Bir kez daha sol üzerine

114

Bugünlerde tartışmalar gene ayni noktaya odaklaşmış durumdadır. Kıbrıs sorunu çözümlenebilecek mi yoksa ne olacak sorusu toplumun ciddi olarak gündemini oluşturmaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyindeki birçok sol diye kendini nitelendiren aydın ve politikacının ise bu süreçte tartıştıkları yeni bir şey yoktur.

Hatta kimi sol iddiali kişi ve kurumlar hala daha durum tesbitinde kalmış ve adanın mevcut yapısı üzerine içi boş ve kaba şekilde tartışmayı yeğlemektedirler.

Adanın ‘ikinci bir Küba’ olmaması için uzun yıllar sürdürülen bir planın çerçevesinde 1974 yılında adaya askeri müdahalede bulunulmuş ve Kıbrıs Cumhuriyetine ait adanın kuzeyinde Türkiye, kendine ait bir otorite kurmak için uluslararası hukuk yorumuyla da askeri bir müdahale ile işgal eylemini gerçekleştirmiştir. Bu tam 28 yıl öncesine ait bir durumdur.

Kuzeydeki otorite kendini geliştirmiş terminolojisi sürekli güçlendirme yoluna gitmiştir. Bunu yaparken herzaman hukuk kurallarına uygun davranmamış, kimi zaman yeni durumu adanın kuzeyinde yaşayan durumu kabullenmeyenlere karşı zora dayalı methodlar da uygulamıştır.

Mevcut koşullar içinde günlük yaşamda toplumu terörize ederek baskı altına almış ve bu durumu kendi lehine kullanma amacındadır. Hatta bu amaçla adanın nüfüs yapısı ile de oynayarak Cenevre konvansiyonuna aykırı şekilde savaş koşulları ile değiştirilen bir bölgeye Türkiye kendi nüfusunu taşımıştır hatta taşımaya devam etmektedir. Yarattığı bu ortamla Türkiye, 1974’de oluşturduğu de facto durumu dünyaya dikte etmeye çalışırken, içerden herhangi bir karşı örgütlenmenin oluşmasının yada sesin çıkmasının önünü kesmeye çalışmaktadır.

Kısa tanımlaması ile 74 ile ortaya çıkan yeni coğrafik otorite sınırları içinde ‘sıradan faşizm’ kuralları hüküm sürmektedir ve uluslararası hukuğa rağmen oldu bittiler yaratılmaya çalışılmaktadır.

Bu süreç içinde sol tanımlamalı kişi veya kurumlar gelişen tüm süreç içinde yeni bir şey söyleyememekte, geçmişte kalan tartışmaları tekrar edip durmaktadırlar.

Kimi ileri düzeyde sol yakıştırmasını kendine uygun bulanlar ise radikal birşeyler söylemek gerek diyerek kaba ve hiçbirşey ifade etmeyen ‘işgale hayır’ sloganları etrafında dönüp durmaktadır.

İşgale hayır diyen Filistin halkının yüreğini taş yapıp tankların topların önünde mücadele etmesinden dahi hiçbirşey öğrenemeyen salon solcusu ve dergi/gazete solcusu ‘işgale hayır’ demeyen korkaktır ve mücadele böyle yapılır teorileri ile her konuşmalarında ve yazılarında birkaç yüz kez ‘işgale hayır’ diyerek ne kadar şanlı bir mücadele verdiklerini ilan ediyorlar.

İşgale hayır demenin gerekliliklerini ne kadar kim yerine getiriyor sorusu havada asılı kendine yer arıyor…

Önceliklle bu kadar kaba olarak iki kelimeyi yan yana getirerek mücadele yapılamayacağını kuzeydeki sol daha öğrenemedi.

Onlarca yıldır 1 Mayıslarda alanlarda, atabildiğimiz, bulabildiğimiz üç beşi geçmeye sloganımız var ve sankide çok mühimmiş gibi üç beş adımda ‘birlik, mücadele, dayanışma’ deyip durmaktayız. Bir toplumun yaratıcılığı ancak bu kadar sığ olabilir. Yada ancak bu kadar sığ politika üretilebilir.

İşgal koşulları ortaya çıkalı 28 yıl olmuş ve sol hala durum tesbiti yapmaktan öteye gidemiyor.

