Dertli dünya mısır örneği – Alpay Durduran

92

Dünyanın durumu içler acısı. Bir yanda her şey için seçme olanağı kullanan ve seçme zorluğu yaşadığı için sıkkın durumda olan büyük sayıda insan artan üretimden yararlanırken diğer yanda en acil ihtiyaçlarını karşılamak için olanak bulamayan perişan milyarlar karşımızda. Üretip, çalışıp gereksinimlerini karşılamak için insan hasiyetinden fedakârlık zorunda bulunanların tahammül etmek zorunda kaldıkları ceberut idareler sayıca çok. Bir kısmı da fırsatları değerlendirme olanağı çerçevesinde dikkatli olur ama insanların yaşamını iyileştirme çabalarının önünde bir engel olarak dururlar.

Gelişmiş ülkeler kendi ülkelerinde kendilerinin de ihtiyacı olduğunu öğrendikleri insan haklarına saygıya önem verilirse de başka ülkelere önem vermezler. Kapitalist ülkeler için yabancı ülkeler Pazardır ve pazarları başak kapitalist ülkelere karşı korumak da gereklidir. Onun için başka ülkelerdeki insanların yaşamı hem iyi bir Pazar olmak hem de başka kapitalist ülkelere kaptırmamak sorunu olarak ele alınır.

Örneğin Mısır’daki olaylar hem insanların para kazanıp iyi bir Pazar olmaları için hem de iyi ilişkileri koruyup başka kapitalistlere kaptırılmaması bakımından önemlidir. Onun için şimdi Mısır’a insan haklarına saygı göstermesi için baskı yapacak durumda olanlar ortakları olan diğer kapitalist ülkeleri de kollamak diğerlerinden fazla Mısır’ı kontrol edenlerin tepkisini çekmemek sorununu halletmek zorundadırlar. O nedenledir ki AB toplanıp karar verecek ama kolay olmayacak.

Hepsinin önemle ele alması gereken bir konu da Mısır’ı denetleyecek olan gücün kim olacağıdır. Başka ülkelerdeki, insan hakkı diye bir temel hak olmadığını, tüm hakların Kuran’da olduğunu iddia eden ve hakları emir ül-mümininin kararlaştıracağını ve örneğin seçimin sonucu iktidarın değil imamların üst meclisinin esas söz hakkı sahibi olduğunu iddia edenlerin eline geçmemesini, sağlamak da isterler.

Bu ise çok zordur ve bunu sağlamaya çalışmak şiddet olaylarına yol açar çünkü İslam’da bölünen bölünene… Şiddete başvurmamak ve Kuran’daki komşun Müslüman değilse iyi ilişki kurma emrini kafasına göre yoranlardan farklı olarak yorumlayanlar var, şiddeti öğütleyenler arasında siyasi erki imamlara vermek için kan akıtmayı zorunlu görenler var.

Mısır iyi bir örnektir. Aynı görüşte olduğunu iddia edenler listesinde olduğu halde askere karşı savaşında Mursi yanlılarını desteklerler ama Mursi yanlılarının tutumuna karşıdırlar ve Mursi’nin barışçı eylemini silahlı militanlarıyla sabote etmekten de çekinmezler. Başka guruplar da var ki Mursi yanlılarına karşı askeri hükümeti desteklemektedirler. Hepsinin de kendilerine göre bir gerekçeleri vardır.

Arap ülkelerinde gücü ellerinde tutanların tutumu da durumun vahametini gösterir.

Mısır’da devletin insan yaşamına müdahalesini ve ekonomik sorunları ileri sürerek ayaklanan Tahrir Meydanı eylemcileri asker gelsin demediler ama gelen askeri hükümetin gitmesi için değil kimin geleceği için eyleme başlayanları desteklemedikleri gibi onların isteklerinin gerçekleşmesini de istemezler. Kendilerine asker gitsin ama seçilmiş olsa dahi insan haklarına saygısızlık etmeyeceklerini garanti eden olmadı. Onları muhatap alıp anlaşmaya çalışan da olmadı. Tam tersine Tahrir Meydanını dolduranlara askeri hükümet seçim ve demokrasi ile tüm güçlerin katılacağı görüşmeler vaadi ile yaklaştı.

Askere kim inanır? Tahrir Meydanı kaç tür anlayışta insanla doldurulmuştu? Onları temsi etmek iddiasını kim yüklenebilir? Asker kalabalıklara bakarak halkın talebi var dedi ve devirdi. Şimdi ise karşısında bir muhatap yok. Seçime gitme sözü verdi ve dünya ona seçime izin vermeme şansı tanımayacak ama seçimde Mursi tipi birilerinin gelmesine karşı bir güvence bulamadı.

