Devşirmeler, soytarılar ve bir kez daha Kralın çıplaklığı üzerine – Murat Kanatlı

121

Osmanlı’da devşirmeler vardı. Osmanlı, devşirmeleri çoğu kez asker olarak kullandı. Bu arada elbette bürokraside ve diplomaside de kullandı.

Bürokrasi ve diplomaside devşirmeler çok işe yarardı herhalde, ne de olsa başka dilleri de konuşabilirlerdi…

Neo-Osmanlı döneminde de ideolojik devşirmeler var, her dili konuşurlar, solcu gibi olurlar, bazen ‘liberal Marxist’(!) bile olurlar. Onlara bakanlar sol tandanslı, anti-emperyalist falan demelerini, daha önce akademik konumlarını kullanıp yazdıklarını hatırlarlar, o dili iyi bilirler diye okuyanların aklında hep acabalar kalır!

Osmanlı’da olduğu gibi neosunda da devşirmeler zaman zaman sarayda görevlendirildiler. Üst düzey mevkilere geldiler, büyük gazetelerde köşeler açıldı, resmi devlet televizyonunda her dilde konuşup muhalif jargonla devletlû politikaları anlatmaları sağlandı. Ne de olsa onlar kitap yazmış, üçüncü dünyacılığa meraklı, ulusların kurtuluşlara methiyeler düzen, eski usul anti-emperyalist jargonlu mücadele meraklılarıydı. Şimdiki çağda AB-ABD emperyalizmine karşı saraydan sol jargonlu pozisyonlara zemin hazırlıyorlar, sarayın sahiplerinin yaptıklarını kutsamak, meşrulaştırmak ve benzer işler için yazılar yazmakta, konuşmalar yapmaktalar.

Ama bu çağda devşirmeler çeşit çeşit… Kimi bir önceki dönemden kalma, onlar sağ, ulusalcı jargonla yazılar yazmakta, yeni dönemin ideolojik devşirmeleri ise sol jargonla rejime yazılmaktalar…

Onların yanında ulemalar da var. İdeolojik devşirme ulemalar… Onlar da kitaplar yutmuşlar. İdeolojik devşirmeler önce neo-liberal politikaların çağdaşlığını anlatmak ile yola çıktılar, sonra kutsal devlet teorilerine bulaştılar.

En son geldikleri yer ise eski dostlarını rejime gammazlamak… Ne de olsa yeni yetme devşirmeydiler, rejim onlara çok güvenmiyordu, o yüzden iyiliklerini ispatlamaları gerekiyor… Neo-liberalizm kutsanması yetersiz kaldığı yerde kutsal devleti hatırladılar, kutsal devlete ihanet eden hainlerin peşine düşüldü.

Eski dönemlerde olsak kesin Sarayönü’ne darağaçlarının kurulmasını da isterlerdi ama bu çağda gerekmez. Şimdiki zamanlarda televizyon televizyon gezip ‘Rumlar bunları konuşturuyor’ demek yeterli, zaten ortalıkta dolaşan bir sürü tetikçi var, birinden biri elbet icabına bakar!

İdeolojik devşirmeler eskiyi de çürütmeye kararlı. Eski geleneklerin de devamcısı olduğunu söyleyecek kadar cüretkâr! Sanki eskiden nelerin olduğunu yazan kitaplar yakılmış gibi eskiyi kendince, devşirildiği rejimin kucağından bize anlatmaktalar…

Kavga, siyasi bir figürün üstünden verilmek, ‘o şöyledir, böyledir’i anlatmakta ideolojik devşirmeler ama neylersin ki o siyasi figürü anlatan kitaplar daha yakılmadı!

Siyasi figür ‘tıpkı Bulgaristan’daki gibi Türkiye de Kıbrıslı Türkleri asimile ediyor’ demişti, bu yüzden pasaportlarına el kondu, linç kampanyasına uğradı. Devşirme güncel zamanlarda bu sözü alıp Avrupa Parlamentosuna taşıyanlarla ilgili ‘toplumunu şikâyet eden, Rumların konuşturdukları’ olarak bahsetmekte! Yok, olay bununla kalsa belki bu yazı da yazılmazdı ama dönüp ‘o siyasi figür hayatta olsa benim yaptığımı yapardı’ gibisinden laflar ediliyorsa durmak, düşünmek ve gene de düşünmek gerek!

Bulgaristan-Türkiye-Kıbrıs asimilasyon denklemini kuran kimdi? Bugün Avrupa Parlamentosunda söylenen ne? ideolojik devşirme kimi kandırıyor?!

Arasında biyolojik ilişki var diye, ideolojik ilişkiyi de taşıdığını mı düşünür?

DNA’larda ne zamandan beri ideolojiler yazılır bilinmez ama kan bağı olmasının ideolojik bağ olmasını getirmediğini bilenlerdeniz…

Ama ne gam, ‘soyadım benzer, bu nedenle siyasi figürü ben temsil ederim’den yola çıkıp kaptığı bir partinin yönetimdeki koltuğuna oturup ahkâm kesmekte… Bir partinin soyadlara bakarak koltuk dağıtmasına mı yanmalı yoksa ideolojilerin bu kadar ayağa düşmesine mi?

Her devir kendi ideolojik devşirmesini yaratır, bu dönemin özelliği eski solcuları kırpıp kırpıp saraya ideolojik devşirme ataması, oraya buraya ideolojik devşirme, ulema, kapıkulu yerleştirmesi…

Bir de saray soytarıları var, hep kralın yanında olurlar, en ön sırada, protokol dizildiğinde en ön sırada onları görmek mümkündür. Ama neo-soytarılar eskisi gibi makyajlı değiller ama hala maskelidirler… Bazen bu neo-soytarılara bakarak rejimin demokratlığına kanmak mümkün ama soytarıların görevi politika belirlemek değil ustalarını mutlu etmek. Eskiden soytarılar ne yapıyorsa şimdikiler de onu yapıyor, ustalarını mutlu ediyor. Şimdikilerin mutluluk verme metodu ‘memlekette demokrasi var, temsiliyet var’ izlenimi vermek. Hele sağlam ‘solcu’ ise neo-soytarı, demeyin ustanın keyfine, saraylarına çağrılır, birlikte fotoğraflar çekilir, demeçler verilir. Ustalar, krallar soytarılarında mutlu oldukları oranda onlara menfaatler, koltuklar dağıtırlar.

Neo Osmanlı devrinde saray hayatı böyle bir şey, ideolojik devşirmeleri, soytarıları, kapıkulları ile yaşam sürüp gitmekte, tıpkı eskisinde olduğu gibi…

Ama hikâye hep ayni bitti bugüne kadar, biri çıkıp soytarısına, devşirmesine, kapıkuluna rağmen kral çıplak diye bağırdığında bu hikâye son bulurdu.

Evet kral çıplak, soytarısı, devşirmesi ne kadar bağırırsa bağırsın, ne kadar manipülasyon yaparsa yapsın kral çıplak, halkın gözünden yaptıkları şaklabanlıklarla kaçırmaya çalışırlarsa çalışsınlar, yeni çağın muhalifleri bir yolunu bulacaklar ve kralın çırılçıplak olduğunu kitlelere elbet bir gün anlatacaklarıdır!