BRÜKSEL NOTLARI

50

Emir Taşcıoğlu

AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği’nin Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum medya temsilcileri için düzenlediği tanıtım ve çalışma programı 23-26 Kasım tarihleri arasında AB’nin merkezi Brüksel’de gerçekleştirildi. YENİÇAĞ’ın da temsil edildiği bu çalışma programında, her iki toplumdan medya temsilcilerine yapılan sunumlarda, AB kurumları (Parlamento, Komisyon, Konsey ve Avrupa Konseyi), bu kurumların işleyişi  ve çalışma prensipleri ile güncele dair birtakım sorunlar aktarıldı. Bunun yanında 2012 yılının ikinci yarısında AB dönem başkanlığını devralacak Kıbrıs’ın bu organizasyona ve yönetimine dair hazırlığı ve özellikle bütçeyle ilgili çalışmaları anlatıldı. Avrupa’nın kalbine gerçekleştirilen ve AB kurumlarının günlük işleyişine medya temsilcileri noktasından bakılan bu ziyarette 24 kişilik medya grubuna AB Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Androulla Kaminara da eşlik etti.

Avrupa’nın kalbi: Brüksel

Her nekadar Belçika’ya gitmeden önce ordaki hava durumu hakkında bilgim var idiyse de, 25-30 derecelerde seyreden hava sıcaklığından bir anda 1-2 derecelere inmek gerçekten insanı şoke edici bir durum.

Brüksel’e hareketten bir gün önce, adeta ‘dünyanın kepçesi’ diyebileceğim deneyimli gezi yazarı, Halil Paşa dostumdan mutlaka Grand Place’ı görmem gerektiğine dair tavsiyeyi aklımda tutarak, Güney’den gelecek meslektaşlarımızın akşam saat 7’de otele varacağı bilgisini aldıktan sonra ekip olarak kendimizi Brüksel sokaklarına bırakıyoruz. Sokaklar sizi doğal olarak on dakikada Grand Place meydanına sürüklüyor. 1695 yılında XIV. Louis tarafından bombalanan ve tamamen tahrip olan (Belediye Binası hariç) ancak 5 yıldan az bir sürede eskisinden daha ihtişamlı bir şekilde tekrar inşaa edilen Grand Place meydanı tek kelimeyle harika. Tam anlamıyla tarihin bir özeti gibi: 16. Yüzyıldan kalma Belediye Binası (Town Hall), tam karşısında Brüksel Şehir Müzesi (Maison du Roi), onların yanında 17. Yüzyıldan kalma Belçika Bira İmalatçıları Müzesi ile 1845-1848 yılları arasında Brüksel’de kaldığı zamanlar Karl Marks’ın müdavimi olduğu cafe de bulunmakta. Meydanda hummalı bir yeni yıl hazırlığı vardı, canlı ağaçlar vinçler yardımıyla dikiliyor ve çevredeki tarihi binalarla birlikte ışıklandırılıyordu. Meydanın az ilerisinde Brüksel’in en eski sakini kabul edilen ve şehrin küstahça alay eden, yüzsüz ruhunu temsil eden ve 1619 yılında yapılan “İşeyen Çocuk” (Maneken Pis) heykeli bulunmakta.

Konakladığımız otel, 1895 yılından beri hizmette olan ve bu özelliği ile Brüksel’de 19. Yüzyıldan kalan tek otel olan Metropol Hotel. Seçkin bilim insanları olan Madam Curie, Albert Einstein, Arnold Sommerfeld ve Max Planck’ın da dahil olduğu fizik topluluğunun toplantılar düzenlediği ve resimlerinin bulunduğu tarihi bir otel. Hem AB hem de NATO’ya ev sahipliği yapan Belçika ve doğal olarak Brüksel her yıl milyonlarca turist çekmekte dolayısıyla hayat seviyesi oldukça yüksek ve eğlenmeyi seviyorlar. Şehrin hemen her köşesinde yer alan küçük ama tarihi restorantlar, cafeler ve çikolata dükkanlarından bunu anlamak zor değil. Şehirde oldukça çok miktarda ve her tarafa güzel kokular yayan çikolata dükkanlarından, çikolatanın ülke gelirlerinde önemli bir kalemi oluşturduğu belli oluyor. Şehir tam anlamıyla kozmopolit bir şehir ve Avrupalılık en üst düzeyde. Brüksel’in bira kültürünün ise oldukça yüksek olduğu, cafe ve restorantlarda satılan onlarca tat ve renkte (kırmızı, sarı, siyah) biradan anlaşılmakta. Neredeyse her yemek ve günün her vakti için ayrı tat ve kıvamda bir bira tasarladılar. Renklerine göre blanche, blonde, dark, brown ve golden çeşitleri , tatlarına göre ise şeftalili, elmalı, frambuazlı, vişneli ve çilekli bira çeşitleri bulunmaktadır.  Stella Artois (tadı efese birasına benziyor), Leffe (özellikle blonde çeşidi) ve Westmalle en meşhur ve en çok tüketilen markalar. Belçika mutfağının da oldukça zengin ve sağlıklı olduğunu söylemeliyim. Ağırlıklı olarak deniz ürünleri; özellikle midye, karides, ıstakoz gibi kabuklu  deniz ürünleri tüketilmekte ancak bizim mutfağa ait kebab ve ızgaralar da özellikle Türk ve Yunanlıların çalıştırdığı restoranlarda bulunmakta.

