“Doğal adalet ilkelerine” karşı savaş – Murat Kanatlı

96

Halil Karapaşaoğlu olay ile bir kez daha bazı konuları hatırladık…

Bu ülkedeki hukuk sistemi çöktü, çürüdü, insan hak ve özgürlüklerini korumda artık yetersizdir olma halinin son aşamasındadır.

Hukuk sistemi çöktü. Polis canının çektiği yere barikat kurar ve der ki ‘bundan sonrası yasak!’ Peki, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına ne oldu? Elçilik önüne kurar, meclis önüne kurar, Boğaz tepesine kurar, ateşkes hattına yanaştırmaz… Kendince bir liste çıkardı ve kalıcı şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkını kısıtlamakta ama hukuk sistemi buna ses çıkarmıyor değil, tersine bunu onaylayan, destekleyen bir pozisyonda. Bu hakkında ısrar edenleri de yargılayıp, polisin görevini engellemekten mahkum etmekte. Peki, polis bu kalıcı kısıtlama yapma hakkını nerden aldı? Belli değil, bu konuda yazılı bir karar yok, yasa yok, ama yürütme var. Karar olmadan yürütme olmaz denir ama bu konuda istisnai olması gereken sözlü kararlara dayanarak, kalıcı şekilde bu hak ve özgürlük engellenmekte. Halil olayında bunu 5 Ocak’tan beri hergün yaşadık, Boğaz köy girişinden durdurulduk, Hamitköy içinde durdurulduk, her yerde, her an durdurulabilmekteyiz. Neye, hangi yasa ve karara dayanarak bir hak üzerinde kalıcı kısıtlama uygulanıyor sorgusunu mahkemeler yapmayı ısrarla ret etmekte…

Hukuk sistemi çürüdü. Adalet arayanlar mahkeme kapısına dayanmakta, sınırdışı edilen Kürt öğrencilerin, Halil Karapaşaoğlu’nun ve diğerlerinin avukatları bu insanların adil olmayan şekilde maruz kaldıkları uygulamaların en azından hızlı şekilde durdurulmasını ve daha fazla bu insanlar haksızlığa uğramasın diye adaleti yardıma çağırıyorlar. Mahkemeler ise ‘bugün git, yarın gel’ deyip sürekli davaları erteliyorlar. Böylesi durumda herkes kendi adaletini aramaya başlıyor çünkü mahkemeler artık adaleti yerine getirme işlevini görmüyor, hukuk sistemi çürüdü, diğer kamusal kurumlardaki çürüme buraya da bulaştı. Doğu Akdeniz Koleji, Karpaz’a elektrik götürülmesi ve diğer başka birçok olayda talep edilen ara emrini görüşmeyi hukuk zemininde değil, kendi ajandaları üzerinden yürüttüler. Halil ve Kürt öğrenciler olayında da benzer durum ortaya çıktı. Hak mağduriyetleri durduracak adımlar atmak yerine askerin, polisin dayattığı koşulların ön kabulü üzerinden, kendi kişisel, terfi alma, sürülmeme ve diğer saiklar çerçevesinde karar vermemeyi tercih ediyorlar.

Halil olayı son süreçte en çok dikkat çeken olaydır.

GKK Basın Bürosu da açıkladı, Halil’in askerliği 28 Aralık’ta bitti ama işin ilginç yanı artık asker olmayan bir kişiyi GKK kendi canı öyle çekti diye 5 Ocak’ta yargılayıp askeri hapishaneye gönderebiliyor. 27 Aralık’ta Halil’in ifadesini almak için gecenin bir yarılarına kadar tutukları gün Halil’e resmi olarak askerliğinin uzadığı tebliğ edilmemişti. Tersi Halil’e ertesi gün özgür olduğu, isterse güneye geçebileceği söylenmişti. O zaman? Bu hukuksuzluk karşısında Mahkeme ne yapmalıydı. Bir kişinin özgürlüğünün kısıtlanması bu kadar ucuz ve sessiz mi olmalıydı? Maalesef öyle oldu.

Peki, madem özgürlüğünün kısıtlanması ile yargılanıyordu, o zaman bu ciddi bir konudur ve bir kişinin böylesi bir ortamda kendini savunası daha değerli olur çünkü günün sonunda bahsi geçen özgürlüğünün kısıtlanması konusudur. Daha önce alınmış mahkeme kararlarını da çiğneyerek GKK Halil’in savunma hakkını, avukatı ile savunma hakkını ‘disiplin mahkemesidir’ diyerek elinden aldı.

Avukat tutma konusunda Zaim Necatigil’in Anayasa ve Yönetim Hukuku kitabında şöyle denmekte: “Hakkında disiplin işlemi yapılan kişi, suçlamanın ne olduğunu öğrenebilmeli ve buna karşı savunmasını yapmak için kendisine her türlü fırsat verilmelidir. Savunmasını yeterince yapabilmesi için hakkında yapılan savların esasları ilgili kişinin bilgisine getirilmeli, bunlara yanıt vermesine fırsat tanınmalı ve dilediği takdirde kurul huzurunda bir avukat tarafından da temsil edilmesine izin verilmelidir.”

Bu kitap hukuk camiasında el kitabı olarak kullanılmaktadır. Burada yazılanlar karar alıcılar, savunma hazırlayanlar için bir tür yol göstericidir. O zaman, bu kadar net bir konuda, adil yargılanma hakkı elinden alınan konusunu kim takip edecek?

Maalesef, “doğal adalet ilkelerine” karşı savaş açan GKK’ya, polise karşı hukuk savaşını vermesi gereken mahkemeler bu kadar hantal ve isteksiz davrandığı sürece işimiz çok zordur…

Halil için Yüksek İdare Mahkemesi’nde açılan davada onarılamayacak bir durum olmadığı söylenerek yürütmenin durdurulması talebinin reddedilmesi de bu zorluğun derecesini perçinleyen hatırlatma olmakta…