Dindarların iktidarı nereye götürüyor? – Alpay Durduran

240

durduran2Dindarlar kinle dolu olarak yüksek enflasyon ve yolsuzluk acısı ile kıvranan Türkiye’yi halkın oyuyla ele geçirdi. Koalisyonlara o kadar kızdı ki halk onlardan istikrarın sahibi olarak bahseder oldu. Ancak istikrarın ne olup olmadığını değerlendiremeyecek kadar şaşırdı.

Aslında idarede istikrar değil kargaşa sürmektedir. Eğitim sisteminin her birkaç yılda değişmesi mi istikrar? Yargının sürekli ellenmesi mi istikrar? Sağlıkta sonu gelmeyen reformlar mı istikrar? Sosyal sigorta ve ilaç verilmesinde mi istikrar var? İmar konusunda mı istikrar kaldı?

Çocukların sınavlarında istikrar sade her sınavda sorularda yanlışlıklar yapılmasında değil midir? Yoksa istikrar çok oy alanın bilmediği şeyin olmadığı gibi her istediği konuda belirleyici olması ve örneğin tarihte bile tek seçici gibi davranmasında mıdır?

Dine hurafedir değildir diye kafa yormadan kapılıp gidenlerin ortak niteliği aklına pranga takmasıdır. Düşünme gereğini değil “kanaat önderleri ne der” diye düşünmesidir. Tek seçicinin seçilince kendini en büyük kanaat önderi saymasıdır.

Prangaya vurulmuş beyinlerde tartışmanın koşulu olan dinleyebilmek için beyni boşaltmayı becerme yeteneği kalmaz. Somut gerçekleri önüne koyanız da doğru olup olmadıklarını denetleyebilecek olanaklara sahip olup olmadığına bakamaz. Onların beyinleri prangaya vurulmuştur yapamazlar.

Çanakkale savaşında ölen Müslüman olmayanın ve Osmanlı veya başka uyrukluların oranının %20’den fazla olduğunu söyleyeni dinlemezler ve onları da anmanın gereğini duymazlar. Saldırgan tarafınınkileri anarlar da kendi Müslüman dedikleri insanların silah arkadaşlarını anmazlar. Basında Ermeni savaş uçağı personelini okuruz ama onu bile anmazlar.

Kut-ul Amare’de İngiliz ordusunun generali dâhil teslim olmasını kendi keşfetmiş gibi tafra atar da eski devir bunu inkâr etmiş diye yeri göğü inletir. Kendi okumamış diye eski devir unutturmaya çalışmış der.

Eski devir çok şeyi unutturmaya çalışmış ama ayni zamanda demokrasi ve hukuk diye didinmiş ve Batı medeniyeti diye ne anladıysa ithal etmeye çalışmış olduğu için kitaplar yazıldı, çeviriler yayımlandı. Atatürk’ün el yazısı ile yayın olan kitapta dediği gibi dinciler oku denilmiş diye ayni kitapları dönüp dönüp gene okudukları için prangalı beyinlerinde millet ümmet oldu, ulus sözcüğü ırkçılık yapıldı. Sinsice eski devrin ara ara aşırılığa kaçtığı ve kendi ile ters düşerek uyguladığı ırkçı milliyetçiliği ümmetçilik ile birleştirdi ve aynısını benimsedi.

Eski devrin ulus birliğini sık sık vurguladığı misakı milli ve yurtta sulh cihanda sulh politikasıyla ters şekilde özellikle yurtta ama düşünce temelinde dünyada da dışlayan uygulamaların İslam birliği ile buluşması kaçınılmazdı. Ümmetçilere de bunları okutan eski devir Türk İslam birliği sentezleri yapılmasına olanak verdi. Eski devrin kısıtlamaları özgür düşüncenin gelişmesine tam izin vermediği durumda halkın kendisinin gerçeklere sarılmasına yetmedi. Çelişkiler kafa karışıklığı yaratmaya devam etti. Büyük Birlik Partisinin hem MHP hem de dincilerle yakın seyretmesine şaşmamak gerek!

Nutuk’ta Osmanlı devri demode oldu ve uzun yıllar gelişmenin önünde engel oldu görüşü işlenirken, okullarda büyük zaferler ve İslami devletlerin uygarlığa büyük katkıları övgü ile gelecek kuşaklara aşılandı. O kadar ki Osmanlı düzeni yıkıldı diye üzüntüden ne yapacağını bilemeyen ve tarih-i kadime dönülse cennet yaratılacağına inanan kuşaklar yetiştirildi.

Vakıf mucizesi ve ahilik düzeni kaybedildi diye ah vah edenler, vakıflara kısıntı uygulanmadığını, şirketler yasalarıyla desteklendiğini, ahiliğin zaman içinde demode ve sanayi devriminin önünde köstek olduğu için yıkılıp gittiğini öğretmek yerine övgülerle anmak tercih edildi. Eski devir övünülecek bir tarih yaratmak için Osmanlı devrini hem kınadı hem de yüceltti. Batı’da ahiliğin aynısı olan loncalar yıkılmadan sanayi devrinin ortaya çıkamayacağını tarih anlatırken eğitim döneminde hem Batı’daki gelişmeler anlatılırken okutuldu hem de Ahilikle ilişkisi okutulmadı.

