Dini etkinlikler ve terörle mücadele çelişkisi – Alpay Durduran

190

durduran2Dini etkinlikler NGO veya STÖ etiketleriyle Türkiye ve Kıbrıs’ta sürüp duruyor. İki ülkede de yönetim bunların etkinliklerini denetleme yeteneğine sahip değil. Kıbrıs’ta laik bir düzen var ama düzen savunma etkinliği olmayan bir laçkalık içindedir. Hiçbir şeyi doğru dürüst izleyemediği gibi izleyip tehlikeli unsurları doğmadan öğrenip etkisizleştirecek durumda değildir. Türkiye’de de siyasi engeller vardır.

Türkiye yönetimi tehlikeli gelişmelere karşı önlem alınmasını gerekli gören bir uyanıklığa sahip yönetim organlarına sahip olsa da laikliği ortadan kaldırmayı amaç edinmiş siyasi kadrolar nedeniyle dini nitelikli eğitim halindeki siyasi direniş yuvaları üretmeye çalışanlara engel olmaya niyetli değildir. Tam tersine ayni yuvalardaki eğitim çalışmalarını kendi siyasi gücünü artırmak için kullanmayı seçmiş bulunmaktadır.

Siyasi ayaklanma amaçlı dini eğitim çalışması yapmak isteyenler arasında kendinden bağımsız olanları hedef alsa İslam birliği idealiyle kafayı yemiş olan siyasi kadrolar kendi laiklik düşmanı etkinliklerini de darbelemiş olacaklardır. Örneğin Kuran’ın mümin olmayan komşunla asla iyi ilişki kurma emrini cihatçı terörist yetiştirmek isteyeni engellemek için gene Kuran’ın başka ayetleriyle çürütme etkinliğini kamu spotu diye veya Kuran kursu müfredatı olarak ileri sürse başı derde girecektir. Çünkü Kuran’da çelişki ararmış gibi olacak, cihatçıların müşrik olma suçlamasına uğrayacak ve siyasi desteği zayıflayacaktır. Laiklerle işbirliği yapmadan da cihatçılarla bozuşma yüzünden kaybedeceği oyları dengeleyemez onun için eli kolu bağlıdır.

Daeş ile savaşmaya dün başlamıştır ama Türkiye çoktan Daeş tarafından Tagut yani Mekke’deki yıkılan putlardan birisinin idaresindeki ülke damgası yemiştir ve hedef seçilmiştir.

Laikler büyük yanlışlıklarla beraber uygulanarak siyasi istismar sonucu çok darbelenmiştir ama ister inansınlar ister inanmasınlar dini kurallara bağlı yaşamayı seçenlerin ortaya çıkacak büyük parçalanma ve yıkımı önleyecek en sağlam destektirler.

İnanmayan Türkiye televizyonlarındaki din kanaat önderleri denenlerin aralarındaki kavgaları izlesin. Dillerini bilmezler ama şuna baksınlar: bir kanaat önderi sizi Kuran’a karşı mı çıkıyorsun diye öfkeyle karşılıyorsa olasıdır kellenizi almadığı için kendinin Kuran’a karşı görevini yerine getirmemekle cehennemlik olduğunu düşünmeğe başlamıştır. Uygun bir yorumla takiyye yapma iznini Ku5ran verdiğine göre ona sarılıp müşriki öldürmeye çalışmanın günahından sıyrılmak için emir ül müminin emri dolayısıyla yapmadığını ve af dilediğini sanırım. Tabii çareler demokraside tükenmediği gibi İslam’da da tükenmez. Kandillerde uygun şekilde ibadetle sıyrılmak olumsudur.

