Bize ne oldu böyle?

127

Aşağıda olan YKP-fem aktivisti Faika Deniz Paşa’nın 24. Işık Kitabevi Kitap Fuarı’nda 11 Eylül Pazar günü yapılan  “Bize Ne Oldu Böyle” panelindeki konuşmasının metnidir.

 

Bize ne oldu böyle?

Ben bize ne oldu böyle derken adlı bir panele katılma daveti aldığımda daha ne oldu kelimesine gelemeden önce bizi düşünmeye başladım. Biz kimdi? Kıbrıs coğrafyası vardı bu bizin içerisinde. Peki de coğrafyamız ikiye bölünmüş, iş saatlerimin yarısını geçirdiğim güney temelli düşündüğümde bize olanlar korkutucu şekilde artan neo-nazizm, yabancı düşmanlığı ve nefret suçlarıydı. Ama bu panel kuzeyde olacaktı bu nedenle kendimi kuzeyle sınırlandırmaya karar verdim. Kuzeydeki biz içerisinde ama yine sorun yaşadım. Kuzeyde biz kelimesi sizin anne babanızın ya da nene dedenizim doğduğu coğrafyaya, cinsiyetine, cinsel yönelimine, engeline, sınıfsal konumuna vs göre gerçekten değişken.

Nüfusa ne oldu?

Nüfus aktarımı, demografik yapının değişmesi, yok oluyoruz korkuları aslında çok gerçek bu gün 74den önce ailesi Kıbrıs’ta olan insanların dile getirdikleri korkular. Ama burada düşünmemiz gereken esaslı konu gerçekten nüfusa ne olduğudur.

Nüfus ile ilgili en büyük önyargı, 1974’den sonra gelenlerin tek tip insanlar olduğudur . ‘Türkiyeliler’, ‘yerleşikler’ gibi adlandırılır bu insanlar ve hepsinin aynı olduğu varsayılır. Oysa ki gerek geliş biçimleri (birinci dalgada zorunlu göç görülür,1980lerde solun yükselişinin önüne geçmek amacı ile ikinci dalganın göçünün teşvik edildiği olguları vardır, üçüncü dalgada ise daha çok ekonomik göç unsurları bulunur ki bunun insan ticareti de dahil sömürülme boyutu da vardır özellikle Kürt göçmenlerle ilgili) gerek etnik köken (Türk, Kürt, Arap, Laz, vb…)gelinen coğrafya (Anadolu’nun kuzeyi güneyi, güney doğusu vb…) dil (Kürtçe, Türkçe, Arapça, vb…) din (Suni , Alevi, Ortodoks vb…) Yani demografik yapı elbette değişime uğramıştır ama bu değişim homojen değil dinamiktir. Değişen nüfus bir mozaik görüntüsündedir.

Egemen Türkiye ve işbirlikçileri maalesef bu mozaiği kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmiştir. Böl yönet politikasını işleyerek gerektiğinde insanları farklılıkları ile bölüp, gerektiğinde de ortak payda olan İslam ve Türkiyelilik üzerinden yönetebilmiştir. Burada bir de elçilik ve askerin baskılarına daha açık olduğunu konuşmak gerek nüfusun. Kıbrıs’taki muhalif hareketle dayanışma ya da içinde yer alma durumunda politik sınır dışıları geçmişte de olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Üzerinde durulması gereken başka bir nokta da 1974 sonrası adaya Anadolu’dan gelen nüfusun büyük bir bölümünün politik olarak tek derdinin Türkiye’ye bağlılık olarak düşünülmesidir. Bu genelleştirme ve genelleştirilen bir gruba belirli özellikler yükleme nefret söylemidir ve nefret suçlarına dönüşebileceğinden içerisinde büyük tehlikeleri barındırmaktadır.

Solun bu noktada üzerine düşen çeşitliliği kutlamak, bu mozaiğin ortak paydasını, onu birlikte tutanı bulmak ve mücadeleye bunun üzerinden devam etmektir. Solda nefret söylemi üzerinden bir duyarlılık olmaya başlamıştır. Akademisyenlerimiz bunun üzerine yazmakta konuşmakta ve bilincin artmasına büyük katkılarda bulunmaktadırlar.  Bunun üzerine duyarlılık oluştuğunun açık bir göstergesi ise 2. Varoluş Mitinginde üzerinde ‘Kıbrıslı Türkiyeli Kardeş Ankara Kalleş’ yazan Baraka Kültür Merkezi pankartıydı ki ilk miting sonrası talepleri çarptırmak ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki toplulukların arasına nefret sokmak amaçlı politikalara verilen çok güzel bir yanıttı.
Kadınlara ne oldu?
Biz kadınlar, toplumsal cinsiyet rollerimizden dolayı sıkıştığımız özel alandan kamusal alana çıkmaya başladık erkeklerin rollerinden biri olan ekonomik kazanç sağlamayı üstlendik ama bunu kendi özel alandaki rollerimizden vermeden yapmaya çalışıyoruz. Ev içindeki emeğimiz göz artı edildi, aşağılandı. Yetişemediğimde ‘diğer’ göçmen kadınları çalıştırdık, emekçi bile diyemedik ama onlara ancak ‘yardımcı’ çünkü biz bile iş olarak göremedik ev içindekileri.

Oy hakkımız oldu ama seçme hakkımızı tam kullanacak seçilecek ne vaktimiz, ne alanımız oldu ne de bunun koşulları ve zemini hazırlandı. Sendikalarda, partilerde örgütlendik ama bunları şekillendiremedik, yönetimine yeterli olarak katılamadık.