Batı gücü ile Kızıldeniz ve Hint okyanusunda karşılaştılar. Tüm Kızıldeniz donanması Portekiz kalyonları karşısında yok oldu. Piri Reis donanmanın bir kısmını Hürmüz boğazından geçirerek ellerinden kurtardı ama onları toplayıp Aden ve Kızıldeniz’in güvenli sularına getirmek için yıllar geçti, Seyyit Ali reis kafasını zor kurtardı ama Hint denizi Portekiz terkedildi. Osmanlı en yüksek gücünde idi denilen Kanuni zamanı idi ve Piri Reis’i astıran da o idi. Osmanlı artık karada büyük bir alanın tüm olanakları ile karada savaş yürütebiliyordu ama teknik üstünlük o zamandan beri artık Batı’da idi.

Osmanlı bunu derinden hissediyordu, çare arıyordu ama kendi içinden dincilerin değişikliği reddeden karakteriyle çatışmaya başlamıştı.

Cumhuriyet tarihçileri bunu çok işlediler ama eğitim sistemi Osmanlı devrini hem kınama hem yüceltme çelişkisinden çıkmadı. Çünkü dinde birlik, yurtta birlik, dilde birlik ve özetle ulusal birlik için malzeme gerekirdi. Bunların birbiri ile çelişkisinden kurtulmayı göze alamadı.

Şimdi iktidarda dinciler var meclis başkanı çekinmeden laiklik anayasadan çıkarılsın diyebiliyor. Özgürlük isterlerdi, şimdi özgürlük laiklere gerek oldu. Olduğu kadar özgürlük yeni kuşaklar ve yaşam tarzları getirmiş ve laiklik olmadan sürdürülemez haldedir. Onun için sanki içki içme özgürlüğü tehlikede diye direnç başladı iddiası bile yapılır oldu.

Dinci iktidarın nereye sürükleyeceği bellidir. Ama sürükledikçe de direnç artacak. Özgürlük yer etti, sahipleri çoğaldı, tek kusurları eski devrin mirası büyük devlet hayalleri aşılanmış olmasıdır. Dinci kesimden Davutoğlu kitabını yazdı: Stratejik Derinlik. Kitap hayali sistemleştirdi. Açıkça tüm dünyaya girişim yapmayı görev olarak anlattı. Tek bir satır devletinin gücünü anlatmaya ve bunun yararını açıklamaya ayırmadı. Emperyalizmin Kanuni devrinde somutlaşan ve görünür hale gelen teknolojik ilerlemeyle elde edilen gücün meyvelerini devşirme amaçlı stratejik derinlik hiç aklına gelmedi.

Dincilerin şimdiki lideri Erdoğan ise İslam birliği için derinlik arayışında ve Davutoğlu’na kapıyı gösterdi. Türkiye için esasta bir fark yaratmaz. İki stratejik derinlik hesabının kaynağı olan güç aynıdır. O derinlikte yitip gitmek için yapacakları şeyler arasında yapabilecekleri önemlidir ve sonu zarardır. Hayal kırıklığıdır. Belki Davutoğlu politikası ekonomide mali disipline verilen değer bakımından fark vardır ama ikisi de göbekten İMF ve DB’na bağlıdır. Kapitalist dünyanın kurumlarında şeref duyarak yer aldılar!

Kapitalist gerçekçidir. Hayal âleminde yaşamaz. Bunlarsa dünyayı ikiye bölerek ham hayaller içindedir. Gül de onlardan biridir. Kimisinin yumuşak kimisinin sertliği esası etkilemez.

Gül, uzlaşma yanlısı gibi sunulur ama anayasaya göre cumhurbaşkanının seçimi için diyalog isteyen maddelerini önemle almak yerine bekle de sonucu turda en çok oyu alanın seçildiği zamanda seçileyim demedi mi? Kendi için anayasanın ruhu ayaklar altına alınınca havalara uçmadı mı?

Bir partinin hukuku vardır bir de kamu hukuku… Kamu hukuku parti hukukun demokratik olması koşuluyla uygulanmasını sağlamakla görevlidir. Demokratik hukuk devletini bir türlü içine sindiremeyen dinciler de eski devrin demokraside başarısızlığı ile halkın oyuyla iktidar olabildiler ama özgürlükleri kendileri için istediler. Özgürlükler artık onlara gerek değil sanırlar. Umurlarında olmadığı için kamu hukuku MHP muhalefetine parti içi seçimle lider değiştirme olanağı vermedi. Kamu hukuku desteği ile MHP iç kavgaya sürüklendi. Sonuçlarının ağır olması kaçınılmaz.

AKP bu kavgada kazançlı çıkacak deniliyor hukuk devleti sakatsa ekonomi de tıkanır. Onun için akıbeti ancak zamanla belli olacak.

Yazık ki bizde de parti hukuku kamu hukuku ile çatışır hale itiliyor.