Ekoloji politiktir! – Murat Kanatlı

95

27 Ocak Pazar günü Karpaz’da üç farklı olay yaşandı! Herkes “bişey yaşadık” dese de aslında üç farklı olay yaşandı…

İlki açık, gözüken, bölge insanı ile rant için doğa tahribatına karşı eylem yapmak isteyen eylemciler arasındaydı. Bu ilk kez bu coğrafyada yaşanmadı, örneği dünyanın birçok yerinde defalarca yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Güncel çıkar elde etme kaygısı ile bölge insanı kendince “ekmek” kazanma kavgasında… Ama gene binlerce örneği var ki, bu ranttan yalnızca “büyük”ler payını alacak, bölge halkına ise şanslı iseler kırıntıları kalacak. Karpaz bölgesi için en somut örnek Bafra’dır… Buna bile baksalar, bu rant kavgasından kendilerine ne düşeceğini çok iyi anlayacaklar ama bu iş için diyalog lazımdır. Bu eksiklik ve yapılan provakatif çalışmalar iki grubu Pazar günü karşı karşıya getirdi.

İkincisi ise rejim ile bir kısım eylemciler arasında yaşanan çatışmadır. Kıbrıs’ın kuzeyi hızlı daha da fazla otoriterleşmekte… Eskiden rejimin görece demokrasi varmış oyunu son buldu. Yüzeyde demokrasi boyası hızla kazınmaktadır. Biz de dâhil, yüzeyde demokrasi adına çekilmiş ince bir boya olduğunu altında otoriter, militer bir rejim olduğunu söylüyorduk. Bu artık çok daha net açığa çıkmaya başladı. Artık ülkenin her metre karesinde en basit düşünce, toplanma ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü, hakkı polis saldırısına uğramaktadır. Kendilerinin referans alıp ülke yönettikleri anayasaları düşünce suçu yoktur ve ifade özgürlüğü vardır diye yazmakta ama bunun hayata geçirildiği zamanlarda da polis saldırısı artık rutin olarak yaşanmaktadır. Herhangi bir sözcük ya da düşünce ya da Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulup faaliyet gösteren herhangi bir örgüt herhangi makam tarafından yasadışı ilan edilmemiş olmasına rağmen, polis teşkilatı kendince ‘sorunlu’ gördüğü pankart, yafta gibi ifade özgürlüğünün araçlarına saldırmakta, şiddet uygulayarak bu ifade özgürlüğü araçlarına el koyabilmektedir. Bu keskinleşiyor. Son olayda “vali elini burnumuzdan çek” pankartını bu tip saldırıya uğradı. Düşünce, toplanma ve gösteri haklarının tümü bir kez daha ihlal edildi. Polis keyfi bir şekilde saldırmakta, keyfi bir şekilde kararlar alıp uygulamaktadır. Son olayda oradaki polis subayına tutanak karşılığı pankartın verilmesini konuşalım dememize rağmen, emirler keyif olduğu için oradaki kimse sorumluluk almak istemediği için -ki bunu biliyorduk, böylesi bir öneriyi konuşmayı dâhi kabül etmediler. Daha ileri bir demokrasi talebi mücadelesinden, mevcut demokrasi, hak ve özgürlüklerin korunması mücadelesine doğru hızla gitmekteyiz.

Üçüncüsü ise çok fazla görünmeyen eylemciler arasındaki ayrımdı. Eylemciler aslında kabaca üç grupta toplanabilirlerdi, çevreciler, ekolojistler ve duyarlı aktivistler…

Bilinen yaklaşımdır, daha önce çok konuşuldu çevreci hareketler genellikle belirli bir çevre sorununun çözümü için noktasal çalışmalar yaparlar. Ancak çevreci hareketlerin sıklıkla seçtikleri mücadele araçları ve şekilleri, çevre sorununun kökenini göz ardı etme veya gereğince öncelik vermemeye zorlar. Hatta daha da önemlisi anlık çözüm için risk almalarına, yani dert ettikleri çevre sorununun kökenindeki aktörlerle (devlet, kapitalistler gibi) zaman zaman aynı tarafa düşmelerine, ya da karşı tarafta kalsalar bile taviz vermelerine veya düpedüz kullanılmalarına neden olabilmektedir.

Cahit Özmaya, politik ekoloji yazısında çevrecilikle ilgili şu tespiti yapmıştı; “Ekolojik yıkımın asıl faili olan kapitalist ilişki ve üretim sistemine dokunmamaktır. “Benim nedeni olduğum bir sonucun hesabını soracağım bir adres yoktur, çünkü her adres önce bana çıkacaktır” tespitinin sınırlarını aşmamıştır çevrecilik. Günümüz çevreci yaklaşımlar içinde kimi iyi niyetli kişi ve gruplar olsa da, özünde yeşil örtü altında kapitalist ilişki sisteminin sürdürülebilirliği bulunmaktadır. İnorganik atıklardan ve kimyasal reaksiyonlardan dolayı kökünden çürümeye başlamış bir ağacın dal ve yaprakların iyileştirilmeye çalışılması pek bir fayda sağlamayacaktır. Çevreci yaklaşımlar maxmalist (üretim-tüketim ve yeniden üretim açısından) kapitalist ilişkileri bütünlüklü olarak reddetmedikleri sürece ekolojiye katkıları ancak bu “dal ve yaprak iyileştirme” çabası kadar olacaktır.”

Politik ekoloji ise; insan merkezli bakış açısının tersine, doğa merkezli bakış açısını temel perspektif olarak ele alır ve “insan sadece doğanın bir parçasıdır, insan yerini bilmelidir,” belirlemesiyle hareket eder. Bu nedenle, ekolojik sorunları çözmek için mücadele eden bir politik ekoloji hareket diğer alanlarda yaşanan bozulmaları, sorunları da dikkate almak durumundadır.

Bu neden politik ekoloji, ekolojist hareketler ile çevreci hareketeler temelden içinde ciddi farklar barındırmaktadır.

Konu bununla da kalmaz, politik ekoloji, ekolojist hareketler tıpkı diğer politik akımlar gibi alt gruplara da ayrılırlar.

Örneğin eko-sosyalizm ekolojik sorunların temel nedenlerini kapitalist üretim biçimi ve bu üretim biçiminin belirlediği yapılar olduğunu belirten bir harekettir.

Karpaz’da Pazar günü üçüncü yaşanan olay tam da buydu, çevreci hareketlerin noktasal bir eylem niyetleri ile politik ekoloji benimseyenlerin bütüncül mücadele anlayışları arasındaki yaklaşım farkı… Yaşanan pankart krizine bazı çevreci hareketlerin tepkisini buradan okumakta yarar var… Ancak bu farklılıklarla birlikte hareket edebilme imkânlarını yaratmak önemli, ancak farklarımızın farkında olarak…

YKP için Eylül 2012’deki ekoloji formu ile eko-sosyalizm ve eko-feminizm ciddi şekilde ajandasına girdi ve YKP doğa ve ekolojik krizlerine politik ekoloji perspektifi ile yaklaşıyor.

YKP için ekoloji, anti-militarizm, toplumsal cinsiyet eşitliği ve diğerleri politik direnme alanları ve toplumu dönüştürme mücadelesinin parçalarıdır.

Tam da bu nedenle bizim için de ekoloji politiktir!