BU KADAR OLUR – Alpay Durduran

105

Adalet herkese gerekli. Hem de ekonomik ve diğer gelişmelerin anasıdır. Adalet olmasaydı hala şempanzelerin hayatını yaşardık. Yani aile dayanışmasının ötesine gidemeyen insanlığın şempanzeleri aşması olası değildi. İnsan özgür ve güvenlik içinde olmadan yaratıcı olamazdı. Ona bunları sağlayan da adalettir. Onun için adaleti korumak çok önemlidir.

Bazılarımız nereden ilham aldıklarını bilmem ama adaleti birilerini beslemek veya merhamet göstermek ve cömert olmakla karıştırırlar. Onun için fakir babası diye suç çetelerinin babalarını sevgi ile anarlar. Yahudi dinine göre yabancıyı soymak ve kabileye dağıtmanın suç olmadığı söylenir ama yahudi bunu reddeder. Onun için yahudi çok gelişmiş bir ülke oldu diye yabancıyı soyanların adalete kavuştuklarına veya adalete kavuşmadan da ilerleme olur sanmayalım.

Ekonomik kalkınma istersek adalete mutlaka destek olmalıyız. Hellimi hayvan yemi olarak kullanılsın diye ucuzlatılmış süt tozundan yapanla üzerine koyun sütüyle yapılmıştır yazanı bir birinden ayırmayan yönetim ayakta durabiliyor ve halk buna engel olamıyorsa ilerleme de olmaz.

Şirket kurup sınırlı sorumlu ticaret yapmak istiyorsan şirketin varlıklarının arkasına saklanmayacak ve şirketin malını kendinin malından ayıracaksın. İdare de şirketinin varlıklarından belli bir oranı kadar ancak borçlanabileceğini sana yasayla söylemekle yetinmeyecek bunu denetleyip sağlayacaktır da.

Şu anda dünyada en önemli tartışma konusu şirketlerin yükümlülüklerini bilançolarına nasıl yasıtacaklarını ve bir daha bu nedenle ekonomik balon oluşmamasını nasıl sağlayacaklarını tartışıyorlar. Amma bizimkiler ağızlarına bile almıyorlar.

Bir ev için peşinat yatırılıyor. Bir yapı şirketi bunu alıp aylığa başladığı adama ev yapma yükümlülüğü altına giriyor. Ev isteyenler arasından bazıları işlerini kaybediyor ve aylıklarını ödeyemiyor. Yapımcı şirket ise aylıklar gelecek diye bir bankadan borçlanmış taksitlerle geri ödemesi gelen borçları kapıda olmak üzere malzeme depo etmişti. Banka böyle şirketlerin taksitleri ödeyemeyeceği karşısında bu kredileri devretmek için sigorta ettirmiş durumda  idi ve dev sigorta şirketini uyarmıştı. O dev de başka devlere riskleri devredip büyük bir inşaat işinin yeni sahibi olarak daha büyük bankadan borçlanmıştı. Bunların arasında ve binlerce inşaat malzemeleri imalatçı ve satıcıları arasında yükümlülükler ve garantiler ve banka teminatları doğmuştu. Bunları hasaplara nasıl yansıtmalıydılar?

Bizde olsa nasıl  vergiden kaçılacaksa öyle yanıtı verilir ama ciddi takibin olduğu yerde sorumluluğun ne kadar olduğu milyonlarca ve bazen de milyarlarca lira değerindedir.Yapımcı firmaya kredi verecek olan banka gerçek yükülülükleri bilmek ister. Yoksa kredi vermez. Devlet de bir limited şirket olmak isteyen firmaya bu hakkı tanırken sorumluluk alır ve batması halinde alacaklarını alamayacak olan insanlara borçu olduğunu düşünür. Yoksa o ülkede limited şirket kurulamaz, kurulsa da kimse ciddiye almaz ve devlet yöneticileri halka hesap verir.

Şimdi de bu yükümlülükleri izleme olanağı elde etmek isteyen ileri devletler tartışıyorlar. Örneğin bir banka teminat mektubu veren bir banka bu kadar parayı kasasından çıktı gibi mi göstermeli yoksa para çıkmadığına göre duran varlıklara mı işlemeli yoksa ayrı bir deftere açıp bir şey olmamış gibi mi yapmalı?

Çağdaş sorular bizim tartışma konularımızın dışına düşüyorsa geride kaldık demektir.

Sadece o mu? Bugün bir Kıbrıslı Londra’da polis denetiminde otele kapatılmıştır. İlk duruşmasına çıkmayı beklemektedir. Adını dünya ekonomi çevreleri çok iyi bilmektedir. Anayurduna sığınmış ve onu suçluların barındırıldığı bir yer durumuna düşürmüştü. Üstelik burası uluslararası tahkim antlaşması olmayan bir ülkedir. Daha doğrusu bir ülkenin yabancı güç desteğinde  bölünmüş parçasında kurulmuş bir devlet iddiası vardı ve uluslararası denetimden istediği anda çıkabiliyordu.

Bunun cezası vardı ve Asil buraya sığındığı  günden kredili alış satış yapamama, yüksek sigorta primleri ödeme gibi masraflara hepimiz ödüyorduk.

Bugün görüyoruz ki Asil bir kahraman ve haksızlığa uğramış mazlum rolünde sunuluyor. Doğrusu inanmak çok zor. Alnı açık olsaydı bugüne kadar niye bekledi idi? 17 yılda milyarlarca liralık şirketlerin içindeki hisseleri satıldı ve ona ödeme yapılmadı. O ise sustu. Vestel nerede? Antalya Şeraton nerede? Kimler onun hisselerini aldı ve ona ne .dendi?

Sorular çok. Burada olan şirketleri de var. Onlara ne oldu? Bankası battı onu dava eden bile olmadı.

14 000 İngiliz postacısının emeklilik fonu da battı gitti.

Kimse bu zafer yürüyüşü gibi yürüyüşü unutmayacak. Sonucunu bekleyeceğiz. Tanıklardan çoğu ölmüş olmalı acaba nedeni omu? Yoksa başka şeyler mi? Göreceğiz.