Birgün’teki yazısı nedeni ile Ozan Ceyhun’a yanıt

80
Birgün Gazetesine,

Ozan Ceyhun’un 16 Mayıs tarihli gazetenizdeki yazısını okuduk ve derin bir üzüntü duyduk…
Birgün Gazetesi bizi, hem “Neden Bir Günlük Gazete, Nasıl Bir Günlük Gazete?” tartışmalarından beri gazeteyi Kıbrıs’tan takip eden okuyucular olarak, hem de Kıbrıslı bir partinin yöneticileri olarak derin bir hayal kırıklığına uğrattı. Bu hayal kırıklığını Kıbrıs’ın kuzeyindeki ciddi miktarda ilerici demokrat insan da paylaşmaktadır…
Birgün Gazetesi çıkarken: “Akla gelen ilk şey genellikle yeterince iyi değildir. Yazmak bir ikinci kez düşünme sanatıdır” dendi. Ayrıca, “BİRGÜN, yazmak ve dil konusunda son derece titiz olacaktır” da demişti.
Yeni Kıbrıs Partisi, Kıbrıs’ta çözüm, barış, demokrasi, özgürlük, sosyalizm mücadelesini 18 yıldır sürdüren (1989’da kuruldu) ve birçok üyesi, Türkiye’deki birçok ilerici ve demokratlarla 30 yıldan fazladır kimi yerde omuz omuza mücadele vermiş, kimi yerde dayanışmış, ve bugün hala daha hem parti hem de üyelerimiz Türkiye’deki birçok ilerici demokrat örgüt ve bireyle birlikte ortak işler üretmiş ve üretmeye devam eden bir yapıdır. YKP, bu mücadelelerinin bedeli olarak kurşunlanmış, bombalanmış, düşüncelerinden dolayı defalarca tehdit de edilmiş ama direnmeyi ve mücadeleyi hiçbir zaman bırakmamış bir sol partidir.
Böylesi bir partiye Ozan Ceyhun’un köşe yazısında ‘Ergenekoncu’, ‘neo nazi’, ‘Le Pen benzeri’, ‘12 Eylül’den alışık olduğumuz’ şekilde muhbirleyen “ihbarcı vatandaş” demesiyle ‘akla gelen ilk şey genellikle yeterince iyi değildir’ ilkesinin, Birgün Gazetesinde artık geçerliliğinin kalmadığı, bu nedenle artık isteyenin, istediğine, istediği düzeyde hakaret edebileceği bir süreçte olduğumuz anlaşılmaktadır.
“BİRGÜN, bir gazetenin her şeyden önce “haber” vermesi gerektiğine inanan ve vatandaşların “acaba bunu neden yazdılar?” diye sormadan, “yazdıysa doğrudur” diyerek okuyacakları bir gazete olacaktır” da denmişti; yukarda adı geçen yazıyı okuyan ilerici demokrat birçok Kıbrıslı için Birgün’ün yazdıkları maalesef artık ‘acaba?’ sorusunu sormasına neden olacaktır.
Ozan Ceyhun’un bahsettiği nüfus konusu Kıbrıs ve tüm Kıbrıslılar için hassas bir konudur.
Ceyhun yazısında, “Ancak Kıbrıs’ın kuzeyinde kendini ‘solcu’ diye tanımlayan ve de allahtan sadece “bir avuç” olan KKTC vatandaşı şahsın her fırsatta aynı Alman neonazilerinin dergi ve bildirilerinde kullandıkları klasik “klişe sloganlarla” “Türkiyeli düşmanlığı” yapmaları karşısında sessiz kalmayı “demokratlığa” yakıştıramadığımdan bu durumu siz BirGün okurları ile paylaşmak arzusundayım” demişti.
Bu, Denktaş döneminden hatırladığımız ‘gelen Türk giden Türk, ne olmuş 3–5 Kıbrıslı Türk yurtdışına gittiyse, 10 Türk Anadolu’dan gelir, Türk düşmanlığı yapmayın’ diye kelimelendirilen, Denktaş’ın (Ergenekon-Kıbrıs diye okunabilir) başında olduğu Kıbrıs Türk liderliğinin klişesinin değişik bir söyleyiş biçimidir ama günün sonunda suç aynidir “TÜRK, TÜRKİYE düşmanlığı yapmak”.