İslam’da ruhban sınıfı yoktur derler ama geçekte ortada çok ruhban sınıfı mensubu vardır. İmamların hiyerarşisi, din işleri bakanlığı ve diyanet işleri başkanlığı gibi diğer İslami yönetimlerde de başka devler destekli örgütler vardır ve hiyerarşisi ile ruhban sınıfı oluşturmaktadır. Devler destekli ama devlete bağlı değilmiş gibi gösterilen devletin destek ve denetimine tabi kuruluşlar vardır. Devletin emrinde olsun diye devletin sağladığı olanaklar olmasa yaşayamayacak çok kuruluş vardır. Bunlarla ilgilenir. Basında da havuz basını veya yandaş basın diye anılan basın kuruluşlarını doğal özel sektör kuruluşu sayarsanız yanılırsınız o tür özel sektör kuruluşu gibi görünen vakıf pireleri de dini eğitim adında zikir yaptıran telkinlerle selefidir, Vahabi’dir değildir çok yuva etkinliği sürmektedir. Siyasi partiler de bunları yandaş hale getirmeğe ve onların müritlerinin desteği için devlet adına onlara hoş görü gösterme yarışına girerler.

Bu düzen böyle sürdükçe çok terörist militan yetişir ve yuvaların tehlikesini saklamaktan başka işe hizmet etmeyen bir terör olayıyla İslam’ı kötülemek olamaz diye demeçlerle esas görevler gözden saklanır.

İnsanlara en önce kimsenin kendini dinin, Allah’ın veya Kuran’ın koruyucusu yerine koymaması gerektiğini öretmek gerektir. Özellikle Allah’ın kimsenin koruyuculuğuna ihtiyacı olmadığını da tüm dindarların kabul edip öğretmesi gereklidir. Kim ki buna karşı çıkar sakat düşüncelerini aşılamaması için veba mikrobu taşıyanlara karşı ne yapılırsa yapılması gereklidir.

Fransa’da kamyona atlayıp yaşamını kaybetmeyi göze alarak insanları çiğneyip öldürenin beynine Allah’ı savunduğu fikrini aşılayanlar hangi yuvalarda yetiştirildi düşünün. Onları yetiştirenleri en iyi savunma insanların kendilerini Allah’ın emirlerini yerine getirmekle görevli olduğunu kabul edenlerin halk düşmanı olduğunu ilan etmemeleridir. Kuran’ı delil gösterip kan dökerek onu savunmak cihattır ve farzdır diye vaazlar verenleri kovuşturma görevini yapmamalarıdır. İstanbul’da Ankara’da ve başka kentlerde vaazlar verildiği kimsenin de bunun tehlikesini görüp harekete geçmediğini görüyoruz. Siyasilerin de bu haberler sonrasında sus pus olduğunu görüyoruz. Veya bazen bir demeç verilir ve bir kovuşturma olursa muhalefetin dinci çevrelere hoş görünsün diye bakın dinci iktidar zamanında vaaz verenler kovuşturuluyor dincilerin kovuşturulduğu döneme döndük diye istismar yaptığını görüyoruz.

Cihatçıları Emeviler ve Abbasi dönemlerinde de kovuşturduklarını bilenler başta dincilerdir. O döneme ve Osmanlı dönemine hayranlık dönülmesi gerekli mutlu dönemler olarak görenler de onlardır. O kadarla da kalmaz. Cumhuriyetçiler bile eğitimi ellerinde tuttukları zamanda bile O devirlere başta Osmanlı dönemi olmak üzere övgüler düzen yalanlarla dolu eğitim yaptırdılar. Eserleri de ortadadır.

Tarihin karanlıklarına gömüldüğü için adına Roma Barışı gibi etiketler koyulmasından ilhamla Osmanlı Barışı deyimi kullanan tarih dersleri ile o devirlerde barışın izi bile olmadığını sürekli bir çatışma hayatı olduğunu gizlemek büyük hata olmuştur. Hala ayni anlayışla eski mutlu devir inanışı sürer.

Sade Alamut’un İhtiyar Adamı diye anılan Hasan Sabbah ve Haşhaşi’leri devrinin Kuzey Afrika’dan Hindistan’a kadar uzayan işgal alanlarını anlatan tarihi okuyun onların uzandığı bu geniş coğrafyada on yıllık barış bile görülmediğini anlarsınız.

Din adamları veya kanaat önderleri laikliğin devlete din veya dinsizlik de insana aittir deyip kimseyi ve hiçbir ülkeyi din devleti yapmakla görevli olmadıklarını kabule ve bunu anlatmaya gerek vardır. Kim ki kendini bunun görevlisi sayıp din devleti peşinde koşar ve zor kullanacakları yetiştirmeye çalışırsa tecrit edileceğini anlaması sağlanmalıdır.