Bir köprü, bir siyasetçi, bir parti

90
Kasım ayının son haftasında, Ledra Caddesinin kuzey kısmındaki duvarın yıkılarak, yerine köprülü geçiş noktası yapılması tartışması süreci başlamıştı. Adeta açıklama yağmuru vardı. Hem kuzey, hem de güneyden köprünün boyut ve işlevine yönelik tartışmalar sürmekteydi. Ermu ara bölgede mi değil mi, altından ne geçecek gibi şeylerdi tartışılan…

Ve böylesi kısır tartışmanın ortasına Yeni Kıbrıs Partisinin bildirisi düştü. YKP, 5 Aralık’ta yaptığı açıklama ile net olarak bölgenin askersizleştirilmesini talep etmişti. Ama yerel gazeteler içinde, Afrika gazetesi dışında bu bildiriye haber değeri biçen olmadı. Afrika’nın bildiriyi manşetine taşıması etkisini gösterdi ve önce Esnaf ve Zanaatkarlar Odası köprüye karşı sesini yükseltti, sonra Akıncı öneriyi sahiplendi. Daha sonraki günlerde çeşitli yazar ve kesimler askersizleştirmeyi gündemlerine alıp tartıştırdılar. Akıncı bununla da kalmadı, bildirinin içindeki askeri birliklerin yaşam alanları dışına çıkartılması önerisini de kendi üslubu ile açıklamalarına yansıtmaya başladı. Ayni şekilde de güneyden de AKEL askersizleştirmeyi söylemine taşıdı.
Tanımın doğru hali ile, YKP olgusu bir kez daha hasır altı edilmeye çalışılmakla birlikte, önerileri ve fikirleri ile gündemi belirlemiş oldu. Artık kamuoyu köprünün kendisini değil onu doğuran koşulları tartıştırmaktadır. Yani YKP kendi gündemini dayatıp, kamuoyu yaratmış ama partinin adı gizlendiği için yine görünmez kılınmıştı…
Tam bu noktada bir siyasetçinin ‘köprü’ tartışmasındaki seyri incelemeye değer çünkü o, bu tip zigzagları hep çiziyor ama kimse bunu tartışmıyor…
Akıncı, tartışmanın ilk başladığı günlerde, 28 Kasım tarihli TAK bültenine yansıyan açıklamasında, askersizleştirmeden bahsetmeden “Lefkoşa İmar Planı hazırlanırken, Kuzey’de Arasta ve çevresi ile Güney’de Ledra Sokağı’nın yayalaştırıldığına ve bir gün barikatların kaldırılacağı ve trafikten arındırılmış yaya bölgelerinin birleştirileceğinin öngörüldüğüne işaret ederek, gelinen aşamada bu tarihi olayın gerçekleşmesinin söz konusu olduğunu” açıklamıştı. Güzel bir iyi niyet belirtisi olmasına rağmen somut hiç bir şey üretmeyen bu açıklamanın ardından Akıncı 1 Aralık’ta yanına eski bir askeri de alarak bölgeyi ziyaret etti. TAK’ın bültenine “1990’lı yıllarda bölgede askeri sorumluluk üstlenmiş BDH Girne İlçe Başkanı Halil Sadrazam” diye yansıdığına göre BDH’lılar, üst kadrolarında eski bir askerin olması ve halen daha bu kimliğini bir şekilde korumasını önemli buluyor ki yaptıkları açıklamalara yansıtıyorlar. Ancak sol siyasi oluşumların anti-militarist olması ile düşünüldüğünde, generalliğin kıyısından dönmüş, patlayıcı uzmanı bir askerin, yani sıradan olamayan bir askerin kadrolarında olmasını çelişki olarak görmüyorlar mı? Neysa, bu, bugünün tartışması değil, bu tartışmaya sonra devam ederiz,. BDH’nın üst kadrosundaki askerler, liberal demokratlarla ne kadar sosyal demokratçılık oynayacakları ayrı bir tartışma konusudur…
Akıncı’nın, 1 Aralık’ta köprü ziyareti sonrası yaptığı açıklama da ilginçti. Akıncı, “bu yolun köprü ihtiyacı doğmadan açılması, kuşkusuz benim de tercihim olurdu; ne var ki seçenek, ya köprülü açılış, ya da hiç açılamaması ise o zaman köprülü olarak açılmasını tercih etmek ve köprüsüz günler için de çalışmak gerekir” demişti. Akıncı bu arada 5 Aralık’ta TAK bültenine yansıyan bir televizyona verdiği demeçte de ‘temennilerde’ bulunmaya devam ediyor.
7 Aralık tarihinde Akıncı’nın Tasos Papadopulos’la yaptığı görüşme sonrası açıklamaları ayni tarihli TAK bültenine yansımıştı. Bu açıklamada Akıncı, Ledra konusunda ilk açıklamasındaki görüşünü korumaktaydı. Akıncı, “kapının “üst geçitle birlikte açılması” veya “hiç açılmaması” alternatiflerinden, üst geçitle birlikte açılmasını ve bunun daha sonra ortadan kaldırılması için çaba gösterilmesini tercih ettiğini” bir kez daha söylemişti. Yani Akıncı’nın tercihleri arasında hala daha askersizleştirme yoktur. Gerçi sayın Akıncı, utangaç bir şekildi “kendisinin ve partisinin askerden arınmış bir şehir tercih ettiği” gibi bir cümle ağzından kaçıyor ama hemen ardından TAK bültenine yansıyan şekli ile “Rum gazetecilerin “bu taraflardan birinin de Türk askeri mi” olduğunu sorması ve Lokmacı’daki üst geçidin “askeri amaçlı” olduğunu iddia etmesi üzerine, Türk askerinin 1974’ten beri adada bulunduğu gerçeğini hatırlattı ve 1979’da borular döşenirken de Türk askeri olduğunu” söylüyor. Yani hem askersizleştirmeyi istiyormuş gibi yapıp sonra ‘gerçekçilik’ adına askerin varlığına vurgu yapıyor.