Ayni şekilde çokluk azlık tartışması yapan Denktaş bize başka şeyler yanında “sinek” de demişti, Ozan Ceyhun da “bir avuç” diyor… Bulunduğu tüm mevkileri kaybetmiş olan Denktaş bizlerin kaç kişi olduğunu kendi deneyimleri ile öğrenmişti, sanırız Ozan Ceyhun için de ayni süreç geçerli olacak…
Nüfus konusu Yeni Kıbrıs Partisi için kurulduğu günden itibaren (1989) hep önemli olmuştur. Çünkü bu konu tek tek buraya getirilen insanlarla ilgili bir konu değil, siyasidir. Bu konu, Kıbrıslı Türklerin iradelerinin, karar alma süreçlerine ne kadar etkin yansıdığı ile ilgilidir. Yani konu Türkiyeli-Kıbrıslı tartışması değil, Türkiye Cumhuriyetinin, Kıbrıslıların iradesini ellerinden almak için yaptığı operasyona tepkidir. (Bu operasyonlar yalnızca nüfus değildir, Kıbrıs’ta Büyükelçilik yapmış olanların anılarını okursanız, bu operasyonlarla ilgili daha detaylı bilgi sahibi de olabilirsiniz.)
YKP, bu konuda tartışmayı sürekli gündemde tutmuş, araştırmacıları ve akademisyenleri bir araya getiren bir paneli de bu ay içinde gerçekleştirmiştir. Bu panelde konuşan YKP Dış İlişkiler Sekreteri Alpay Durduran’ın görüşleri, partinin de görüşleridir. Bu konuyu derinlemesine tartışmak isteyen, metinleri değil, paneli http://www.ykp.org.cy/nufus.htm adresinden bölümler halinde izleyip karar verebilir.
Bunun yanında, son yarım asırdır Kıbrıslı Türklerin nüfusu 100 bin kusur olmuştur. 1974 sonrası kabul edilen rakamlar da bu yönde idi. Bugün de 74 öncesi aile yapısı içinden gelen ve halen Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Türklerin nüfusu aşağı yukarı budur. Kıbrıs’ın kuzeyindeki birçok örgüt için 74 sonrası buraya gelen ve getirilenler insani bir bakış açısı ile değerlendirilmiş, Kıbrıslı Türklerle evlenenler, (onlar hala daha kendilerini Türkiye’deki orijinleri (Karadenizli, Konyalı, Adanalı, Kürt vb) ile ifade etmelerine rağmen) Kıbrıslı kabul edilmişlerdir. Yine insani bir bakış açısı ile Kıbrıs sorununun çözümüne giden 2004’deki süreçte 40 bin küsur kişiye de hemen yeni devletin vatandaşlığı verilmesi tüm taraflarca kabul edilmişti. Tüm bu rakamlar alt alta konulduğunda Kıbrıs’ın kuzeyinde yeni devletin vatandaşları 200 bin küsur olacaktı, ancak bugün tartışılan, Kıbrıs’ın kuzeyinde 500 bin kişilik bir nüfusun varlığıdır ve bu kabul edilemez.
Bu kaygıları derinden hisseden YKP; Sayın Talat dahil, birçok politikacının, sendikacının açıklamalarını ve gazete haberlerini alt alta koyarak bir rapor hazırladı ve bu raporda durum değerlendirmesi yaptı.
(http://www.ykp.org.cy/NufusKonusundaKibrisinKuzeyindekiDurumaYonelikYKPDegerlendirmesiVeTalepleri.pdf) Bu raporu da yaygın şekilde herkese dağıtmamıza rağmen karşı görüşte olanlardan herhangi bir ‘gerçek’ tepki almadık, tek söylenen düzeysizce, ‘abarttığımız’(!) oldu. Ancak ellerinde tüm verileri tutan yetkililer bizi yalanlayacak hiçbir veriyi de bugüne kadar açıklamadılar.
