Bir dosta açık mektup – Murat Kanatlı

141

Sevgili dost,

Bu mektup ne zaman eline geçer, ne zaman okun, okun da ne zaman üstüne düşünün bilmem, belki de 7 Nisan’dan sonra olur, ama dert değil…

Gördüğün, yaşadığın, yaşadığımız ve sana daha önce de yazdığım gibi bu ülkede seçime seçim deme koşulları yok, bugünlerde bunu bir kez daha bunu yaşayıp görüyoruz.

Son bize yapılan, BRT’deki 10’ar dakikalık programda Türkçe Rumca YKP logosunu yargıçlar sakıncalı buldu, konuşmaların öncesindeki 30 saniyelik video ise BRT yönetim tarafından sakıncalı görülüp, Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) havale edildi. Orda saatlerce konuşuldu, ellerinden gelen bir şey olmadığı için yasaklamadılar, yasaklayamadılar ama üzerine konuştuklarına göre, anlaşılıyor ki YSK’nın sakıncalılar listesi var ama biz bu listeyi herhangi bir yasada ya da mahkeme kararında bulamadık, herhalde gizli bir yerlerde, el altında tutmaktadırlar, lazım olduğunda çıkarsınlar diye…

TC’nin müdahalesi an ve an devam ediyor. En büyük müdahale, belli oluyor ki kapalı kapılar ardında herkese “Ziraat Bankası kredisi” altında Lefkoşa Belediyesi ekonomik paketini onaylattılar, herkes bunun üzerine konuşuyor, nasıl iyi bir kredi olduğunu söylüyor. İşimiz zor… Bu paketin işten çıkarmayı, hizmet satın almayı yaygınlaştırmayı, özelleştirmeyi içerdiğini biliyorlar ama halktan gizliyor. TC’nin yeni paketine karşı, güçlü muhalefet örülemiyor, çünkü paket hala yorgan altında gizli…

Hemşeri dernekleri Ankara’ya taşındı, sonra İrsen… Yeni bir şov daha yaptılar… Bu hafta içinde de sömürge bakanı buralarda olacak, ince ayar çekmek için… Gene istikrar ve uyum nutukları dinleyeceğiz, belli oluyor…

Anlayacağın, seçimin sonucuna etki edecek operasyonlar bir yandan sürüyor, diğer yandan ekonomik güç kullanılarak yapılacak dayatmalar yumuşatılıp, basitleştirilip, meşrulaştırılmakta… Direnmek gerek, hem de daha dayatma gelmeden direnmek… En azından bunun için zemini oluşturmak önemli…

Bunlar olurken bildiğin gibi cilalı imaj devrinde yaşıyoruz, seçim çalışmaları büyük reklam şirketlerine havale edildi… Bu nedenle kampanyalar apolitik, karnavala havasında geçmekte…

Daniel Guerin, Kahverengi Veba kitabında Nazi Almanya’sı ve etrafındaki gelişmeleri anlatıyordu. Guerin, şöyle yazmıştı, “faşizm, cafcaflı ve hayasız bir propagandayla seçmen kitlesini ele geçirmeye başladı. Bu yeni teknikleri şaşkınlıkla izleyen sol bu alanda da eksikti. Çok ses getiren bu ajitasyon tekniklerini kendisi uygulayamazdı – ya da uygulamaması gerekirdi. (…) yine de, sol sıkılıkla taklitçilik eğilimine boyun eğdi. Faşizmden ödünç aldıkları yüzünden, sonunda ona benzemeye başladı. (…) faşizmi taklit ederken kendini ondan koruyacağını sanırken, onun değirmenine su taşıyordu.”

Devam ediyor Guerin, “faşizm kitleleri genel geçer bir demagojiyle kendine çekmekte tereddüt etmez. Programında tezatların yığılmasına aldırmadan her sosyal kesime mavi boncuk dağıtır. Kitlelere saygı duyan sosyalizmin, faşizmi bu hususta izlememesi gerekirdi.”

Bunları okurken etrafa bakıp süren karnavalda nutukları dinlerken Guerin selam gönderip 30’lardan bugüne pek bir şey değişmediği düşünmemek elde değil…

Bu arada, 4 iddialı olduğunu söylenen aday çok derin öneriler yapmaktalar! Belediyeler Yasasındaki maddeleri tek tek sayıp bunları hayata geçireceklerini söylüyorlar… Yasayı uygulayacağım demek bir marifet oldu…

4 iddialı olduğunu söylenen aday, hem demokratik olduğunu söyleyip, hem de diğer yandan diğer partileri dışarda bırakacak şekilde kendilerine TV programlarında avantajlar sağlayacak düzenlemeler yapıyor, kardeş kardeş 4lü olarak programlara katılıp, birbirlerine mavi boncuk dağıtıyorlar…

4 iddialı olduğunu söylenen adayın fular renkleri farklı, iyi de oluyor yoksa onları birbirlerinden ayırmak zor olacaktı…

