Böyle ÇED raporu olmaz! – Dr. Hasan Örek

92

Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporları bugünlerde oldukça ünlü oldu. Bilir bilmez her kesimden bir iki uzman (hatta uzman olmaya da gerek yok) bu konuda bilime ışık tutacak açıklamalar ve raporlar hazırlayarak bizleri, kısaca doğayı yıllardır anlamaya ve açıklamaya çalışan bilim insanlarına ışık tutmaktadırlar. Kendilerine çevresel etkilere değinmeden ÇED raporu yazılabileceğini bizlere gösterdikleri için, ne kadar minnet etsek azdır.

Son dönemlerde Büyükkonuk yakınlarına bir petrol dolum tesisi kurulması yönünde bazı haberler yapılmaya başlamıştı. İlgi ile, sonunun ne olacağını bildiğim bu mizanseni, Kıbrıs’ tan millerce uzakta olsam da, naklen gazetelerden takip edebilme şansım, yaşamakta olduğumuz teknoloji çağında mümkün oldu. Gerçi bu ÇED raporunu yazan değerli dimağlar teknoloji alanına da el atsaydı bu kadar rahat bu gelişmeleri takip edebilir miydim bilemiyorum. Peşrevi kısa kesip sadede gelirsek, bu yazının konusu ‘ÇED raporlarında ne gibi bilimsel yaklaşımlar ve yöntemler izlenmesi gerektiği’ üzerinedir. Bu yaklaşımları olabildiğince bilimsel temelde daha çok sucul ortamlar için sınırlı tutacağım. Uzmanlık alanım dışında kalan karasal kısım hakkında, gerek Biyologlar Derneği, gerekse diğer çevre örgütlerinden yeterli ve net açıklama yapılmıştır.

Deniz ekosistemleri kara ekosistemlerinden farklı olarak çok boyutlu ve daha dinamiktirler. Örnek vermek gerekirse, denizdeki fitoplankton dediğimiz mikroskobik su bitkileri, uygun şartlar altında stok miktarlarını 1 günde iki katına çıkarabilmektedirler, ki bu durum karada yaşayan bitkiler için nerdeyse olanaksızdır. Deniz ekosistem döngüleri, biyo-jeo-kimyasal kavram içinde değerlendirilir. Bu kavram kısaca deniz içindeki; biyolojik ve kimyasal döngülerin birbiri ile ilintilerini ve etkileşimlerini inceler. Sonuç olarak elimizde, zamansal ve mekansal olarak dinamik bir sistem vardır. Bu sistemin dışarıdan yapılacak müdahalelere nasıl tepki vereceğini önceden kestirmek oldukça güçtür. Bunun yanında yapılacak bazı müdahalelerin de etkisinin ne olacağını görmek, bir o kadar da kolaydır. Özellikle son yıllarda artan kirlilik nedeni ile, bazı Avrupa ülkelerinde uzun yaşayan ve besin piramidinin tepesinde olan balıkla beslenen (predatör ve/veya karnivor) balıkların hamile kadınlarca tüketilmesini sakıncalı görmektedirler. Bunun nedeni, deniz içerisindeki kirleticilerin derişiminin besin piramidi boyunca, suda olanın kat kat üstüne çıkabilmesidir (Bio-accumulation). Denizel ekosistemleri anlamak ve mekanizmasını açıklamak için her ne kadar çalışma yapılsa da, hala daha elimizde çok bilinmeyenli bir sistem vardır. 20 yıl öncesine kadar sadece, bazı türlerin sistem için kilit rol oynadığı düşünülürken bugün biyolojik çeşitliliğin aslında tüm sistem için ne kadar yaşamsal olduğu, yapılan ve saygın bilim dergilerinde yayınlanan çalışmalardan açıkça görülmektedir.

ÇED raporları genellikle yukarıda özetlemeye çalıştığım denizel ekosistemlerin en karmaşık olduğu kıyı kesimlerinde yapılır. Bu noktada sistemi anlamak için, karadan gelecek girdileri ve kıyı deniz etkileşimini de işin içine katmanız kaçınılmazdır. Sonuç olarak bir rapor yazabilmeniz için elinizde en azından 4 mevsimlik veri olması gerekmektedir. Eğe bu verilerin bir kısmı daha önce toplanmış ve günceliğini yitirmemişse, bunlar kullanılarak ve eksikler de tamamlanarak rapor yazılabilir. Bu bağlamda yapılacak işler basit görünse de bu verilere bakan ve değerlendiren insanların iki üç ve/veya çoklu veri setlerini birlikte değerlendirmesi, bunun da ötesinde anlamlandırması gerekmektedir.

