BÜYÜK SIR ANLAŞILAMIYOR – Alpay Durduran

57

Babam al kağıdı kalemi yaz başınga geleni derdi. Yazmaya başladım bir türlü bitmiyor. Yazmaya devam ediyorum.

CTP yayın organının yayımındaki bir makalede gene kamuoyu oluşmasına değinilir ve sorunlarını kendi eline alması istenirken Kuzey ahalisinin gerçekleri görüp doğru düşüncelerle yönetimine sahip çıkması irdelenirken toplum mühendisliğinden vazgeçilmesi şartı getiriliyordu. Yani Kıbrıslı sorunlarına sahip çıkacak ve Türkiyelilere bırakmayacaksa Türkiyeli görevliler kamuoyunu rahat bırakmalıdır. Yoksa TC görevlileri Kıbrıs sorunlarını bize yıkmamalıdır.

Yeni Kıbrıs işleri devlet bakanı Beşir Atalay görüş bildiren ve para isteyen alınması gerekli kararlar hakkında talepte bulunan birisine hükümetinize başvurun dedi. Sonra da protokollerdeki maddelerin uygulanması için destek istedi. Lakin bilinir ki o maddelere yerli hükümet sahip çıkmamakta ve Türkiye istiyor ne yapalım demektedir. Atalay bunu da bilerek diyor ki “biz de İMF ile uzlaştığımızda programı uyguladık ve İMF’dir sorumlu ne yapalım demedik. Kararlar bizim kararlarımızdır dedik. Uyguladık ve sonuçta yararlı oldu.”. Halbuki Türkiye’de İMF’nin dayatması politikalara hayır kampanyalarını hatırlamamak mümkün değil. Bu sol muhalefete de has değildi. Sağcılar da AKP yanaş basını da ayni düşünceyi yaymakta idi. Özellikle Beşir Atalay’ı izlemedim ama onun da İMF’ye rağmen sorumluluğu yıkmadığına inanmam. Yoksa partisinin başkanı Erdoğan’ın İMF’nin elinden kurtulduk diye övünmesine kadar işin ileri götürüldüğünü herkes hatırlar ve Atalay’la ihtilafa düştüğünü hatırlayacak biri yok.

Tatavayı bırakıp gerçeği görelim. Bildiğim bütün hükümetler yaptıkları antlaşmalara bağlı olarak bir dış kaynağın işin içinde olması halinde “ne yapalım? Mecbur olduk” mazeretini kullanmasın olmadı. Muhalefeti de sanki hükümetleri mağdur oldu gibi dış kaynağa saldırmayı marifet bildi. El birliği ile Türk’e Türk’ten başka dost yoktur anlayışını diri tutmak için fırsatı kaçırmamaları için hep beraber ellerinden geleni yaptılar.

Bizimkiler de ayni tutum içindedirler. Örneğin Beşir Atalay İMF programı yararlı oldu derken ve bize de ayni programa uymamız halinde işlerin düzeleceğini öğütlerken sözü değiştirip de İMF gibi bir yabancı örgütten Türk’e hayır geldiğini itiraf edemez. Burada o anlamda laf etmeye zorlandı ise de onu unutmağa ve Türk’e Türk’ten başka dost olmayacağı fikrinin canlı tutmaya kendini mecbur sayar.

İMF onlara ayağınızı yorganınıza göre uzatın dedi. Başka ne diyecekti? Yorganınız kısa ama siz gene de ayağınızı uzatın mı deseydi? Sol politikada da ayağı uzatmak için yorganı düşünmeyin diyen kafadan ya hey oldu mu, oldu. Lakin sol hiçbir zaman olmayan parayı kullanın demez. Ya heylerin dışında! Solun itirazı yorgana göre uzatın derken sermaye sahiplerinin ve beslemesi CEO’ların ve diğerlerinin kazançlarına el atılmamasınadır.

