Cenevre görüşmesi de bitti, HAVANDA SU DÖVMEYE DEVAM

74

Yeniçağ: Eroğlu’ndan önceki döneme bakmasak ve şimdiyi gözlesek defalarca “havanda su dövüyorlar, ilerleme beklenmemeli” dedik durduk. Şimdi, erken baskıya girerken gazetemiz gene zirvenin detaylarını beklemeden “havanda su dövdüler” diyor. Gelen ilk haberlere göre Türk tarafı bir sürpriz girişimi yaptı ve toprak konusunu harita olmadan da görüşmeye hazır olduğunu duyurdu. Türk tarafına göre bu bir iyi niyet göstergesi imiş. Bu açıkça yeni zaman kazanmaya yarayacak bir girişim. O kadar.

Nitekim Eroğlu giderayak gelişme olmasının beklenmemesi gerektiğini açıkça belirtirken çözüm için acele ettiklerini ve uğraştıklarını iddia etmekte ve başarısızlığın teslim edilerek dünyadaki yerini alması için KKTC’sine izin verilmesini çeşitli cümlelerle ifade etmişti. Bu da açıkça anlatır ki uzun bir zamandan beri Türkiye güneyden aldığı işaretlere göre bir başarısızlığın sorumluluğunu karşı tarafa yükleyip kurtulma şansının olduğu görüşündedir ve Rum tarafını bunaltacak uzlaşıcı görünen önerilerle partiyi kazanabileceğini sanır. Yani Eroğlu’nun dünyadaki yerini alması şeklinde tarif ettiği gibi KKTC’nin tarihe mal olup Türkiye’nin şimdilik bir ili sonra Mersin’in kazası olma olasılığı doğdu. Herhalde o günlere hazır olsun diye de camilerle süslüyor, halkı da ezan sesleriyle de sersemletip uysallaştırılmak isteniyor.

Eroğlu yüksekten aşağılara kadar anavatanın tam desteğini aldı. Ödevini iyi yapan çocuklar karşı öneriler ve eleştiriler karşısında nerelerde esneyeceğini dahi hazırlamışlar, “Anavatanlarının temsilcileri görüşme odasında yok ve zaten ayrıntıya karışmaz”’mış deyip de itiraf ettikleri gibi esasları Ankara’da saptanmış politikanın detayları üzerinde işi bitirmişler, cesaretle Hristofias’ı bekliyorlarmış havasında gitti Cenevre’ye.

Hristofias ortağı DİKO ile (EDEK’ten sonra) bozuşmasıyla ve yaptığı önerilerin geri alınmasının istenmesiyle zaten sıkışıktı. Şimdi Annan Planı döneminde görüldüğü gibi Türk tarafının evet diyeceği ama Rum tarafının hayır demek durumunda kalacağı gelişmelere meydan açıldı. Hristofias “önerilerimden bazılarını geri alıyorum zaten Eroğlu’nun ne yanıt verdiğini evet mi hayır mı dediğini anlamadıydık” demeye kalksa yer yerinden oynayacak. Annan döneminde kandırıldıklarına kızıp da ağır ifadelerle Rum yönetimini eleştirmişler ve cezalandırmak için Yeşil Hat ve direkt ticaret tüzüklerini hazırlamışlardı. Şimdi bakalım neler yapacaklar!

BM merkezi görüşmelerden önce somut ilerleme beklediklerini açıkladılar. BM Barış Gücü defalarca asker azaltma, memurları çekme ve tamamen askeri çekme sadece bir büro bırakma gibi seçenekler üzerinde planlarını hazırladıklarını ve emir verilir verilmez uygulamaya başlayabileceklerini duyurmuşlardı. Uyarıların yapıldığını Yeniçağ defalarca yazmış ve kimsenin ilgi göstermediğini tespit etmişti. Şimdi de ayni uyarılarla görüşmeye gidiyorlar. Rum tarafı uyarıyı inceletti ve gereğini düşünüyor. Korkuyor mu; evet. Türk tarafında düşünme ve karar alma işi Ankara’ya ihale edildiği için ve Ankara radyosunun uzun dalga yayını dinleyen kalmadığı için ne düşündüğünü bilen yok. TC basını özelleşti ama güzelleşti mi, bilinmez çünkü bazı konular hep es geçiyor. Barış Güçsüz hudut faaliyeti yalancılar diyarında nelere gebedir yaşayıp gördük ama korkmaya bile hakkımız yok!

