Bol gelen sömürge yasaları – Alpay Durduran

92

Cebinde kredi kartı ve çeklerle insanımız borçlanmak için özendiriliyor. Ancak tüm bankalarının battığını yaşayıp gördüğü halde hâlâ yaşamının istikrarlı olarak süreceğinin garanti olduğunu düşünerek buna kapılıyor ve borca girmekten korkmuyor.

Yasalarımız istikrarlı gelişme içinde olmayı denetim altında tutmaya özen gösteren zamanın gelişmiş ülkesi İngiltere’nin yasalarından alınmıştı. İngiliz sömürgesi olunca borcunu ödeyemeyecek duruma düşenin hapisle cezalandırılmasını uygun görmeyen düzenlemem yapıp hapishanelerden borçlular çıkarılmıştı. Hapis cezası sadece ödeme gücü yargı kararıyla saptandığı halde ödemeyi reddedenlere verilir denilmişti. Ayni zamanda ödeme gücü saptandıktan sonra ödemeye gücünü kaybedenin de mahkemeye başvurarak durumunun yeniden tespiti hakkını da vermişti. Buna rağmen borcunu ödemekten imtina edeni mahkeme emrine itaatsizlik yüzünden hapsetme yetkisi verilmişti.

Bir insanın ödeme gücünü yitirmesi fahiş faizler yüzünden ve giderek artan kapitalize etme yani bir şekilde bileşik faizle olabileceği için sömürge idaresi faizin faizi olmaz kuralını koymuştu. Çünkü faiz paranın kendiliğinden para doğurması demektir düşüncesi ile bunu reddetmiş ve faizi denetim altına almış ve faiz anaparayı geçemez diyerek kural koymuş, ardından da bileşik faizi yasaklamıştı. Bileşik faiz veya kapitalize etmeye sınırlar koymuştu. Banka, kredi şirketi veya kişilerin faizi sadece ödenmemesi halinde paranın riskine karşı güvence diye alabilirsiniz demek istemişti. Faizler bu düşünceye dayandırılmıştı. Faizle para veriyorsan geri almama riskini de siz üstünüze almış olursunuz görüşünde idi.

Zaman geçti ve Türk idaresi başımıza kondu. İftihar edenler kendi anlayışlarını egemen kıldılar. Artık kaymakam atamak arkadaşlara hediye olarak verilemeye başlanıldı. İdare siyasi partilere geçti. Kaymakam atadılar ama atanan partili ahbap İngiliz devri yasasına göre borçla para verenlerin mukayyidi öğrenmek zahmetine katlanmadı ve denetleyicisi olduğunu öğrenmedi, onu atayan idare de ona bak da senin makamının görevlerini öğren ve yap demedi, kendi de atayacağının görevinin ne olduğunu araştırarak ona bildirmedi. Faizle para verenlere tefeci deyip aşağılayan Türk kültürü faizcileri denetme görevinin olup olmadığını arayıp bulma zahmetine katlanmayan siyasi partilerin gözünü kör etti. Mahkemelerde hukukçu denilenler de davalarını aldıkları borçluları savunma sırasında “hani be faizcilerin mukayyidi” diye kafa yormadı. Faizle bankalardan fazla para kazanan faizcileri kıskanan banklar bile kredi şirketi kurdular. Bankaların mukayyidi olan merkez bankası da faizciler yasasına tabi olmadan kredi şirketi kurulamaz demedi. Bankacılar bir de kredi şirketi kurup bankaların faizlerini artırmalarının bankalar yasasına ters olması da onları ilgilendirmedi.

Bunlar basında dile gelmedi diye mazeret ileri sürülemez çünkü bunları dile getiren girişimleri yapan oldu. Mecliste konuşmalar yapmıştım.

Yüksek faizlerin olduğu dönemde en yüksek faiz kuralı kaldırıldı. Meclisin yetkisine girdiği yargı kararın da tekrarlanan en faiz saptama görevi merkez bankasına genel bir yetki olarak tanınmış oldu ama anayasaya aykırı bir şekilde. Yani suç işlendi. O suç hala devam ediyor. Ülkemizin en çok kredi alan kesimi ve en ekonomik akıl sahibi sayılan iş insanları da gık çıkarmadı. Çünkü bankalar artık herkesi tehdit edebilecek kadar güçlenmişlerdi. Avukatlar da müşterilerinin haklarını savunmak için anayasaya aykırılığı ileri sürecek ferasette değillerdi.