Büyükkonuk özeline gelirsek bu boyuttaki bir tesis için hazırlanacak ÇED raporu nereden baksanız sadece deniz kısmı için en az 200 sayfadır. Bu boyuttaki bir tesisin, gerçek ÇED raporunun 1 yıldan önce hazırlanması, hele Büyükkonuk’un da bulunduğu Doğu Akdeniz gibi bir havzada mümkün değildir. Mümkün olmamasının en önemli nedeni ise Akdeniz’in Kuzey Doğusunda yeterli veri bulunmamasıdır. Olan veriler akıntılar ve meteoroloji ve sınırlı sayıda kimyasal ve biyolojik verilerdir. Ancak bunların hemen hepsi de kıyıdan göreceli olarak uzak noktalardan alınmış ölçümlerdir (Veri için Kaynak isteyenler; Türkiye, Ulusal Oşinografik Veri Envanterine http://www.ims.metu.edu.tr/Inventory/invsrv.dll/prlist veya uluslararası veriler için http://www.seadatanet.org/ bakabilir). Sonuç olarak bu bölgede en az 1 yıl, 4 mevsimi kapsayacak, kıyı şeridi dahil olmak üzere en az 50 metre derinliğe kadar olan alan içinde, bölgesel akıntılar, mevcut kirlilik düzeyleri, biyo-çeşitlilik gibi temel verilerin toplanması ve değerlendirilmesi gerekir. Özellikle liman ve iskelenin deniz tabanına etkisini anlamak için detaylı bir haritalama yapılması şarttır. Bunun yanında bu hatlar boyunca ne kadar canlı topluluğunun bu yapı işlerinden etkileneceğinin iyice belirlenmesi gerekir.

Tüm bu temel veriler toplanırken ÇED raporuna, olası riskler de dahil edilmelidir, ki denizde petrol kazaları ile mücadele etmek oldukça zor, pahalı ve ciddi bir uzmanlık gerektirir. Bunun da ötesinde petrol kazası olması ihtimaline karşı bu donanımı (toplayıcı gemiler, bariyer v.s.) ve personeli sürekli hazır bekletmek durumdasınız. Ne yazık ki bu donanım da tek başına bir şey ifade etmemektedir. Bu boyuttaki bir tesiste olabilecek kazada ortama yayılacak olan petrolün su içindeki davranışını önceden kestirmeniz ve ona göre müdahale planı yapmanız şarttır. Bu da ancak petrol yayılım modelleri (oil spill model) ile mümkündür (Bu işi BOTAŞ’ın bile doğru dürüst yapamadığını bizzat biliyorum). Ve tabi bu modelleri bölgesel olarak çalıştırmak ve tahminlerinizi daha doğru yapabilmeniz için de bölgede sürekli veri toplayan akıntı ölçerler ve meteoroloji istasyonlarına ihtiyacınız vardır. Kaza anında hangi hidrokarbonun deniz içinde nasıl davranacağını; birim zamanda, sıcaklık ve tuzluluğa bağlı olarak ne kadarının yüzeyde, ne kadarının askında, ne kadarının da dibe çökeceğini bilmeniz gerektiğini de eklemekte yarar vardır. Tüm bu risk analizleri ve alınacak tedbirler ÇED raporunda verilmelidir. Bu tip bilgiler bazen projede de verilebilmektedir, ancak ÇED raporunda en azından bu konuya genel olarak da olsa değinilmeli, gerekiyorsa proje referans gösterilmelidir.

Bu yazıda etik olarak bu bölgeye bu tesis yapılmalı mı gibi bir değerlendirmeye girmek istemedim. Yazıdaki amacım, ÇED raporunun deniz ayağında bulunması gereken temel bilgileri ve bu bilgilerin nasıl bir değerlendirmesi gerektiğini ve bu kadar kısa bir sürede ÇED raporu hazırlanamayacağını teknik olarak açıklamaktı. Yazıyı politik bakıştan uzak, teknik bir bilgilendirme yazısı çerçevesinde tutmamım nedeni de budur. Yazıyı olabildiğince teknik terimlerden arınmış bir bilgilendirme makalesi çerçevesinde tutmaya çalıştım ki ÇED raporu hazırlayacak arkadaşlar bir dahaki sefere daha dikkatli olsunlar. Yukarıda yazılanlara dayanarak, bu kapsamdaki bir ÇED raporu 1 yıldan önce benim önüme gelse okumadan reddederim!..

Zaten raporu okuduğunuzda konuların ne kadar yüzeysel geçildiğini görüyorsunuz. Yazarlar kendi uzmanlık alanlarını gereksiz detaylarla şişirirken, diğer kısımları ise sadece temel bir kaç kaynak kitap ve az veri ile çok yetersiz değerlendirmişlerdir. Bilimsel temellere dayanması gereken bu raporun bir çok yerinde “Yapılan gözlemlerde proje yerinde hava, su ve toprak kirliliği izleri görülmemiş ve hissedilmemiştir”, “İskeleye yanaşan ve iskeleden ayrılacak olan gemilerin herhangi bir deniz kazasına karşı gemi kaptanları gerekli önlemleri alacaktır” gibi, hiçbir dayanağı olmayan duygusal yargılara rastlıyoruz.

Aklın yolu bir, kimse bizi enayi yerine koymasın!..

 

Dr. Hasan Örek-(Deniz Biyoloğu) – Helmholtz Zentrum Geesthacht, Materyal ve Kıyı Araştırmaları Merkezi, Uzaktan Algılama Bölümü-ALMANYA

Bu yazı ilk kez Yenidüzen’in Adres Dergisinde yayınlandı