Bu konu, birçok demokratik kitle örgütünün de gündemindedir…
Örneğin, Kıbrıs’ın kuzeyindeki tüm öğretmenlerin örgütlü olduğu iki sendika (KTÖS ve KTOEÖS), gümrük çalışanlarının örgütlü olduğu tek sendika (Güç-Sen), doktorların tek sendikası (Tıp-İş), ilerici demokrat 3 parti (YKP, TDP, BKP) ve diğer sendika ve örgütlerle birlikte 11 demokratik kitle örgütünün oluşturduğu Kıbrıs Barış Platformu yaşanan bu süreci AB Konseyi Dönem Başkanı Janez Jansa’ya bir mektupla 22 Nisan 2008 tarihinde bildirmişti. Mektupta; “Kuzey Kıbrıs’ta demografik yapı ciddi şekilde bozulmaktadır. Resmi kayıtlara göre 260,000 olarak gösterilen nüfusun gerçek olduğunu kanıtlayacak bir veri yok, fakat 500,000 olduğu başta Sayın Talat olmak üzere birçok yetkili tarafından ortaya konmaktadır. Kuzey Kıbrıs’taki kayıtlı araba sayısının 223,275 olması, Kuzey Kıbrıs’ta 385,000 civarında cep telefonu abonesi olduğu dikkate alındığında 260,000 rakamının gerçeği yansıtmadığı ve demografik yapının Kıbrıs Türk Toplumu aleyhine ne kadar bozulduğu ortaya çıkmaktadır. Bu yapı içerisinde Kıbrıs Türk Toplumunun gerçek sayısının ortaya çıkması için uluslararası gözetim altında bir genel sayımın yapılmasında ciddi fayda görmekteyiz. Yukarıda belirtilen gerçekler ışığında çalışma izinleri ihtiyaca göre verilmeli ancak Kıbrıs sorunu çözülene kadar yeni vatandaşlık verilmesinin durdurulması Kıbrıs Türkünün iradesine saygının gereğidir. Bu haklı talebimiz için de desteğinizi istiyoruz” denmişti…
Kıbrıs’ta içinde ciddi miktarda Birgün okurunun da bulunduğu, bu kadar geniş ilerici demokrat kesimlerin duyarlı olduğu böylesi bir konuda, Almanya’da yaşayan Türkiyeli bir politikacının bu kadar düzeysiz bir yazısının gazetenizde yayınlanmış olması talihsizliktir…
Ozan Ceyhun’un yazısının ikinci kısmı daha büyük başka bir talihsizliktir.
YKP, ÖDP’nin de üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi ailesi içinde kendini tanımlamaktadır. Bu çerçevede Almanya’daki Sol Parti (Die Linke) ile de yakın ilişkisi vardır. Bu ilişki çerçevesinde çeşitli konularda örgütlerin dayanışması, örgütlere yakın yayın organlarının diğer örgüt temsilcisinin görüşlerine özellikle ilgili ülke söz konusu olduğunda, sayfalarında yer verilmesi dayanışmanın ve ayni görüşü paylaşanların bilgi paylaşımının bir gereğidir de…
Ozan Ceyhun’un, “Bunlardan bazılarının hatta biz Türkiye kökenli politikacıları “Kuzey Kıbrıs’ta Rumlar ve Türkler’in eşit haklara sahip olacağı bir çözüme katkı vermeye çalıştığımız için” bazı Alman yayın organlarında “yalan içerikli iddialarla” aynı “12 Eylül’den alışık olduğumuz” şekilde muhbirleyen “ihbarcı vatandaş” olarak da faal olduklarını acaba kaç kişi bilmekte Türkiye’de merak etmekteyim” dediği konu ise tam da bu dayanışmadır, bu dayanışmaya Ozan Ceyhun’un tepkisidir…
22 Nisan tarihinde Almanya’da Sol Parti’ye yakınlığı ile bilinen Junge Welt Gazetesi’ne YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı bir demeç vermiştir. Junge Welt Gazetesi tarafından Ozan Ceyhun’un Avrupa’daki Türk kökenli milletvekillerini Kıbrıs’ın kuzeyine getirip, etkinlik yapmasını YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı olarak nasıl değerlendirdiği soruldu. Kanatlı’nın cevabı ise basitti, “yeni başlayan görüşmelerin ışığında bu gezi tamamen bir provokasyon. Özellikle, Ercan Havaalanı üzerinden giriş-çıkış yapılması çok ciddi ve Kıbrıslı Rumları kızdırmayı amaçlıyor”…
