Erdoğan’ın HAS acentası – Murat Kanatlı

100

Erdoğan’ın ziyareti öyle hemen konuşulup hızla geçilecek nitelikte değildir.

Birçok şey yaşandı, bunlar tekrar tekrar konuşulması gerekiyor. En önemlisi nüfus konusuydu.

Erdoğan’ın ziyareti öncesi ve sonrası nüfusla ilgili bu yazda üzerinde durmak istediğim iki önemli şey ayni anda yaşandı, biri Erdoğan’ın açıklaması, diğer ise yaptırdığı “miting”ler…

Açıklama malum, herkes biliyor. Erdoğan, 18 Temmuz’da Kıbrıslı gazetecilere Ankara’daki buluşmasında ‘madem çocuk doğurmuyorsunuz, biz de nüfus taşırık’ dedi… Bu konuda hala daha resmi veya gayri resmi bir “düzeltme” de gelmedi. Katılan herhangi bir gazetecinin kaleminde ‘ben duymadım’, ‘tam öyle demedi’ gibi bir söz de çıkmadı. Genellikle Erdoğan’ın kırdığı potlar, arkasından gelenler tarafından toplanmakta, o yüzden Erdoğan genellikle basınla baş başa çok uzun süre hazırlıksız bırakılmaz, bırakılmamaya çalışılır. Zaten gene herkesin bildiği gibi Erdoğan’ın açıklamalarını yazan onlarca kişiden oluşan bir ekibi var. Bu yönü ile “nüfus taşıdık” sözü hala masadadır…

Tam olarak ne demişti Erdoğan; “Hem doğurmuyorsunuz, hem de oraya nüfus götürmemize karşı çıkıyorsunuz. Madem nüfus aktarmamızı istemiyorsunuz, siz de doğurun!”

Peki, konu nasıl yansıdı toplantıya katılan gazetecilerin sütunlarına?

Rasıh Reşat köşesinde; “Güney Kıbrıs ile güçlerin dengelenebilmesinin nüfustan geçtiğini ve Türkiye’de her söyleminde yaptığı gibi, “en az üç çocuk, hatta Kıbrıslılar dörder çocuk doğurmalı” ifadesini kullandı. “Hem doğurmazsınız, hem de Türkiye’den nüfus geldiğinde de kızarsınız” diyerek espri de yapan Erdoğan aslında ileride büyük sıkıntı yaratacak önemli bir soruna da parmak basmış oldu.”

Ali Baturay ise köşesinde ““Hem Türkiye’den nüfus aktarmamıza karşı çıkıyorsunuz, hem de çocuk doğurmuyorsunuz” diye espride bulundu” diye yazdı…

Sefa Karahasan ise Milliyet’e yaptığı haberde , “Erdoğan, “Hem doğurmuyorsunuz, hem de oraya nüfus götürmemize karşı çıkıyorsunuz. Madem nüfus aktarmamızı istemiyorsunuz, siz de doğurun. Burada 3 ama Kıbrıs için 4 çocuk öngörüyorum çünkü nüfusa ihtiyacımız var” dedi” şeklinde konuyu aktarıyor.

Bir Milliyet muhabiri haberi bu şekilde veriyorsa, herhalde konu tam da buna yakın gelişmiştir. Burada aslında konunun tüm yönlerini görmek mümkündür. Erdoğan “götürmemize”, “aktarmamıza” karşı çıkıyorsunuz derken, kendisinin bu işi hali hazırda yaptığını gönül rahatlığı ile ortaya koyuyor yani nüfusu taşıyan Türkiye’dir diyor. Ama bir şey daha yapıyor. “Nüfusa ihtiyacımız var” diyor. Kimin? Bizim! Biz kim? Bu cümle ile ‘biz’in içinde Erdoğan’ın da olduğu net olarak belli oluyor, yani ‘fetihçimiz’!