Birinci Gün

Programın birinci günü, topluca AB kurumlarını ziyaretle geçti. Öncelikle durağımız AB Komisyonu oldu. Görkemli mimarisi ile insanı etkileyen binaya büyük güvenlik önlemle-rinden geçtikten sonra girebiliyorsunuz. Binada eğer yanınızda bir yetkilendirilmiş bir personel yoksa bir adım bile hareket edemezsiniz. Herhangi bir kapı kapandığında onu açmak için veya asansörü çağırıp kullanmak için yetkili biri olmanız gerekiyor.

AB Komisyonunnun çeşitli komitelerle toplantı yaptığı salonda bizleri Komisyonun ziyaret birimi sorumlusu Lise Ravenfeldt karşıladı. Medya temsilcilerinin kısaca kendilerini tanıtmasından sonra Komisyonun Kıbrıs temsilcisi Androulla Kaminara bizlere kısa bir brifing verdi. Kaminara, ağırlıkla AB bütçe harcamaları ve ekonomik krizden bahsederek Yunanistan ve İrlanda’daki ekonomik sıkıntıları dile getirdi ve krizin  başgösterdiği Yunanistan deneyimi esnasında ilk anda diğer üyelerin “Yunanistan batarsa batsın” düşüncesinde olduklarını ama kısa zamanda Yunanistan’ın batmasıyla tüm AB’nin etkileneceğini kavrayarak soruna eğildiklerini söyledi. Kaminara ayrıca, finansal sorunların yanında yapısal ve kurumsal sorunların da bulunduğunu ve bunların bir kısmının Aralık 2009’da uygulamaya giren Lizbon antlaşmasıyla aşılmaya çalışıldığını da vurguladı.

Daha sonra İspanya dönem başkanlığı (1 Ocak – 30 Haziran 2010) sırasında  İspanya daimi temsilcisi sözcüsü olan Cristina Gallach, genel olarak AB kurumlarından bahisle AB Parlamentosunun yasa yapma, diğer AB kurumlarına danışmanlık yapma, AB’nin yıllık bütçesine karar verme ve yeni üye katılımlarını onaylam görevleri olduğunu anlattı. Lizbon Antlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonraki ilk dönem başkanı olmalarından dolayı ayrıca tedirgin olduklarını belirten Gallach, 1 Ocak 2010’dan sonra AB’deki gücün Parlamento ve Komisyon arasında eşit paylaştırıldığını ancak yine de birtakım gri noktalar bulunduğunu söyledi. Dönem başkanlıkları sırasındaki deneyimleri anlatırken kilit rolün Parlamento Başkanında olduğunu ancak esas patron diye nitelendirilen ülke başbakanı ve dışişleri bakanının da ikna edilmesi gerektiğini vurgulayarak komisyondaki raportörlerin ve komiserlerin görevlerinden de bahsetti.

İspanya’dan sonra hali hazırda dönem başkanı olan Belçika’nın daimi temsilcisi sözcüsü Bernard Blucke ise, kendilerinin sorunlu dönemlerden (Çek, İsveç ve İspanya) sonra ve ilk trioda göreve geldiklerini ve 12. kez başkanlık yaptıklarını belirtti. Lizbon antlaşma-sından sonra rotasyonun etkisinin azaldığını daha çok trio yönetiminin öne çıkarıldığını vurguladı. Şu anda AB triosunu, geçen dönem başkanı İspanya ve bir sonraki dönem başkanı Macaristan ile Belçika oluşturmakta. Kendi dönem başkanlıkları esnasında ekonomik kriz ve diğer üyelerin sorunlarıyla da ilgilenmek zorunda kaldıklarını belirten Blucke, bu süre içerisinde önceliklerini; gerçekçi hedefler belirlemek, daha az ön planda olan bir başbakan ve dışişleri bakanı, Belçika’nın önceliklerinden çok AB’nin amaçlarını gerçekleştirmek ve kendi başkanlıklarının programını AB’nin programı olarak kabul etmek şeklinde sıraladı. AB Kurumlarında hali hazırda 250’si günlük olarak aktif olan 900 muhabir bulunduğunu ve AB’nin gazetecilik noktasından bakıldığında oldukça kompleks bir yapı olduğunu ve gazeteci olarak bir konuda herhangi bir karar vermeden önce yetkililerle resmi olmayan görüşmeler ve toplantılar yapmak zorunda kalındığını ve zaman darlığından bu gibi toplantıların genellikle cafe veya restorantlarda yapıldığını dile getiren Blucke, gazetecilerin haberleri çarpıtmaması gerektiğini ve asla yalan haber yapmamalarını aksi takdirde bunun bir gazetecinin Brüksel’deki meslek hayatının sonu olacağını vurguladı.