Bu uyarılara ve Kıbrıs sorunun çıkmaza girmemesi için sadece görüşme devam eder görünsün diye görüşmelere destek verenler var. Onların baskısıyla ancak şimdilik çatışma riski kontrol altındadır. Buna rağmen taraflar çare aramaktan uzak duruyorlar. Belki Hristofias uzak değil ama eksik duruyor çünkü Türklerin kalbini fethetmeye önem verir görünmüyor. Böyle bir çaba olsa Kıbrıslı Türkler ellerinden gelenin fazlasını ortaya atma niyetiyle de hareket edecekler. Sadece ekonomik ve sosyal konularla gösterilerini sınırlamayacaklar. Üstelik Hristofias’ın hem zamanın Kıbrıs’ın aleyhine işlediğini söylemesini hem de dar zaman sınırlamalı takvimler ve BM’nin veya başkasının arabuluculuğuna hayır demesini anlamazken eylemlerine bile ciddi bir sempati görmemeleri Hristofias’ın başarısızlığının göstergesi oluyor.

Rum tarafı Cenevre’ye giderken BM, AB ve ABD’nin kendisinden daha fazla taviz isteyeceğini düşünüyor ve peşinen bunları kabul etmeyeceğini göstermek için takvime, arabuluculuğa ve uluslararası toplantıya karşı çıkıyor. Beni davet eden bilsin ki bunlara evet demem, bana sorulmasın demeye çalışıyor.

Eroğlu takımı ise gene kendinden emin uluslararası toplantıya olumlu baktığını belirtmiş bulunuyor ve ilerleme olmazsa bu yolun açılması için desteklenmesini istiyor. Çünkü Rum tarafı bunu önlemekte kararlı ve önleyecek. Neden kabul etmesin ki! Keçinin biri evet derse öbürü asla evet diyemez. Üstelik Kıbrıslı Türkler de uluslararası toplantıya hayır denilmesini kötü niyet olarak görüyor. Bir taşla çok kuş.

Kıbrıs’ın geleceğini, antlaşma olursa bunlar eşit yetki ile ele alacaklar! Şimdiden iyi niyet ile kazıklama çabasını ayırt etmeyi öğrenmeleri gerekir ama açıktır ki o yoldan gelmiyorlar. Yabancılar işin farkında. Ne yapıp edip görüşmelerin devamını sağlayacaklar ki ip kopmasın. Koparsa tekrar bağlamak zor olacak.

Kıbrıslı Türkler ne kadar esas sorunlarının çözüm olmadan çözülemeyeceğini düşünsünler ve sadece Kıbrıs’ta barış için değil azınlık olup kaybolmamak için bile çözümü istesinler temsilcileri Cenevre’ye işi uzatıp suçlanmadan görüşmelerin faydasızlığını kanıtlamak için gitti. Öküzün altından buzağı beklenemeyeceği gibi Eroğlu’ndan da çözüm yolunda ilerleme beklenemez çünkü o istemediği gibi Ankara’nın talimatı da “sakın ha çözüm yok”tur. Kıbrıslı Türklerin muhaliflerinden mecliste olanları zaten milli takım gibi davranır ve önerileri hiç eleştirmez, meclis dışındakilerden de antlaşma isterik gibi yetersiz ve anlamsız laf çıkar; yalnızca YKP Türk önerilerinin kabul edilemez olanlarının geri çekilmesini talep eder. Onun için Kıbrıslı Türklerin görüşmelerde temsilcisi yoktur denilebilir. Onun adına çözüm isteyen biri Cenevre’ye gitmedi.

Cenevre’ye giden bir Kıbrıslı Türk temsilcisi olsaydı anketlerde açıkça ortaya çıkan azınlık olma kokusunu dikkate alan bir çaba görülürdü. Çözüm olmayacak diye sevinen ve Kayserili olmakla övünen biri değil üzülen ve telaş eden bir olurdu.

Bu tutumlarla başlayan toplantı bitti ve Kimoon açıklama yaptı.

Toplantı sonucu açıklama yapan BM genel sekreteri Kimoon tarafların Ekim ayına kadar yoğunlaştırılmış görüşmelere devamını istediğini açıkladı. Ekim ayında gene genel sekreterle bir araya gelmelerinin istenildiği de bildirildi. Anlaşılan Rum tarafını şaşırtan (!) Türk önerisi yani harita hariç toprağı lütfedip görüşmeyi kabul etmesi fazla etki yaratmadı.

BM halkın bıktığını, tarafların daha fazla gayret gösterip detaylarla değil esaslarla uğraşmaya başlaması gerektiğini belirtti ve bu görüşme sonrası Güvenlik Kuruluna rapor sunacak hale geldiğini bildirip Kıbrıs konusunda bir uluslararası toplantı yapmak için yolu açmaya çalışabileceğini tutturdu ve onlara onaylattı. Ayni zamanda BM’nin görüşmelere daha fazla müdahil olmaya izin vermelerini sağladı.

Görülüyor ki BM oyunlardan bıktı ama yoluna devam edecek.