Faiz belası üçer aylık kapitalize etme hakkıyla insanlarımızın üstüne çöktü.

Avukatlar müşterilerine hizmet ederken önce kendilerini düşünmeye alıştıkları için hiç dibine inmedi. İlk mazbata suçu lafı oradan ortaya çıktı. Borçlular ödeyemeyecek hale gelince hapse atılıyor diye hengâme başladı. Bu zavallıların nasıl hapse düştüklerini halkın anlaması olanaksızdı. Nereden çıkmıştı bu ne anlama geldiğini bilmedikleri mazbata? Soran tabii ki önce mazbata’nın tutulan bir zabıt yani tutanak olduğunu öğrendiler ama bunu bir hukukçu numarası sandılar. Yeni kuşaklar mazbata diye bir şey duymamışlardı. Mazbata balyozunu yiyenler balyozun Galata sakini Venedik elçisi olduğunu da öğrenmiş olmalılar lakin borcu olanın ödemedi diye hapsedilmediğini sanırken nasıl oluyordu da insanlar hapse yollanıyordu? Sömürge devrinde hapis yok Türk devrinde aynı yasalardan hapis çıkıyor! Olacak iş değil.

Borç alıyorsun ekonomik gerçeklere aykırı borçlanma sonunda avukatınız size borcunsa kabul et de taksite bağlansın denilince borcum borç deyip yükleniyor sonra da taksitle ödeyeyim diyorsunuz. Arkasından taksitlendirme istidası veya davası tuzağına sokuluyorsunuz. Yargıcın karşısında ben kendime güveniyorum diyerek ödemeniz garanti değilken taksiti kabul ediyorsunuz. Taksitinizi ödeyemeyeceğinizi anladığınızda hemen mahkemeye başvurup durum tespiti yaptırma hakkınız var ama alacaklıya derdinizi anlatıp borcunuzu inkâr etmediğinizi söylemeye çalışırsınız. Tuzağa ayağınızı uzattınız. İtibarınız diye çabalandıkça battınız. Avukatınız itibarınız yasal haklarınızı kullanmanıza engel olmamalı yoksa muteber değil enayi olursunuz demediği için dava açacaksınız ama dava masrafları için artık bu kez mahkeme tüzüklerinin fahiş harçlarıyla bunalacaksınız.

Siyasiler ilk darbeyi faizcileri denetleyecek mukayyidi görevlendirmeyerek insanımıza vurmuştu. Sonra enflasyonla mücadele adına serbest bırakılan faizlerle darbeyi katlayarak vurdular. Yetmedi  faizi anaparaya ekleme yani KKTC türü bileşik faizle indirdiler. Her şeyin anlaşmalı olduğu ve yazılı yani hukuken saptanabilecek haklar yerine fiili işlerin yürürlükte olduğu bir devir yaşanıyordu ki mazbata felaketleri ve intiharlarıyla mafya kurşunlamaları b aşladı.

Yirmi küsur yasanın düzenlediği borç alacak ilişkileri meclisten geçirilmeye kalkılan bir yasayla çözülme aşamasına gelince ilk adım borçların yeni ödeme planlarına bağlanması açıkgözlüğüne sıra gelmişti. İşe yaramadığı çünkü borçların haksız ve ödenmesi olanaksız olan hallerinin çoktu, görüldü. Bunu kullanmak isteyen az oldu. Sorun ortada kaldı. Avukatla yargı yetkisini savunmayı akıllarına getirdi ve meclise o kadar yasayı ele alıp çözüm getirmek için iki ay biçildi.

Meclis oy birliği ile bu işi bu noktaya getirdiğine göre işin içinden nasıl çıkacak?

Çıkacak kültüre sahip olmadığı yasaları sırf sömürge devri yasası diye aşağılamasından belli değil mi? Mali ve ekonomik istikrar söz konusu ise sömürge devrindeki mali ve ekonomik istikrarı hiç yakalayabildi mi? Eline alıp da maskara etmediği tek sömürge devri yasası var mı?

