BU İDARE UMUDU TÜKETTİ – Alpay Durduran

49

Ne yazık ki halkla bağ koptu. Umudunu yitirmiş insanlar büyük bir hayal kırıklığı yarattı ve halâ bazılarımız eski ile yeni kıyaslaması yapmakta direniyor. Bunu o parti bu parti sorumlu diye anlaşılmaz hale getirecek tartışmalarla zaman geçiriyoruz. Hükümetin bir tuzak haline geldiği ve kim girerse ayni teraneyi çekeceğini bilmenin verdiği umutsuzlukla karamsarlığı kurumlaştırmış gibiyiz. Nasılsın denildiğinde iyiyim demek saçmalamak haline geldi.

Amma bizden başkaları da var ve yarattığımız karamsarlık içinde onlara bakamaz olduk. Onlar kulaklarını tıkayıp günlerini kurtarmak veya günlerini gün etmek için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar ve bize kulaklarını kapıyorlar. Yakınlarımıza ve özellikle çocuklarımıza ise sadece karamsarlık aşılıyoruz ve sonuçta tek sahip oldukları şey olan hayatlarını boşuna harcıyorlar. Gerisi ise ortada dolaşan serveti kendilerini esir edecek olan vurgunculara vermek için garip harcamalar yapıyor, batacağı başından garanti edilmiş işlere yatırıyor veya “evladıma yatırım” deyip ülkesinde işe yaramayacağı aşikâr işlere hazırlanmalarına parsasını vererek teşvikçi oluyorlar.

İnşaat sektörünün tahrik ettiği mülkten para yaratma numaralarının biteceği belli iken vuran vurdu. Şimdi yüzen gezen parayı yeniden bölüşme kavgası yapıyorlar. Bu arada da kumar eğlencelerin babası olduğu için örümcek ağları etrafı kapladı parayı havada kapanlar çoğaldı. Olmayan parayı kullanma tezgahı olan ve sadece geleceği şimdiden tüketme durumu olan çek dolaştırma işinden yararlanılıyorlar.

Gazetelerde haber olan kumarhane kerhane otel tezgahçıları açıkça bunları ben seçtirdim bana borçludurlar diye buyuruyorlar. Bir musibet bin nasihatten evlâ oluyor ve bize gelecekten neler bekleneceğini gösteriyor.

Bundan sonraki seçimi gazinocuların yani Kumarhane sahiplerinin kazanacağını tahmin etmek zor değil. Yeni izin harcı onları kızdırdı. Birileri batacak büyükler geride kalacak ve para konuşacak. UBP hükümeti haklı ise bu kez onlar gönüllü verecekler bu parayı ama arkasından yerlilerin daha rahat kumar oynaması için önlemler alınacak diyebiliriz.

Bulgaristan bize örnek olsun. Komünizm çöktükten sonra halkın servetlerini yağmaya terk eden eski yönetim ülkenin suçlu çetelerinin eline düşmesine fırsat vermişti. Halâ daha AB’nin yakın markajına rağmen hak hukuk konularında ilerleme olmadı ve rüşvetsiz ne yatırım ne de başka bir iş yapılabiliyor. Biz de sakalı kaptırırsak başımıza geleceği anlamalıyız. Ekonomik ilerlemenin temel şartı sağlıklı bir adalet mekanizmasının oyunu kuralına göre oynamayı sağlamasıdır. Oyunun kuralına göre oynanmaması nasıl yüz metre koşusunu ya bitmez ya da 10 saniyenin çok çok azında bitecek kadar etkilerse mafyalaşma da ekonomiyi o kadar etkiler.

Mafyanın elinin alıştığı elektrik, su ve saire ile ihtiyat sandığı ve sosyal sigorta kesintileriyle işçilere çalışma izni yenileme falan gibi dertleri politikacılara çözdürmektir.

Adam büyük servet sahibi imiş ama elektrik borcu yüzünden insan içine çıkacak yüzü yokmuş. Benim borcum bir ayı ya geçer ya geçmez ama onun milyonluk borçları varmış. Sendika buna kızmış. Bakana “bana açık yetki ver toplayayım borçları demiş”. Miş ama adı çıkana değil belediyelere ödeyin borcunuzu demiş dememiş elektriği kesmişler.

Belediyeden başlarsan arkasındakilere kesemezsin. Halka her kuşun etinin yenmeyeceğini göstermişler. Bizimkiler de onun arkasına saklandılar.

Duyduk mu “kim belediyelerden başlayın” demiş? Bunu gören bir sendikacının “bizi glabbiye (ketenpereye) getirdiler, belediyelerden başlattılar ki kumarhanecilere sıra gelmesin” diye şikayete başladığını? Şimdiden köşeleri tuttular.

Sendikal hak anayasaldır ve epeyi önemseniyor. Bu belli. Üniversitenin birinde sendikacılığı ezdiler, savunamadık. Şimdi kumarhanecilere karşı “yerliye yer vermiyorlar” diye karşı çıkacak da başarılı mı olacağız? Yerliyi bilmez miyiz? Adanalı’yı sokakta vurup da kan parasıyla adaletten sıyrılan Kıbrıslı idi de tamam mıydı?

Tuğlalar üst üste koyup duvar örmeye başladılar. Aramızdan bu kadar kısa zamanda çıkan milyoner sayısına bakarak duvarın yüksekliğini ölçebiliriz. Babalar sırada daha Babalar yolda. Duvar yükseliyor. Yıkmak için beklemeye devam edersek başka bahara kalacak. O zaman buldozer gerekli olacak. Bin yıl İstanbul’u taşradan koruyan surların fırınlanmış tuğladan yapıldığını unutmayalım.

Mafya diye bilinen biri Amerika’da rüşvet yiyen devlet memurlarını suçüstü yakalatmaya çalışmaktan dolayı hayret uyandırınca gazeteciler sormuşlar: Biz sizin rüşvet ile işlerinizi yürütmek istersiniz diye bilirdik, nasıl oluyor bu iş? Yoksa sizin rüşvet verdikleriniz başka ele verdikleriniz başka mı? Mafya babası da soruyla başlamış: senin bankada kaç paran var Ya beyim? “Ben para kazanmışım ama koyacak sağlam bir yer yok ise benden daha gözü pek birisinin saldırısına karşı benim istikbalimi koruyacak biri olmaz. Senin üç kuruşun için zahmete değmez, benimki içinse temiz bir polis ve mahkeme ancak yeter”

Bu bana Manyera’nın “onun koruyacak şeyi hemen hemen yok ama benim bu fabrika dahil çok şeyim var. Onun için sürekli mücahitlere yiyecek taşırdım, beni iyi bilirler” demesini hatırlatır.

Bunları gelecek seçimden sonra iktidara (!) gelecek olan mafyaların niteliklerini anlatmak ve kurtulma zamanımızı Amerika’daki mafya gibi mafyanın dahi adalete muhtaç hale gelmesini beklememek için yazıyorum.

Karamsarlık insanı miskin eder. Çözüm yolu aramaz hale getirir.