Bağımsızlar ise evlere şenlik… Elbette herkesin seçme, seçilme özgürlüğü ama bunun da istismar edilmemesi gerekir… Herkesin anlattığı proje mutlaka gerçeklilik testine tabi tutulmalı, yoksa bilgi kirliliği içinde yolumuzu bulmak mümkün olmayacak…

Daha dün YKP, yerel yönetimler manifestosunda 2 kelime değiştirse diğer meclis dışı kalan o partiyle ortak seçim ittifakı yapacaktık, şimdi adı geçen bu parti bizleri emperyalizmin işbirlikçisi, AB’ci, düzen partisi saymaktalar… Tam bir çelişkiler yumağı…

Günler, karnaval havasında böylece gitmekte…

Bundan bir süre önce sol için rekabeti gündeminin tam ortasına koyanların pratiği de dikkat çekici… Geçen yılki 14 Ağustos eyleminde bizlerle yollarını ayırmaya kadar götüren bu rekabetçi tutum, sonrasında da bu yaklaşımına devam etti. Son olarak bu seçim sürecinde de sol içi rekabetin izleri net olarak devam etmekte, bunun izlerini her yerde görmek mümkün… Maalesef!

Örneğin iki farklı yapıdan bağımsız belediye meclise adayı olanlar, rejime karşı yönelmesini umduğumuz eylemliliklerini yükseltmek yerine, sol içi rekabeti bu seçim kampanyasında da körüklemekteler. Hoş bir yandan ortak cephe, solda birlik deyip ama ayni anda ayrışmayı pratikleri ile derinleştirmekteler… Solda birliğe hiç ihtiyaç yokmuş ve olmayacak gibi 2012’nin 14 Ağustos’unda çizdikleri kalın çizgiyi betonlaştırmakta, üstüne Çin Setleri kurmaktalar. Sonra ise seddin ardından birlik çağrısı yapabilmekteler. Geçebilirsen bu seddi, birlik olacak ama seddi aşmak ne mümkün, her gün üstüne kaçak yapı çıkmaktalar…

Böylesi bir karnaval havasında, kimi kaldırım boyları ile uğraşırken, kimi yol mol deyip apolitik propaganda yaparken bizse politik bir hat çizmek için uğraşmaktayız…

Umutsuzluk karşısında, “başka bir Lefkoşa mümkün” diyoruz, “başka bir yerel yönetim metodu mümkün” diyoruz. Toplumsal cinsiyet duyarlı, ekolojik, katılımcı bütçe diyoruz. TC’nin tüm ekonomik dayatmalarına karşı direnelim diyoruz… Bazıları marka belediyelerden bahsediyor, biz oralardaki taşeronlaştırmadan, hizmet alımlarından bahsediyoruz. Biz askersiz Lefkoşa diyoruz, engelsiz ve sınırsız Lefkoşa diyoruz, LGBT bireylerin haklarından bahsediyoruz, bisikletlere ve yayalara dost bir Lefkoşa talebini dile getiriyoruz ve daha nicelerini…

Bunlar mümkün diyoruz, Fatsa diyoruz, Porto Alegre diyoruz ve nicelerinde bahsediyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında Diyarbakır Bağlar Belediyesinin çalışmalarını, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin sosyal sorumluluk projesi olarak Sümerpark’ını, Diyarbakır Sur Belediyesinin kırklar meclisini, surlariçini açık hava müzesine çevirme, kültürler sokağı projelerini anlatıyoruz, Samandağ Belediyesinden örnekler veriyoruz… Endülüs’te bir İspanyol Fatsa’sı olan Marinaleda’daki kızıl Pazarları anlatıyoruz ve daha bir dolu politik mesaj veriyoruz, pankartlarımıza yazıp sokakta sloganlaştırdığımız ‘isyanımız işgale’ söylemini televizyon ve radyo programlarında dillendiriyoruz, çözüm diyoruz, çözüme giden süreçte Lefkoşa Belediyelerinin ortak çalışmasına vurgu yapıyoruz.

 

Sevgili dost,

Bu karnavaldan gözün ve miden bulandı, farkındayız. Bizler seni isyana davet ediyoruz. YKP’ye vuracağın mühür aslında isyanımız işgale sloganın sandıkta yankılanacağı ses olacak…

YKP’ye mühür, aslında rejime karşı cevap olacak…

YKP’ye mühür politik bir yerden taraf olduğunu ortaya koyman olacak…

Bu nedenle seni bu dayatılanlara karşı sessiz kalmamaya, oyuna gelmemeye ve isyan etmeye davet ediyoruz, çeşitli platformlarda, TV ve radyolarda bunu da defalarca dile getirdik…

Dediğim gibi, bu mektup eline ne zaman geçer, ne zaman okun bilmem… İsyan davetimiz seçimlik değil, bu nedenle sokakta, bir barikatta, bir mücadele alanında elbette yeniden görüşürüz, orada da bunları konuşuruz.

Ama unutma umut en son ölür ve 68’lerin dediği gibi hala kaldırım taşları altında kumsal var…

Görüşmek üzere…