AB Komisyonunun iletişim genel direktörü Claus Sorensen ise daha iyi bir Avrupa için başlıca rekabet edilebilir konular ile iletişimdeki önceliklerden bahsetti. AB’nin tarihi gelişimini anlatan Sorensen, Avrupa’da 25,000 gazeteci, 3660 TV kanalı ve 2330 bölgesel kanal bulunduğunu ve yeni iletişim enstrümanları bulunduğunu vurguladı.

Öğle yemeğini, Komisyon binasına 5 dakikalık yürüyüş mesafesindeki L’atelier restorantta aldıktan sonra öğleden sonraki sunumlara AB Politikaları Bürosu eski şefi Margaritis Schinas ile devam edildi. Schinas, Barroso Komisyonu’nun bugüne kadar mutabık olduğu konular ile geleceğin Avrupası için nasıl bir pozisyon alınması gerektiği hususlarından bahsederek Brüksel’den Kıbrıs’a son olarak şu mesajları vermek istediğini belirtti:

1.  Tüm üye ülkeler aynı gemideyiz. Birbirimizle yardımlaşma yoğunluğunu artırmalıyız. Herkesin herkese ihtiyacı var.

2.  Krizden sonra Avrupa eski Avrupa olmayacak.

3.  “Avrupa’yı çok zor günler bekliyor” ve “Avrupa dağılacak” şeklindeki komplo teorileri asla gerçekleşmeyecek.

Programda yer alan Anna-Maria Giannopoulou’nun sunumu rahtasız olduğundan dolayı yapılmadı. Bunun yerine komisyon binasında kısa bir gezinti yaparak, komisyonun esas toplantılarını yaptığı salonu ziyaret edip bol bol resim çektik.

İkinci Gün

Çalışma programının ikinci gününde AB Parlamentosu ve AB Komisyonu binaları ve Kıbrıs’ın AB Temsilciliği ziyaret edildi. Oldukça görkemli olan binalarda yüne güvenlik en üst seviyedeydi. Parlamento binasında oturumların yapıldığı salonu görmek, basın açıklamalarının yapıldığı salonlarda bulunmak, AB Konseyi binasındaki yayın odalarını ve küçük stüdyoları ziyaret etmek, ülke liderlerinin bulunduğu ortamlarda bulunmak oldukça heyecanlı, bilgi verici ve ufuk açıcıydı.

Kıbrıs’ın AB Temsilciliğinde resim çekilmemesi ricasında bulunan büyükelçi Andreas Mavroyannis, Kıbrıs’ın yaklaşan dönem başkanlığı ile ilgili hazırlıkları anlattı. Belli bir süreden beri sıkı bir şekilde hazırlıklarını yürüten Kıbrıs, hem ülke içinde hem de dışında çeşitli komiteler kurup anketler yapılmış ve ilk değerlendirmeler tamamlanmış durumda. Tüm bu çalışmalara Kıbrıslıtürkleri ve resmi dil olarak türkçeyi de dahil eden Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi sorunundan sıyrılıp tam anlamıyla Avrupalılık anlayışı ve kurumsallaşmasına odaklanmaya kararlı görünüyor. Zira, Annan Planı sonrası AB’de Kıbrıs açısından olumsuzluklar içeren havanın dağıtılması için de bir fırsat olarak bakılıyor bu dönem başkanlığına ve gerçek anlamda Avrupalılaşmak için çok çalışılıyor.

Komisyonun Kıbrıs temsilciliği de Androulla Kaminara başkanlığında bu çalışmalara yardımcı olurcasına bizlerle yakından ilgilendi ve sıcak bir konukseverlik gösterdi. Bu gezi için eleştirebileceğim tek konu Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum gazetecilerin hep birlikte değil de güneydekilerin Larnaka’dan doğrudan, kuzeydekilerin de İstanbul üzerinden Brüksel’e gitmeleri şeklinde yapılan organizasyondu. Kıbrıs’ın ve tüm Kıbrıslıların birleştirilmesi mücadelesinin verildiği ve tek ve bütün bir Kıbrıs’ın savunulduğu bir zamanda bu bölünmüş organizasyon doğrusu hiç de uygun olmadı.