Kıbrıs’ın kuzeyindeki havaalanı uzun süredir tartışma konusudur. YKP insanların özgürce hareketine saygı duyar ama uluslararası kurallar çerçevesinde… Ercan Havaalanı’nı konusu da özellikle 2004 referandumu sonrası AB organlarında alınan kararlar çerçevesinde AB yurttaşları için ‘kullanılmasında sorun olmayan’ bir statü sağlandı ancak Kıbrıslı Rumların bu konudaki hassasiyetleri de sürmektedir. Tam da görüşmelerin yeni başladığı bir dönemde, siz, “‘KKTC’yi tanıtıyoruz”, “KKTC cumhurbaşkanı ve KKTC başbakanı ile AB milletvekilleri görüştüler, bu önemli bir tanınma hamlesidir” derseniz ve diğer tarafın bu konulara aşırı duyarlılığını da bilirseniz elbette bu bir provokasyondur, iki lider arasındaki görüşmeleri sabote etmektir. Bu, Kıbrıslı Rumları masadan kaçırma hareketinin bir parçasıdır. Junge Welt gazetesinde yayınlananlar YKP’nin kendi parti pozisyonudur ve Sol Parti’ye yakın bir yayın organı Kıbrıs’ta yaşananlarla ilgili partinin görüşlerine sayfalarında yer verdi, bu dayanışma kötü mü? Benzer görüşte olan partilerin görüşlerini birbirleri ile paylaşması ne zamandan beri ihbarcılıktır? Sosyalistlerin, ilericilerin kendi aralarında dayanışmasına bazı kesimler, özellikle milliyetçiler, nasyonal sosyalistler dış mihrakların müdahalesi olarak baktılar, ama enternasyonalist olan sol buna rağmen dayanışmasını ve ortak mücadelesini yüzyıllardan beri sürdürdü, sürdürmektedir. Ozan Ceyhun’un beğenmediği, tepki gösterdiği tam da budur…
Ceyhun; bununla da yetinmemiş bu tartışmayı, bu defa da, Almanya’da CDU yetkilileri ile toplantılar yapmasına aracı olduğu, Kıbrıs’ın kuzeyini 30 yıla yakın sömürmüş, Denkaş’ın kurduğu sağcı UBP’nin Nisan ayı içindeki Almanya ziyareti sırasında açmıştı. Almanya’daki basın toplantısında, gazetelerde çıktığı şekli ile aynen yayınlamak gerekirse;
“Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, YKP Yürütme Kurulu Üyesi Murat Kanatlı’nın Almanya’da yayınlanan bir gazeteye, KKTC’yi destekleyen Türkiye kökenli milletvekillerine yönelik eleştiri içeren bir demeç vermesini üzüntüyle karşıladıklarını ve Türk olan hiç kimsenin bu tip bir saldırıyı yapmaması gerektiğini söyledi”… Yani tablo bu kadar açıktır…
(bu konu ile ilgli detaylara girmek isteyen olursa http://www.yenicag.com.cy/ykp.php?subaction=showfull&id=1209068713&archive=&start_from=&ucat=14& adresinde tüm yazıların orijinalleri mevcuttur)
Yalnız, bu konu yeni değildir. Tam bir sene önce Nisan 2007’de, benzer bir ziyaret Kıbrıs’a olmuş, bu defa da Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen bu ziyarete tepki koymuş, açıklama yapmış ve katılmamıştı. Ozan Ceyhun ise bu açıklama üzerine, “o partiye aday olmasına neden olan politik kökeni ise, ‘Halkın Kurtuluşu’ isimli dogmatik, sol bir kuruluştur… (Dağdelen) Son demecinden sonra Türk seçmenlerin yüzüne nasıl bakacak merak ediyorum” demişti. Ozan Ceyhun ayrıca Dağdelen’in “Doğu Almanya Komünist Partisi’nin devamı niteliğindeki PDS’nin milletvekili” olduğu tanımlamasını da kullanarak tam bir soğuk savaş taktiği ile saldırmıştı. Ozan Ceyhun’un bu saldırısı üzerine YKP, PDS (Sol Parti) ve Rosa Luxemburg Vakfı ile de temasa geçerek dayanışmasını ortaya koymuş ve Dağdelen’in açıklamalarını desteklediğini belirtmişti. Ozan Ceyhun, bu açıklamalardan sonra bizlere de saldırmaya başladı ve bu süreç bugün de sürmekte…
(bu konu ile ilgli detaylara girmek isteyen olursa http://www.yenicag.com.cy/index2.php?subaction=showfull&id=1175784247&archive=&start_from=&ucat=1& adresinde tüm yazıların orijinalleri mevcuttur)
Bu tartışmadan bir yıl sonra YKP benzer konularda benzer tepkiler vererek tutarlı çizgisini sürdürürken, Ozan Ceyhun ifadeleri ile daha da küçülmekte, sağcı UBP ile Almanya’da basın toplantısı düzenleyip YKP Yürütme Kurulu Sekreteri ile ilgili “bir Kıbrıslı Türk’ün “piyon” olarak kullanıldığını”, “muhbir vatandaşlık” yaptığını söyleyecek kadar düzeysizleşebilmektedir.
