“Çölleşme ayrımcı hatları tanımıyor”

167

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, 17 Haziran “dünya çölleşmeye ve kuraklığa karşı mücadele günü” nedeniyle AKEL tarafından Pile’de düzenlenen “Çölleşme ayrılıkçı hatlar tanımıyor” konulu etkinliğine katılarak bir konuşma yaptı. Konuşmanın tamamı şöyle:

Kıbrıs bir zamanlar yeşil bir ada olarak tanımlanmaktaydı ancak günümüzde ise kurak bir ada olarak tanımlanabilir…

Kıbrıs’ın birçok sorunu vardır ve ekosistemdeki sorunlarımız da bunlardan bazılarıdır…

Bu coğrafyada ve bu coğrafya yakınında da birçok ekosistemi tehdit eden sorunu kapımızı çalmaktadır…

Akkuyu Nükleer Santrali bunlardan biridir… Bu sorun en az 50 yıl Kıbrıs’ı sürekli tehdit edecektir. Bu tehdit yalnız nükleer santral kazası değil, atıkların taşınmasında yaşanacak bir sorunla da kendini gösterebilir.

Susuzluk bir diğer sorundur… Bu sorunu gerekçe gösteren kimi kesimler suyu ticari bir metaya dönüştürmek için harekete geçtiler bile…

Ve bugünkü konumuz olan çölleşme de, tüm dünyada olduğu gibi Kıbrıs’ın da önemli bir sorunudur…

Tüm bu sorunların diğer başka sorunlardan farkı, insanların oluşturduğu, sınırları, duvarları, bariyerleri tanımaması, özellikle ortak coğrafyalarda çözüm için mutlaka ortak çalışma yapmayı gerekli görmesidir… En son nükleer santral kazasında yalnızca Japonya değil, uzaklığa bağlı olarak etkisi değişecek şekilde tüm dünya etkilemiştir.

 

Çölleşme

Çölleşmenin tanımı; erozyon sonucu verimli üst toprakların kaybedilmesi ve alttan ham yapıların ve kayaların artması çölleşme olduğu gibi, aşırı sulamalar sonucu verimli tarım topraklarının çoraklaşarak elden çıkması da bir çeşit çölleşmedir. Dünyada her yıl 6 milyon hektar verimli tarım arazisi çölleşme sonucuyla karşılaşırken, 21 milyon hektar verimli toprak verimini yitirmekte ve artarak devam etmektedir.

Çölleşmenin önemli olmasının nedeni, toprak verimliliğinin azalmasıdır. Tüm ekonomik ve ekolojik sonuçlara bakıldığı zaman toprak, çorak ve verimsiz olur. Yoğun tarım kimyasallarının kullanıldığı bölgelerde, toprak kimyasal olarak kirlenmektedir.

Su ve rüzgârın neden olduğu erozyon, topraktaki besin maddelerinin azalması, toprak yapısının tahribatı, organik maddenin kaybı, tuzluluk ve alkalinite, Asit miktarının artışı çölleşmenin ana karakteristik özelliğidir. Bu faktörler sadece bitki örtüsünü azaltmaz, ayrıca yeraltı ve yüzeysel su kalitesini etkileyebilir.

Bu kısa bilgileri yeniden hatırlatma şeklinde buraya aldım, sorunumuzu daha iyi hatırlayalım diye…

Yani çölleşmeyi tetikleyen yalnız doğal süreçler değil, insanlığın müdahalesidir de… Ve bu çölleşme başladığında yeşil hattan kimlik gösterip geçeceğini, isterseniz geçirmeyeceğinizi düşünürseniz yanılırsınız…

Kıbrıs’ın çölleşmesi, özellikle iki yandaki çarpık yapılaşma ve tarım arazilerinin verimsiz kullanımı, yangınlar ve tarımda kullanılan methodlar yüzünden biz Kıbrıslılar tarafından hızlandırılmaktadır.

Bu sorun, hala hazırda yaşadığımız su sorunu ile birleştiğinde nasıl bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu anlamamız kolaylaşır… Ve daha önemlisi isteseniz de istemeseniz de bu sorunları yalnızca Kıbrıslı Türkler olarak ya da yalnızca Kıbrıslı Rumlar olarak çözemezsiniz, bu sorunu bu coğrafya üzerinde yaşayan herkes birlikte çalışırsa çözebilir…

O zaman neden bu felaketin üstesinden gelmek ve geleceğimizi kurtarmak için bu sorunu bir başlangıç zemin olarak iki toplumlu bir çaba için kullanmayalım?