Borç almış ödeyememiş. Dava edilmiş mahkeme yasadışı yüksek faiz istendiği saptanıp da borcu kırpılmış olanların sayısının çokluğu hayret edilecek kadar çoktur. Şikâyet etmeyip ödeyenlerin çokluğu da bundan bellidir. Onun için açıkça görülüyor ki borcumdan kaçmadım deyip neyi var neyi yok kaptıranlar çoktur. Söz verdi ödeyemedi diye mazbata mağduru olanlar ve borcunu ödeyemeyip intihara kalkanlar da çoktur. Sorun ise İngiliz devri disiplinini sürdüremeyenlerdir. Halkın suiistimalciler tarafından istismarına engel olaya çalışmayan idarededir. Uyuşturucu müptelalarını koruyamadığı gibi kredi kartlarıyla borçlananları da koruyamamaktadır. Banka ve faizci şirket ve kişilere karşı da koruyamamaktadır. Hatta koruması gerektiğini anlayamamıştır. Anlasa da nasıl koruyacağını bilmemektedir. Faizcilik yapan kredi şirketlerini faizci değil diye ilan edip denetleyemeyeceğini ilan eden de idaredir.

Faizcileri fahiş faiz uygulamasını verdiği borçtan daha fazla para verdi diye senet düzenlemesini engelleyecek tedbirleri de gösteren yasayı uygulamayı düşünmemekle de yeteneksizliğini kanıtlamıştır.

Seçim olunca halkı kurtaracağını söyleyen muhalifler de kafadan atmaktadırlar. Yoksa bunların uygulanmaması halinde mazbata mahkûmlarını kimse kurtaramaz derlerdi. Siz anayasaya aykırı bir af ve hapsi kaldırma kararıyla kimseyi kurtaramazsınız derlerdi.

Yasalarımızın uygulanmaması kültürümüzün o yasaları kaldıracak kadar ilerlemediğini gösterir. Veya gerilediğini gösterir. Örnek mi; Türkiye’de de idam cezasını geri getirme safları söyleniyor, bizde de çünkü devletin insan canını almaya hakkı olmaması gerektiğini hazmedemediler. Esas olan idamı sevmek veya sevmemek değil kimsenin can almamaya hukuken hakkının olmaması gerekliliğini anlamaktır.

Borçlu bakımından aldığı borcu ödeyebilmek önemlidir, alacaklı bakımından da verdiği parayı ir miktar faizi ile geri almaktır. Alacaklı banka veya borç veren kişi veya şirket işini devam ettirmektir. Bunun hakemliğini yargı yapacaktır. Onun için belgeler düzenlenir ve yargıdan destek alma hakları vardır. Yoksa yargı karışmaz ve borçlu ile alacaklı aralarında işi hallederler. Burada makul bir işin yürütülmesi için yargının yeterli hızda çalışması ve kararlarını tatmin edici bir şekilde icra etmesi gereklidir. Olmazsa ne yapılırsa yapılsın sistem sorunlar yaratır.

Borçlu zayıf durumda olan taraf olduğu için devlet koruyucu önlemler alınması için yasa geçirir ve geçirmiştir. Ancak borçluyu korumak borç alacak ilişkilerini zora sokmamalıdır. Çünkü borç para bulmak veya ticari etkinlikte borçlu durumuna düşmek ekonomik etkinliğin ana özelliğidir. Örneğin gönder malı da parasını sana sonra ödeyeceğim diyebilmek narenciye ticareti için alışılmış ve zorunlu hale gelmiş bir şeydir. Vaz geçilmesi rekabeti önleyen bir faktör olur. Benzeri borçlu duruma düşmek doğal haldedir. Kısacası alacaklı olmak ve borçlu olmak eşyanın tabiatındandır. O nedenledir ki borçlar türlerine göre koruma altına alınır.

Böyle bir durumda mahkeme kararlarının icrası borçluların korunması bakımından da çök önemlidir.

Hal böyle iken icra memurlarının işlerini zamanında ve hakkıyla yerine getirmemeleri haksız borçluların korunmasını getirmiştir ve bu yüzden halkın koruma önlemlerinden soğuması sağlamıştır. Yakında korunması gerekenlerin korunmamasını getirecek yasa değişiklikleri gündeme gelecek ve Türkiye’deki gibi kapı önüne atılan kiracıların acı çığlıkları işitilecektir. Şimdilik kirayla geçinmeye çalışanların mallarını kiralamaktan kaçınmalarını ve tamiratlarını zamanında yapmamalarını üzüntü ile izliyoruz. Kiraya vermek için konut yapmak makul şekilde olabilse kiraların düşmesi beklenir ancak kiracıya güven yoksunluğu buna izin vermez ve kirada olan bakımsız konutlar çirkin ve sağlıksız konut manzaraları önümüzde durur.

