kullandım ama tabii ki bu bizden gayrı bir sürü insan daha başka işler peşinde idi. Taksimi isteyen var mıydı hiç bilmem ama neden olmasın. Genelde Ada Yunanistan’ın mı olsun, Türkiye’nin mi denirdi. Uzun uzun eski sahibinin hakkı Lozan Andlaşmasına göre bellidir nutukları çekilirdi. Karşı tez de ilk sahibine verilmelidir iddiasında idi. Bazılarına göre Fenikeli diye biri ortada bırakılmadığına göre ilk sahibi denildi mi Yunanistan demekti. Nüfus çoğunluğu bir şey ifade etmez deyip nerenin nüfusu diye soran ve arkadan mini devlet olmaz bölgede Rum bir azınlıktır denilirdi. 1. Dünya savaşının Wilson doktrinini ileri sürenler de vardı.

Bitmek bilmez tez anti tezler bazen savunma amacıyla uydurulmuş basma kalıp laflarla dolar. Karşısındakinin az önce kabul ve itiraf ettiği ve hatta özür dilediği şeyleri inkar etmekte oldukları (çoğul kullanılıp itiraza az pay bırakarak) uzun uzun anlatılırdı.

Değişen fazla bir şey yok.Kuvvetli bir vatanseverlik duygusuyla Rum yurttaşlarımız Yunanistan’la birleştiremediler. Başka bir gerçeklik geldi. İçinde yaşıyoruz.

Bu gerçeklik Kıbrıs’ın ayrı bir devlet olarak kalmasıdır. Strateji kendini dayattı ki kimsenin diyeceğim kadar az kimse dışında Kıbrıslıların istemediği bir yeni durum oluştu. Kıbrıs cumhuriyeti kuruldu.

Kim ne derse desin kim kimi suçlarsa suçlasın bu devletin başlarına konulduğunu ve başka seçenek olmadığı için konduğunu idrak edemeyip kurtulmaya çalıştılar. Biri Akritas planı diye bir şey çıkardı öteki Geçici Merhale planı. Biri idareden çekildi, marifetmiş gibi öteki pişman olur geri gelene geç kaldınız ağam dedi.

Hala daha tutumlar benzer. Biri sanki ihanete uğramakta imiş gibi yabancılara kızar ve yurttaşlarının gönlünü kazanmayı düşünmez. Diğerinin yaptığı da odur. Yabancılar kabahatli kendi mazlum. İki taraf da masum ve mazlum yabancılar suçlu!

Bize Ada’mızın ve dünyanın gerçekleri diyor ki aranızda bu işi pişirin yardım yapacağımız konular belli başka bir şey beklemeyin. Yardımlarla nereye geldiysek orada bulunuyoruz. Ne demiş Derviş: O ki oldu olacak olandı. Ne bekleyeceğimizi bellemediysek boşuna tartışırık.

Biri kalkıp da ben bu öneriyi kabul etmem derse öneririm bir de düşündüğünün olasılığını tartsın. Çünkü kbul edebileceğini kabul ettirecek yardım yoksa hiç gıkını çıkarmasın ŞAYET BUGÜNDEN DAHA KÖTÜ DEĞİLSE.

Ayağımızı yere basmamız gerek. Yoksa kafamızı milli ülkü diye bozmuşuzdur. Çünkü milli ülkünün iddiası bir ulusun çıkarlarını sağlamanın en iyi yolu olmasıdır. Bir ülküyü milli çıkar olarak gösterip iddiayı ispatlayamazsak o ülkü milli olmaktan çıkar. Örneğin uygulanıp da yanlışlığı kanıtlamış bir şey olarak karşımızda durmaktadır ki Kıbrıslı Türkler için bu statüko yıkıcı olmuştur ve nüfusun üçte ikisi göç etmiştir. Bugünkü yapıyı milli ülkü diye kabul etmek kafayı yemektir.

Nüfus sayılır sayılır ama Kıbrıslı Türk için 200 000 denilemiyor. Halbuki doğal nüfus artışı ile Kıbrıs’ta nüfus 200 000’i geçmeli idi. Şimdiye kadar gelenlerin yerliyi geçtiğini söylerdik bir sürü itirazı dinlerdik. Bu kez bizi sayalım diyorum. Sayalım bakalım kaç kişi kaldık. Bir doğal nüfus artışını hesaplayalım ve yaşamdan memnuniyetimizi sınayalım.

Ülkemizi yanşamayacak hale getirdik. Brusella ile de zehirlenmeye terk ettik.

Kendimi bildim bileli Brusella yani malta Humması iler mücadele edilmektedir. İlk kez Brusellalı hayvanların etinin yenmesinin dikkatli olmak kaydıyla tehlikesiz olduğunu dinlemeye başladık. Bu faşist idare insanların beynini dumura uğratır. Kendi istediği düşünmesini sağlamak için beyinlere müdahale der ve hafızasını siler onun için bir aklı evvel çıkar tarım bakanı olur ve bunları anlatır.

Breusellayı hafızası köreltilmemiş olsa bu halk bilir ve ona böyle palavralar anlatılamaz ama bizim halkın hafızası köreltildiği için masal anlatılabiliyor.

Anız yakmak rezaletinde olduğu gibi. Yöneticilerden ziyade geride duran derin devlet denilenler etkilidirler ama etkili olmalarını önde görülenlerden almaktadırlar. Onun için polis asker ve daha derindekiler öndekilere dokunmazlar. Yoksa Anız derken etrafı yakana kim izin verdi ise onun canı yanardı. Brusellalı et yeyip de Malta Humması olanların acısını da izin verenden çıkarsalar işler yoluna girerdi. Dokunmalar ve kötülük uzayıp gider.

Anızın adını bile bilmeyen Kıbrıs’ta anız diye hayvanın otunu yaktılar, tarla kolay sürülsün diye hayatı yok ettiler. Brusellalı hayvanların nerde oldularının ve kaçta kaçının itlaf edilip hastalığın ortadan kaldırılmasının sağlanacağının haberleriyle büyüdük şimdi tarım bakanından yeyin diyen açıklamalar dinliyoruz.

Tabii ki iyi pişirilmiş ette mikrop ölür ve bulaşma kolay olmaz ama ya byulaşırsa? Bakan etlerin iyi pişip pişmediğini kontrol mü edecek?

Neyi kontrol ettiler ki bunu da edecekler.

Eski ve yeni kavga etmişler. Etsinler. Hafızası boşalmış b,r toplumda kavga sebepleri bile cıvık olur. Senin adana, yurduna kafa yıkama meraklıları musallat oldu gewçeklerden koptun ve sonunu getirenlere kurtarıcı diye sarıldın. Hala aklın başına gelmiyor. Eskinin biri Kayserili dediyse öteki de Kıbrıslı Türk dedi. Ne farkı var ki! İnsanım dedi mi? Dünya bir ve oturdum yerden başlayarak sahip çıkmazsam mutluluk görmem dedi mi?

Geç bunları. Brusellalı ete buyur. Kafa ayıklama meraklıları istila etti. Haydi Malta’ya!