Binler yoldan çıkmış – Alpay Durduran

84

Başımıza geleni hak edip etmediğimiz nesnel bakmayı gerektirir. Türkiye’den birilerinin mi sorumlu olduğu yoksa bizim seçtiklerimizin mi sorumlu olduğu tartışılır. Görülür ki çoğumuz bizimkilerin de sorumlu olduğunu yersiz gibi görülen zamanda bile söyler.

Bazılarına göre bizimkileri sorumlu tutmak ve anavatanını sorumluluktan kurtarmak gerekir. Bazılarına göre ise bizimkiler de sorumludur ve bizimkiler sorumluluklarının gereğini yapsalar çok iyi şeyler olabilir. Birinin derdi Türkiye’ye laf gelmesini önlemek diğerinin derdi UBP gitsin biz gelelim hallederiz diyerek oy toplamaktır.

Aslında Türkiye’nin esas sorumluluğu burada ahlak bırakmaması ve o ikinci türü de yaratmasıdır. Yani kendi gelirse iyi şeyler yaratabileceğini iddia eden partilerle muhalefetin de uysallaştırılmasıdır. Çünkü bir ülkede muhalefetten de umut kesildi ise ahlak artık iktidardan istifade etmek yani etmek için her yol muaftır şekline döner. Halk seçerek seçmeyerek hesap sorulmasını sağlarsa ahlak bozulmadan kalır.

Türkiye aşikâr müdahaleleriyle yerli sorumlu bırakmadı. Kendi de hesap soracağına kullanacak kendine gebe insanlar yaratmayı tercih edince şimdiki duruma gelinmesi kaçınılmazdı.

Seçimde hesap sorabilecek bir iktidar seçilemeyecekse, ille de Türkiye’nin istediği olacaksa bal tutan parmağını yalar misali elbirliği ile küp doldururlar.

Bir ülkede demokrasi ancak hukukun üstünlüğü olursa çalışır ve rejimi temizler.

UBP kurultayı bize iktidarın hukuk tanımazlığını tekrar gösterdi. Anayasa ve yasalarda diyalog olsun istenince üye tam sayısın bir fazlası ile seçilir denir. Yasa diyalog olsun ve adayları gösterenler uzlaşmaya varma şansı elde etsinler diye kimse seçilmiş sayılmaz ve mesela ikici bir seçim yapılır ve bu kez en çok oyu alan seçime katılır. Onların da en çok oyu alanı seçilir denir. Cumhurbaşkanı ve meclis başkanı seçimi de benzer kurallar koyar. Türkiye’de de benzerleri var. Cumhurbaşkanı çok turlu seçilsin, önce üçte iki oy aransın, sonra en çok oyu alan arasında seçim yapılsın ve üye tam sayısının yarsından bir fazlası aransın, gene de seçim sağlanamazsa iki adaydan en çok oyu alan seçilsin gibi uzun uzun düzenleme yapılmış. Neden? Çünkü anayasayı oylayan halk diyalog emretmek istemiş. Olmazsa da biri gene de cumhurbaşkanı olsun diyerek en çok oyu alana gelmiş.

Son seçimde de görüldüğü gibi yasaların ruhuna önem vermeyen AKP benim çoğunluğum var deyip diyalog önerilerini reddetmiş ve Gül’ü son turda seçtirebileceği için herkese meydan okumuş.

Maşallah!

Şimdi AKP sık sık muhalefetin kendisiyle diyalog kurmaktan kaçtığını söyler ve muhalefeti gözden düşürmeye çalışır. Kendisinin cumhurbaşkanı seçiminde diyalogu reddettiğini halkın unutmasını bekler ama halk elinde güç varken anayasanın ruhunu düşünmenin aptallık olduğunu öğrenmiştir. Onun için AKP gibi bir partiye oy vermiştir.

UBP de kendi tüzüğünde bir başkanın oyların salt çoğunluğunu almadan seçilmemesini ve diyalog kurularak salt çoğunlukla seçilecek birinin aranmasını istemiştir. Lakin İrsen hazır kıstırmışken ve rakibinden çok oy almışken kendini riske sokmayı göze alamamıştır. Onu sırtında taşıyanlar da ödüllerini beklerken yeni bir seçimin kendilerine ödül şansını ortadan kaldırması göze alamamıştır.

İşin ilginç yanı böyle ince anlamlar arasında dolaşıp müvekkilinin savunmasını yapmakta olan avukatların da bunu tüzüğe uygun görmeleri ve “iki aday yarıştı, çok aday yarışsaydı o madde uygulanırdı” diye konuşmaları oldu. Bunu apaçık televizyon önünde yapmaları çok ders vericidir. Meslektaşlarının ve bu işleri bilenlerin kendilerini görmelerini umursamamışlardır.

Meslek onurunu mu zedelediler, o maddenin aslında tam da böyle bir durum için yazıldığını anlayamama durumunda kaldıklarını mı değerlendirecekler diye endişe etmediler.

Halk tabii ki şaşırabilir. Nihayet iki aday yarışmış ve biri daha az oy almıştır. Lakin iki veya daha çok yani kaç aday olursa olsun ilk oylamalarda başkanlarının salt çoğunluk almasını şart koymak isteyen bir parti ne yapsın? Yeni bir Türkçe mi icat etsin? Tüzük açıkça üye tam sayısının salt çoğunluğu ile seçilir yoksa en çok oy alan arasında seçim yenilenir ve en çok oyu alan seçilmiş olur da demiyor yoksa ikinci turda ne olacağı belli değil demek olmaz. İkinci turda da üye sayısının salt çoğunluğu gerekir.

Bundan sonra Hasipoğlu istedi diye ikiden fazla aday varsa salt çoğunluk aranır, iki aday varsa da aranır ve gene birisi seçilemezse o adaylar arasında bir hafta sonra seçim yapılır ve bu kez en çok oyu alan kazanır. Ama o adaylardan birisi seçime katılmazsa ve başka aday üzerinde uzlaşılırsa tu baştan yapılır ve saire deyip gitmek mi gerekir?

Usul esası bozmamalı ama esas salt çoğunluk alan birinin başkan olmasının tercih edilmesidir. Delegeye uzlaşma sağlanması söylenmektedir. Uzlaşma olmazsa haspası çıksın, en çok oyu alana razı gelin bile dememiştir. Aklı az insanların yazdığını düşünerek unuttular demek olmaz.

Kurnaz UBP’liler yetiştiklerini tutarlar, öyle uzlaşma veya diyalog numarasını yemezler. Ancak usulü çiğneyenler halkı da çiğnerler.

Mahkeme iki aday yarıştı, en çok oyu alan kazandı, esas yerine geldi, zaten bir haftada oy yönünü değiştirmek beklenmemeli diyebilir. Mahkemeye gitmediğine göre delege veya adaylar olayı kavrayamamıştır. Esas olan delegenin kendine delege edilen başkanı seçme işini salt çoğunluğu arama olmazsa en çok oyu alanla bitirmeye kalkmadan halletme ile görevlendirilmiştir ama bu işini yapamamıştır. Yani esas olan delegenin işidir. Kaşif’in işi talidir.

Usulü umursamayan yasaların ruhunu reddeder.