Mursi yandaşlarını destekleyen militan guruplardan bazılarının ağzı kulaklarında memnun insanlar oldukları belli. Onlara göre Mursi demokrasi yanlılığı yaptığı için “İslam’da demokrasi olmaz” tezini bizzat kanıtlamış olacak. Sanılmasın ki Mursi yanlıları kazanırsa Silah bırakacaklar. Sayısı ve adı sıralanamayacak kadar hizip hareketlendi.

Türkiye’de de benzer akımlar var. Erdoğan’ın Suudi yanlısı görüşlerle hareket ettiği iddia edilirdi ama şimdi ters düştüler. Suudi rejimi askeri destekliyor. İslamcıları tutan tek siyasi görüş İsrail düşmanlığı. Kavgayı bırakıp askerin İsrail’le savaşmasını talep ettiklerini söylüyorlar yalnız biri Mursi geri gelsin asker de İsrail’le kavgayı sürdürsün diyen var, askere karşı çıkılıp sorun yaratılmasın dikkat İsrail’e verilsin diyen var. Müslüman Müslüman’la kavgayı bıraksın, İsrail’e baksın diyen de var. Türkiye’de de benzer eğilimler var.

Sırada Gülenci diye nitelenen Gül ile Suudici denilen Erdoğan’ın görüşmesi var. Malum Türkiye’de asker AKP iktidarını devirsin isteyenler yanında seçildi diye insan haklarına müdahale edilmesin isteyen ve seçimle iktidarın değişmesini isteyenlerin iktidar olanaklarına dayanarak seçimi gene kazanacağından korkanlar var. Orta Doğu tam bir cadı kazanı haline geldi.

Batı ve Amerikan aleyhtarlığını da demokrasi ve çağdaşlaşma aleyhtarlığı şeklinde anlayanlar var. Gene de Irak’taki sorunların çözümü için Irak dışişleri bakanı Amerika’yı aman içişlerimize de bulaş diye davet ediyor. Mısır’daki sorun için de müdahale edip de seçimle gelen Mursi iktidarını savunmadığı ve askeri cezalandırmadığı için Amerika’yı suçlayanlar, Amerika’ya demokrasi savunuculuğunu kendileri için yapmadığını söyleyerek ikiyüzlülükle suçluyorlar. Bunun kendilerinin de ikiyüzlülüğü olduğunu gösteriyorlar. Batı karşıtı tüm militan örgütlerin desteği ile askeri tepeleyecekler ama sonra onlardan nasıl kurtulacaklar?

Mursi yanlıları seçimi karşılarındaki güçler dağınık oldukları için kazandılar. Yoksa Mısır’da durumu denetleyecek güçte olsalardı ekonomi bozulmayıp iyi müşteri halinde Mısır’ı tutabilse idi Amerika’nın şikâyeti olacak değildi. Alnında namaz kılarken kafalarını seccadeye sürdükleri için alınları moraran insanları ilk orada görmüştüm. Bu acıklı durumun çoktan tarihin karanlıklarına gömüldüğünü sanırdım. Meğer Mısır’da çok varmış. Böyle bir ülkeye en çok Amerikan yardımı alan ülke damgasını vuran yardımı vermekten kaçınmamıştı.

Bu kadar saçma bir durumda iki taraftan birini tutacak kadar kendinden emin olan başka hesaplar peşinde koşuyor olmalı. Çağdaşlaşma, demokrasi ve insan hakları tarafında durup Mısırlıların daha fazla telef olmamalarına çalışmak tek yoldur.

Mısır’da ilk günden binlerce ölü ve katliam diye devlet kaynaklarıyla haberler icat etmek ve müdahil olmak, Suriye’de müdahil olup iç savaşın kapısına dayanmasına olanak vermek gibi bir şey olur.

İnsan yaşamını tehlikeye atarken riskleri iyi hesap etmek ve kaş yaparken göz çıkamamak gerek. Gücünü abartıp ayı çıkaramaz diye davranıp ve 21. Yüzyılda bir Yemen yaratmak Osmanlı hayranlarına yakışmadı. Oturup “adı Yemen’dir giden gelmiyor acep nedendir” türküsünü söylemek kader olmamalıydı.

Yıl 2013 ve Orta Doğu nelerle uğraşıyor!