Ticari hayatta da ileri tarihli çek veya kredi kartı ile borçlanmalarda biriken alacaklar büyük bir sorun olarak birikti. Onun için faiz sorunu büyüdü. Bankaların kendi aralarında güvensizlik yüzünden bir birlerinin çeklerini kabul etmemelerinden de bellidir ki sistem bozuktur. Borçlular borçlarının bilinmesinden hoşlanmamaktadır. Bankalar neden kendilerinden borç alanların bilgilerini paylaşmaktan neden kaçınırlar borçluların borçlarını gizli tutmaya çalışmasından dolayı mıdır? Yoksa bankaların gizlediği şeyler de var mıdır? Elbette bankalar da hesaplarının merkez bankası tarafından izlenmesini hoş karşılamamaktadırlar. Yoksa çağdaş ülkelerde olduğu gibi kendilerinden kredi isteyenlerin başka yerlere ne kadar borç yaptıklarını öğrenmek istemeleri gerekir. Çevre şahadeti göstermektedir ki bankaların güvenirliliğini sağlayacak göstergelerin bozulduğunu örneğin mevduat kabul hakkının tayin edicisi olan yedek akçeler ve toplam sermayelerinin görülmesini istememektedirler. Likidite oranlarının izlenmesini önlemeye çalışmaktadırlar. Onun içindir ki çek takas odası gibi düzenler icat edilmiştir ama gelen haberlere göre çeklerini takas odasında ödeyemeyen bankalara ek süreler verilmekte ve sistem incelemeye alınma kararını ertelemektedir. Yani takas odası da toleranslı çalıştırılarak sorunların çözümü ertelenmektedir.

Bankalarda kredi mevduat oranının yarıyı geçmesine izin vermek sevinç karşılanıyorsa ve denetim bu toleranslarla çalıştırılırsa bombanın üzerinde oturuyordur. Uzun yıllardan sonra bankaların batmadığı bir ülkeden batmasının kolaylaştırıldığı zamana geçilmiş ve güvenliği az bankların elinden devleti kurtarmak için mevduat garantileri de düşürülmüştür. Yazıklar olsun.

Hem devlet karışmasın derler hem de batınca halkın mevduatını devlet ödesin diye bağırılmaktadır. Bankların batması halinde alacaklarının tahsilinde bu kadar umursamazlık gösterilmesi de banka batırmayı korkulacak bir iş olmaktan çıkarmıştır.

İflas hukuku devlet tarafından hiç işletilmemiştir. Onun için şirket kur sorumluluktan kurtul diye açıkgözlükler eşyanın tabiatı halini almıştır. Şirketler mukayyitliği görevlerinin çoğunu yapmamaktadır ve yapması da istenmemektedir.

Kısacası bu devlet veya idare her kurumu ile batak durumdadır.

Bunun arasında hukuka saygılı insanlarımız ezilmektedir. Artık banka yerine insanlarımız ipotek ettirdikleri mallarına icra yoluyla satış emrini verseler ve malı satılsa da borcundan kurtulamamaktadır. Borcunu ödemiş olsa da faiz ipotekli malın değerini aşmaktadır. Yani ile malın paralel gitmesi gerçeğini çoktan aştık. Fiyatlar anlamsızlaşmıştır. O kadar ki ekonomik kurallar anlamını yitirmiştir.

Bir an önce icra memurlarının disipline edilmesini mahkeme sağlamalıdır. Övünülecek bir husus olan yargının kendinin patronu olmasın saygı sallanmaya başlamış ve adalet bakanı isterük bağırtılıları duyulmaya başlanmıştır. Yargı kendi idaresini etkin ve verimli çalışmayı becermelidir. İcra gittim de bulamadım mazeretini kullanamamalıdır. Mahkeme emirlerini başbakana karşı bile uygulattırabilecek güçte olduğunu görüyor acizlik olmamalıdır.

Mazbata mahkûmu sorunu mahkemenin güçsüzleşmesi demek olan yasamanın yargıya müdahalesi ile çözmeye kalmak sadece yeni sorunlar yaratmaktır. Sorun çoktur. Sistem ele alınmak zorundadır.