Hem askersizleştirme, hem de askeri varlığın kutsanması, sosyal demokrasinin ideolojik bulanıklığının izlerinin olarak açıklamak da mümkün…
Akıncı tüm bu açıklamalardan sonra aniden, 13 Aralık tarihli TAK bültenine yansıyan açıklaması ile askersizleştirmeyi keşfediyor. İlk açıklamasından tam 15 gün sonra, askeri gerçekleri hatırlatan açıklamaları sonrası Akıncı aniden dümenini bölgenin silahsızlandırılması önerisine çeviriyor. YKP’nin açıklamasının kamuoyunda yankı uyandırması ve bu yönde kamuoyu oluşmasının ardından Akıncı, 13 Aralık’taki TAK Bültenindeki açıklamasında, “Lokmacı Barikatı’nın açılabilmesi için gelinen aşamada iki tarafta da askerin geri çekilmesinin (dekonfrantasyon) zorunlu hale geldiğini” belirttiğini söylüyor.
2 hafta sonra zorunluluğu keşfeden Akıncı için nasıl bir tabir kullanılabilir acaba? Günaydın mı demeli, ne demeli bilinmez ama medya, YKP’nin net ‘askersizleştirme’ talebi yerine Akıncı’nın sulandırılmış askersizleştirmesine rağbet ettiği açık. Başlıklarına YKP’den bir hafta sonra askersizleştirme açıklaması yapan Akıncı’nın açıklamasını yazmayı tercihleri ile YKP’yi gizlemeye çalışabilirler ama gerçekler uzun süre gizlenemez. Bu da ayrı tartışma konusunu…
Akıncı’nın askersizleştirme önerisinin 17 Aralık tarihli TAK bültenine de yansıdığı görülmektedir. Akıncı, “İki tarafın da askerlerini bir miktar geriye çekmesi, köprünün kaldırılması ve sivil yaşamın, yayaların ihtiyaçlarına öncelik verilmesi kaçınılmazdır” diyerek ‘mış’ gibi yaptığını net ortaya koyuyor, kendine güvenli alan yaratıyor. Yani bölgenin hem askersizleştirilmesini istiyor, hem de istemiyor. Önerisi ‘biraz’ askerlerin geri çekilmesi, yani bir adımla ile sonsuz arasında bir büyük bilinmeyen, yine muğlak bir açıklama yine belirsiz tanımlamalar ama medya bunun askersizleştirme olduğunu yine başlıklarına taşıyor. Akıncı ayni açıklamada askeri gerçeklere bir kez daha atıfta bulunuyor ve “elbette güvenlik kaygısı dikkate alınacaktır” diyor . Yani cümlenin Türkçesi bölgede askerin varlığının ‘güvenlikten’ dolayı önemli, o yüzden ‘askerler bir miktar’ çekilmeli, yani Ledra’nın güney kısmına ‘güvensizlik’ ve ‘askeri tedbir’ gerekliliğini belirten açıklamalar ve birileri bize bunu birileri askersizleştirme diye sunabiliyor…
Birileri YKP’nin net ‘askersizleştirme’ önerisinden rahatsız olduğu ve bunu gizlemek için harekete geçtiği bir gerçek ama alternatif medya da mı?
Neysa, bu, Yeni Kıbrıslılar için olağan hale gelen bir durumu ifade eder ama, sıkıntı gerek bu konu gerekse son mal mülk konularındaki tartışmaları yok sayarak YKP’yi diğer siyasi partilerle işbirliği yapmamakla suçlamak insafsızlığa girer.
Gerek BDH, gerekse TKP’nin özellikle mal mülk konusundaki yaklaşımları ile YKP’nin ki arasındaki uçurum bir kez daha ortaya çıktı. BDH’lılar, Ledra konusunda izlediği zigzaglı politikaları ile ‘siyasi dansözlük’lerini bir kez daha ortaya koydular. BKP’liler ise hem nalına, hem mıhına vuran açıklamalara imza atıyorlar. KSP’yi ise nereye koymalı bilinmez. Bu yüzden ittifaklardan bahsedenler son dönemdeki açıklamaları alt alta koyup yeniden düşünsünler ki acaba bu konuların hangisinde YKP diğer siyasi oluşumlarla yan yana gelebilirler?…
***
Önemli gerçeklerden biri, herşeye rağmen Yeni Kıbrıslıların fikirleri ve eylemleri ile gündemi belirlemeyi sürdürüyor, birileri yok saydırmaya devam etmeye çalışsa da….
Bu koşullarda YKP’lilere düşen ise partiyi görünür kılmaktır..
Bunun için tek çıkar yolumuz var;
“sokak, hemen şimdi!”, “hareket, hemen şimdi!”