Bunun dışında kurallara uyma zorunluluğunu bile azaltıp yeni yatırım ve kazanç kapılarının sonuna kadar açılıp vurgunlarla sahte ekonomik kalkınma göstergelerinin şişirilmesine karşı çıkmak da solun politikasıdır ve İMF’nin buna sahip çıkmağa ve görevi olan dünya ticaretinin geliştirme dışında yeni ekonomik kararlar dayatmağa hakkı olmadığına inanır.

Burada da sol ayni anlayışı sergiler. Hatalar solu bağlamaz. Çünkü her bağırana sahip çıkma hastalığı solun değil oy uğruna her tür şaklabanlığı yapmaya hazır solcu tabelalı eyyamcı partilerdir. Onlar günübirlik yaşarlar ve kılıktan kılığa girerler.

Sır buradadır ama herkes bilir de sırrın çözüldüğünü itiraf etmezler.

Kim ki sola bu rejimin sorumluluğunu yükler otursun da em. koramiral Kıyat’ın Türkiye’de solu tükettik bilgisini be tekrar okusun.

Sol asla açık bütçe ve enflasyon politikası tavsiye etmez. Tavsiye eden kısa dönem ve özel bir durumda aklına genli söyleyen birilerinin “  az biraz enflasyon halka yararlıdır” demesidir. Bu solun politika temeli değildir.

Sol devlet kadrolarını şişir de mali krize gir dememiştir. Sol şişirilmiş kadroların yönetimi işlemez hale getireceğini bilir ve testiyi dolu getirenle hiç getirmeyeni ayırtmayın demez. Yönetimde reform ve reorganizasyon yapılmasına karşı çıkmaz. Reform ve reorganiasyon diye yola çıkıp kamu hizmetlerinin olandan da aşağı çekilmesine karşı çıkar.

Yeni teknoloji uygulanmasıyla ve yeni yatırımlarla ekonominin hızlandırılmasına önderlik etmek ister. Kuralsızlaştırıp da kısa yoldan kar kapısı açıp büyük borçlarla sermayedarların ekonomik büyümeyi hızlandırmasına değil kurallara bağlı çalışmayı etkinleştirip büyük borçlarla elde edilen sermayelerle ekonomik kalkınmaya alternatif olarak kalıcı ve yerel kaynaklara irtibatlı kalkınma politikaları önerir. Özel olmazsa kamu yatırımlarıyla önderlik etmeyi ister. Örneğin elektrik üretmenin önünde engel yoktur ama özel elektrik üremeye ancak fiyatı ve ödemesi garantili olmadan elektrik üretmedi, elektrik fiyatlarını devlet belirler diye yapmadıysa dünyada en pahalı elektriği satan kurumun rekabeti mi engeldi? İzahı olan varsa bize de anlatsın! Kurum özelleştirilecek ve özel daha ucuz elektrik mi satacak? Daha ucuza elektrik üretecek ve satacaksa elini tutan mı var? Mevcut özel şirkete sabit satış ve fiyat garantisini kaldırmasını ve ucuz elektriğini satmasını, daha da yatırım yapıp kapasitesini arttırmasını, böylece kurumunda bazı üreteçlerini bakıma almasının olanak verilmesini, daha da iyisi kurumun da optimum düzeyde daha ekonomik üretim yapabilmek için standart güçlere çalışmasını sağlamasını beklemek hakkımız değil mi? Ancak o zaman özelin daha iyi olduğuna kanıt gösterebilirler.

Koop. Süt’ün piyasadaki tüm süt ürünleri üreticilerinin vazgeçilmez destekçisidir. O olmasa da sonunda çare bulup teknik hizmetinden yararlanmadan çalışırlar ama özelleştirilmesi halinde ayni fiyatlarla çalışamayacaklarını kendileri de itiraf ederler.

Solcu bunları bilir ve ona göre politika saptar. Saptamayan sol tabelalılar örnek olamazlar.

Tabii ki daha çok yanıtlanması gereken soru vardır. Yerimiz ise dardır. Yenimiz de dardır diyen varsa kitaplara başvursun.