Bu konuya niçin dönüp dönüp geliyorum, çünkü daha önceki tartışmalarda buraya gelenlerin işgücü olduğunu, kendi rızaları ile geldiklerini, Türkiye’nin nüfus aktarmadığını söyleyen onlarca politikacı, akademisyen, gazeteci vardı. Bu saatten sonra bu tartışma devam edebilecek mi bilmem, çünkü taraflardan biri, Erdoğan, resmen yaptığını çok açık şekilde itiraf etmiş durumda, bunu hala birileri konuşup Erdoğan’a rağmen ‘Türkiye nüfus taşımıyor’ savunması yapabilecek mi? Bilinmez!?

Bunun yanında Erdoğan’ın burada yaptığı mitingler de dikkat çekiciydi. Halkın Adalet Konseyi kendilerinin artık Kıbrıslı Türk olduklarını ve geleceklerini bu coğrafyada gördüklerini söyleyip duruyorlardı. Bu mitinglerdeki tablo bunun böyle olmadığını net olarak gösterdi. HAK temsilcileri, HAK oluşturan örgütlerin temsilcileri Erdoğan’ı Türkiye’nin bir iline gitmiş gibi karşıladılar. Kendi gerçek başbakanlarını karşıladıklarını açıklamaları ile net olarak ortaya koydular. Hep beraber “her şey Türkiye için” diye pankart açıp, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye slogan attılar.

Erdoğan’ın Kıbrıs ziyareti sırasında iki yerde seçim mitingi gibi mitingler yaptırıldı. Biri Ercan’da, özel Türkiye’den getirilmiş seçim otobüsü üzerinden, diğer Mağusa’da… Ercan’da Erdoğan’ı karşılamaya gidenler arasında tanıdığı kimsenin olmadığını yazdı bazı köşe yazarları, hatta bunlar içinde sağcılar bile vardı. Bunun anlamı şu, Ercan’da Erdoğan’ı karşılayanların ezici çoğunluğu Türkiye’den gelenler oluşturuyordu. Benzer şekildeki manzara Mağusa’da da yaşandı. Bu iki mitingde de ‘Türkiye seninle gurur duyuyor’ sloganları atıldı. Oradakiler Erdoğan’ı “başbakanımız” diye karşıladı. Bunun yanında Erdoğan hükümetlerinin dayatmalarını, açıklamalarını protesto ederken dayak yiyenlerin ezici çoğunluğu ise Kıbrıslılardan oluşuyordu. Bu manzarayı oluşturan, bu ayrımcılığı yapan biz değiliz!

Bu manzaranın tehlikeli kısmı ise o kürsülerden Erdoğan’ın bizi hedef göstermesi idi. İşaret ettiği marjinaller, KTHY çadırı önündekiledi, Hamitköy’dekilerdi yani bu eylemleri destekleyen siyasi partiler ve sendikal platform Erdoğan açısından marjinaldir, bunları önemsemeyin. Bunu kime söyledi? Önündeki ezici çoğunluktaki Türkiyelilere! Peki, bu tablodan sonra soruyu tekrar soralım, kim Türkiyeli – Kıbrıslı ayrımını körüklüyor?

Halkın Adalet Konseyi temsilcileri Kıbrıslı – Türkiyeli ayrışmasından bu kadar rahatsız olduğunu iddia ederken, bunca yaşanandan sonra ses çıkarmamış olması onların yalnızca samimi olmadıklarını, ikiyüzlü olduklarını gösterir…

Erdoğan Kıbrıs’taki sosyo-ekonomik yapıyı dinamitleyip gitmiştir. Erdoğan’ın rüzgârı ile Halkın Adalet Konseyi Erdoğan’ın HAS acentası olarak koltuğa oturmak için harekete geçti. Silahla toprağa el kondu, tüm siyasi irade demografik yapının değişmesi ile el değiştirdi, paketlerle tüm ekonomik yapı Türkiyeli şirketlerin eline geçti.

Ekonomin yapının değiştirilmesi olan 3. Harekâtın hızla ilerlediği bugünlerde, 4. Harekât yani siyasi yapıların resmen devralınmasının işaretleri belirdi, üç vakte kadar UBP’nin yerini Erdoğan’ın HAS acentası alır!