Aile içinde yaşadığımız şiddeti yasalar ve yargı göremedi. Bedensel bütünlüğümüz değil toplumun ahlakı önce geldi.

Belki bu gün cinselliğimizi daha özgür yaşayabilsek de, ama bir heteroseksüel erkek kadar değil, cinsel yollarla geçen hastalıklar, doğum kontrol yöntemleri hakkında eğitim sunmak ayıp sayıldı.

Tecavüze uğradık, dayak yedik, taciz edildik söyleyemedik. Söylediğimizde deşifre edildik, nedenleri sorgulandı, medya bundan rant sağlamaya çalıştı.

Ancak kadınlar olan politik alanda kendimize yer açıyoruz. Bu gün gerek FEMA gibi aktivist gruplar altında gerek partiler içerisinde YKP-fem gibi feminist örgütlenmeye gidiliyor. . YKB ve Sosal Riskleri önleme vakfı altında örgütlenen kadınlar devletin yükümlü olduğu hizmetleri sağlıyor. Siyasi partiler tecavüzü ajandalarına alıp basın bildirisi yayınlıyor. Yeri geldiğinde de dayanışıyor. Bu yıl 8 Martta birçok parti, sendika, STÖ ve aktivist grubun katılımı ile kitlesel bir biçimde eyleme gidildi.  Feminist İnisiyatif adı altında birçok değişik örgütlerden ve bağımsız olan kadınlar Erdoğan’ın 4 çocuk fetvasına karşı kimse bedenimi işgal edemez dedi. Bu süreç daha tabii ki yeni yeni başladı. Eksiklerimiz yok mu, var.  Ama eksiklerimizden öğrenip başarılarımızdan güçleniyoruz ve değişimi getiriyoruz.
LGBTTQ yönelimi olanlara ne oldu?
Heteroseksüel ilişki biçimi ve yaşam tarzı bizlere tek kabul gören, ‘doğal’ olarak olması gereken bir ilişki biçimi olarak sunuldu ve hale daha sunulmakta. İngiliz döneminden kalma ceza yasasında erkekler arasında olan eşcinsel ilişki hale daha yasak, ve yasa son aylarda olan olayın bize hatırlattığı gibi 2000li yıllarda hale daha aktif olarak kullanılmakta.

Bu homofobik tutum sadece yasa ile sınırlı kalmamakla, toplumun dilinden davranış biçimlerine de yansımaktadır. LGBTTK yönelimi olan bireyler yaşamın her alanında ayrımcığa, nefret söylemine ve psikolojik, fiziksel ve daha birçok şiddet türüne özellikle maruz kalmaktadırlar.

Yine de homofobiye karşı örgütlenmeler de var. Bu gün Homofobiye karşı İnsiyatif ve Short bus movement’in varlıkları gerek farkındalık arttırıcı gerek destek sağlama amaçlı çalışmalar toplumu dönüştürmeye yönelik büyük bir potansiyeli barındırıyor.
Engelli bireylere ne oldu?
Biz olarak engelli bireyleri alırsak, toplumsal yaşamdan izole edilme gerçeği ile karşılaşırız. Temel bir hak olan seçme ve seçilme hakkından keyfi olarak dışlanabilen, birçok kamu binasına ve özel binalara engel bedensel olduğunda giremeyen, yani mimari yapılaşmada yok sayılan, bir göçmense eğer ne kendine ne de ailesine vatandaşlık verilmeyen Kıbrıs’ta ne kadar kalırsa, kalsın, eğitim hakkından yararlanamayan engelli bireylerde beklide bu coğrafyanın en görünmez kılınan gruplarından biri.

Ancak son zamanların en etkin, yaratıcı, tabandan bir aktivist oluşum olarak Engelsiz İnisiyatifi ortaya çıktı. İnisiyatif var olduğu kısa süre içerisinde ezber bozucu eylemleri ile artık ne topluma ne de hâkim politik alana engelli kişileri görmezden gelme gibi bir seçenek bırakmıyor. Özel alana sıkışmış olan bireyleri ve deneyimlerini kamusal alanın gündemine koyuyor.
……………………………………

Devamlı olarak son günlerde yok oluyoruz mah oluyoruz diye felaket naraları atılıyor. Bu konuşmamda aslında varoluş filizlerini göstermek istedim. Ve bunlar sadece yukarıda bahsettiğim grup, inisiyatif ya da eylemsellikler değil. Bu gün mahkemelerimizde bir vijdani red davası var, bu gün bizim müzik ile, dayanışma içerisinde bambaşka bir politika yapan Gommalar’ımız ve daha niceleri var. Çünkü bu coğrafyanın aslında işgal altında izole bir yer olduğunu da düşünürsek, kısıtlı şartlar içerisinde farklı ‘biz’lerin kendilerini var etme, yıllardır politik ajandayı meşgul eden kısır döngülerden sıyrılarak bu güne dair hemen şimdi hayatlarımıza dokunan konularda değişim talep ettiklerini söylemek istedim. Özlenen gelecek özgür bir ada ve üzerinde özgür halklarsa anlattığım hareketlerin buna bir alternatif değil de tam da eğer biz bu coğrafyada yaşayan ve geleceğini gören herkes isek, temellerini atmaya yönelik çalışmalar olduklarını anlatmak istedim.