Küreselleşme karşıtlarının gösterilerinde ‘yeni bir dünya mümkün’ diye, yeni bir slogan yükselmektedir. Onlarca sorunun ve solun yenilgilerinin ardından onbinler sokakta ve yeni durumlarını ortaya koyuyorlar, umutları ile birlikte ‘yeni bir dünya mümkün’’ diye haykırıyorlar.

Bizim sol ise yeni durumları karşısında kaba sloganlar ve slogan türü düşünce dışında üretebildiği bir şey yoktur.

İşgale nasıl hayır?

Nasıl ortadan kalkacak?

Ve en önemlisi yerine önerilen nedir?

Gibi ilk akla gelen basit soruların cevapları bile yoktur, yada çok belirsiz ve laf kalabalığı arasında kaybolup giden açıklamalar ve teori olduğu iddia edilen söz yığınları vardır.

Adada mevcut savaş durumunun ortadan kaldırılması, halan daha süren fiili ateş kesin bir anlaşma ile çözümlenmesi gerekliliği yeteri kadar ortaya kondu ve artık kendini tekrardan başka bir şey yapmamaktadır.

Dünya solu çeşitli kentlerde düzenlediği forumlarla yeni durumunu gözden geçirerek, kendini yeniden tanımlamakta ve teorilerini güçlendirmektedir. Bizde ise hala üç beş kelimenin etrafında efelenip durmaktayız.

Avrupa Birliği kendi için yeni zirveler ayarlamakta ve genileşme sürecine hızlı bir şekilde devam etmektedir. Bizde ise sanki hiçbirşey olamamış gibi kaba bir şekilde AB hayır teorileri üretilmektedir.

Sol özünde diyalektiktir ve solu yeni öğrenen birine ilk verilen bilgiler diyalektik materyalizmdir. Ama bizim sol dibine kadar metafizik temel çerçevesinde yaşam bulmaya çalışmaktadır. Ama yaşam durağan değildir ve hergün sol iddialı kelime yığınlarından birşeyler alıp götürmektedir.

Sol kendini yenilemeye ve beyin mastübasyonundan vazgeçip yaşama dair ve asıl görevi olan kurulacak olan geleceğe dair teori ve pratiklerini üretmesi gerekmektedir.

Uluslararası hukuğa aykırı getirilip yerleştirilenlerle ilgili solun tartışmaya başlaması gerekiyor çünkü kendilerine ait gettolara sıkışıp kalan bu insanlar ne buraya ait olabilmişler ne de geldikleri yerlerle ilişkileri kalmış. Hatta genç kuşak hiçbir yere ait değil. Yetiştiği gettonun kültürü ile büyümüş ve yetiştirildiği kültürün olduğu yerlere çoğu gitmemiş bile. Hukuksal yönleri ile, insani yönleri ile sol yaratıcılığını kullanıp bu sorunu çözebilmeli.

Yada sol artık sorunun nasıl çözüleceği bırakıp çözüm sonrasına ait düşünceler üretmeli. Çözümle ilgili söylenebilecek herşey söylendi ama bu arada söylenenlerin de yaşama geçirilimesi gerekmektedir. Bu yönde pratik çalışmalar yapılmalıdır.

Bulunulacak ilk anlaşma ile şu veya bu önemde bir sınırın mevcut olacağı gerçeği ile bu konuda düşünceler ve projelerin hayata geçirilmesin pratik önermeleri neler olması gerekliliği de tartışılmalıdır.

Ve artık sol, dünya ile de ilgilenmelidir çünkü yaşam yalnızca Kıbrısla sınırlı değildir. Dünya solunun gündeminde olanlarla ilgili düşünceler de artık kuzeydeki solun gündeminde olma zamanı gelmiştir hatta geçmektedir.

Ama sol elbette bu kadar zor şeylerle uğraşmak yerine ya sağın gündemini takip edip bildik birkaç yüz kelime ile sınırlı birbirini tekrarlayan bildiriler yayınlayacak yada beyin mastürbasyonu yaparak çok fazla anlamı olmayan birkaç kelimeyi yan yana getirip yüksek sesle söyleyip yada bulunduğu gazete köşelerinde birkaç on kez tekrarlayıp kendi sorumluluklarından kurtularak rahatlayacaklardır.

Söz, hiç bukadar kirletilmemiş yada tüketilmemişti…

Bütün mümkünlerin kıyısındayız ama bizim pek bir yere gitmeye niyetimiz yok…