Tam da böylesi sıcak bir tartışma süreci içinde Birgün Gazetesi konuya taraf oluyor ve Ozan Ceyhun’un, YKP’nin de içinde olduğu birçok ilerici demokrat Kıbrıslı Türk örgütü ‘neo nazi örgütü’ diye niteleyen, YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı’yı da “12 Eylül’den alışık olduğumuz” şekilde muhbirleyen “ihbarcı vatandaş” diyen makaleyi yayınlıyor.
“Bu tiplerin eskiden faşistlerin kollarına girip üniversiteye gelmeyi “solculuk” diye pazarlayan ve bugün “Ergenekoncu” olan birilerinden inanın hiçbir farkı yok!”, “tavrım Le Pen ya da Flams Blok gibisinden Fransız ya da Belçikalı faşistlere karşı alınması gereken tavırdan farklı olamaz!”…
Yani bizleri Le Pen’e, Flams Blok’a benzeten, bizlere, ‘Ergenekonculardan farksızdır’ diyen bir gazete yazarı… Elbette savunmanızı biliyoruz ve ‘her yazı yazarı bağlar’ diyeceksiniz, ancak her yazarın da çizgisinin, gazetenin bütünlüklü çizgisi ile yani “Neden Bir Günlük Gazete, Nasıl Bir Günlük Gazete?” yazısı ile çelişkili olmaması gerekmez mi?…
Kıbrıs konusu hassas bir süreçten geçiyor ve biz dostlarımızdan dayanışma ve duyarlılık beklerken saldırı altında kalmak bizleri düşündürmektedir.
2003 çözüm süreci sırasında sürekli hatırlatılan bir konu vardı, “Antlaşma için, yapılacak referandumda ‘bizlere 2 evet lazım’ derdik… Evet, bize iki ‘evet’ lazım, tüm Kıbrıslıların ve Kıbrıs’ı yurt sayanların ‘evet’i… Bu nedenle birbirimizin duyarlılıklarına dikkat ederek ve uluslararası antlaşmalar ve Kıbrıs’la ilgili BM kararları çerçevesinde bir antlaşma için yola çıktığımızı unutmadan bu yola devam etmeliyiz yoksa, Kıbrıs sonsuza kadar bölünmüş kalır, bölünmüş bir Kıbrıs da sonsuza kadar ertelenmiş ve her an bozulabilecek bir ateşkesi ifade eder…
1974’den beri pamuk ipliğine bağlı ateşkes ile dondurulmuş savaşı bitirme zamanıdır, bu süreci hiç kimsenin baltalamasına izin vermeyeceğiz, vermeyelim…
Ve bu mücadeleyi kazanabiliriz, dostlarımız, yoldaşlarımız bizlere omuz verirse ve dayanışırsak kazanırız. Ve unutmayalım kazanacağımız yalnız Kıbrıs değil, Türkiye ve Yunanistan halklarının da geleceğidir.
Bu mücadeleyi kazanmayı çocuklarımıza, geleceğimize borçluyuz, bu borcu ödeme zamanıdır…
Bu coğrafyalar (Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs) yeteri kadar savaş ve gerginlik gördü, artık barış zamanıdır, bu coğrafyaların bütün barışseverleri el verin, birlikte birleşelim ve sınırsız, silahsız bir Kıbrıs’ı yaratalım, Ege halklarını özgürleştirelim, bütün halkaların kardeş olduğunu sloganlardan yere indirelim ve kardeş olmanın koşullarını bugünden yaratmak için çalışalım.
Yeni Kıbrıs Partisi Yürütme Kurulu adına
Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı
21 Mayıs 2008