Basın Bildirileri

YKP son dönemdeki gelişmeleri değerlendirdi, çıkış yolu önerdi: FETİH VE ASİMİLASYONA KARŞI DİRENİŞ
YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, son dönemde Kıbrıs’ta ortaya çıkan gelişmeleri değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:
Temmuz 1974’den bugüne 35 yıl geçti…
Faşist Yunan cuntasının darbesini gerekçe göstererek Türkiye’nin adayı işgal etmesinden 35 yıl sonra bugün, işgalden daha fazla fetih zihniyetinin dayattıklarını konuşuyoruz…
1975’den bugüne kadar adadan binlerce Kıbrıslı ayrıldı, adaya yüz binlerce insan taşındı ve demografik yapı ciddi şekilde tahrifata uğradı. Buna karşı çıkanlara hep “gelen Türk, giden Türk” dediler ve Cenevre Konvansiyonuna aykırı olduğunu bile bile nüfus taşımayı sürdürdüler…
Kıbrıs’ın kuzeyindeki her şeyi kontrol ettikleri gibi, polisi de kontrol edenler adaya girişleri de bu şekilde kontrol altına aldılar. Bunun yanında muhaceret işlemleri ile ilgili her kim ki küçük bir adım atmak istedi, her zaman karşısında TC’li bir yetkiliyi buldu. TC yardım heyeti ve benzeri kurumlar ile askeri kurumlar direk olarak sosyal ve ekonomik açıdan bu gelen nüfusla ilgilendiler, iyi bir yerleşim ve yaşama koşulları oluşturdular. Bu nedenle ilk gelenler hep kötü koşullarda yaşamaya itildi, sonra insan hakları, insanca yaşam diyerek daha iyi yaşam koşullarına transfer olmaları kılıfı hazırlandı ama bu aslında gerçekte onların kalıcı yerleşim koşullarına terfi edilmeleriydi. Bugün Lefkoşa Surlariçi ile ilgili geliştirilen projeleri de bu gözle değerlendirmek gerek. Kaçak koşullarda çalışan ve yaşayan bir nüfus Lefkoşa dışına sosyal konutlara taşınmaya çalışılıyor gibi gözüken aslında bu nüfusun da Kıbrıs’ta kalıcı olarak ikamet edeceği koşulların oluşturuluyor olmasıdır… Kaçak durumuna düştüğü iddia edilen 35 bin kişiye çıkarılan af da bu çerçevede düşünülebilir. Bu afla kaçak durumdan çıkacak olanların bir kısmının da ailelerini Kıbrıs’a getireceği açıktır ki yetkililer tarafından aile bütünlüğü adı altında hali hazırda itiraf edilmiş durumdadır. Yani bu döngü sürmektedir… TC sivil ve askeri bürokratlarının gözetiminde, bilgisinde ve koordinasyonunda sürdürülen tüm bu uygulamalar yeni gelişlere davetiye çıkardı, çıkarmaya da devam ediyor ve bu nedenlerle bugün yaşar hale geldiğimiz sosyal ve ekonomik travmayı da daha derinden yaşar hale geldik…
Bugün getirilen bu nüfus kullanılarak önce bize dev bayrakları dayattılar, camileri ve fetih anıtlarını yaygınlaştırıyorlar, şimdi de ‘talep var’ diyerek Kuran Kurslarına zemin hazırlıyorlar…
Tüm bunlar Kıbrıs’ın kuzeyinin Türkleştirilmesi ve Sunni-Müslümanlaştırılması faaliyetlerinin birer halkasıdırlar…
Bu sürerken Türkiye’yi etki altında tutan cemaat ve dini tarikatlar da Kıbrıs’ta fink atmaktadırlar. Öğrenci yurtları ile başlayan furya yakında cami yapma dernekleri ile devam edecektir. Arkasından da buralarda da Kuran Kurslarını dayatacaklardır…
Bir yandan milliyetçi öğelerle dayatılan Türkleştirme, diğer yandan din özgürlüğü kisvesi altında dayatılan Sunni – Müslümanlaştırma ile Kıbrıslılar asimile edilirken, gerek uygulanan mülk rejimi ile Kıbrıslı Rum, Maronit ve Ermenilere ait tüm izler silinmeye çalışılmakta, gerekse de sosyal etkinlikler kisvesi altında dağıtılan yardımlarla Türkiye’deki kültürün burada yaygınlaştırılması sağlanıyor ki bu asimilasyon geri dönülemez olsun…
Bu fetih zihniyetine şimdi de James Bond çantalılar da eklendi. Kumarhane-Kerhane- Kara Para Baronları Kıbrıs’ı mesken tuttu, yakın bir zamanda inşaatlar tamamlandığında 5 yıldızlı tüm otellerin kontrolü ellerine geçecek… Yerli üreticiler, gerek TL kullanmaya zorlanma gerekse de rekabet edemeyecekleri ekonomik koşulların dayatılması ile yok edilerek iş yerleri ve iş alanlarının el değiştirmeler i sürekli teşvik edilmekte…
Tıpkı Kermiya Anıtındaki gibi bir ölüm çemberi içine sokulmuş durumdayız… Bu döngünün tamamlanabilmesi için Türkiye’deki sivil ve askeri yetkililer ellerindeki zamanı, statükonun gidebildiği yere kadar devam etmesi yönünde kullanmakta kararlılar. Bu kontrolü güçlendirmek için TC Yardım Heyetinin pozisyonunu güçlendirmektedirler. Yardım heyetinin gölge bakanlar kurulu pozisyonunu artık TC bakanlar kuruluna bağladılar ki en azından usulen dış işleri altında çalışır gibi gözükürken, bugün daha açık olarak Kıbrıs’tan da sorumlu Devlet Bakanlığı altına alınması ile gerçek niyetlerini açığa çıkarmış oldular. Bu nedenle şimdilik TC-AB ilişkilerinde Kıbrıslı Türkleri rehine gibi kullanıyor pozisyonundadırlar. Aslında hedefledikleri zaman kazanmak, Kıbrıslıları tamamıyla asimile etmek ve Kıbrıs’ın tamamını tam anlamı ile Türkleştirmek ve Müslümanlaştırmak, o zaman da, bir antlaşmadan sonra da hâkimiyetlerini bu coğrafya üzerinde sürebileceklerdir…
YKP, bir kez daha tüm örgütleri bu fetih anlayışına karşı ve en erken zamanda bir antlaşma için bildiri muhalefetinin ötesine geçecek ilkeli, farklılıkları tolere edecek, dayatmacı olmayan güç birliğine dayanan bir anlayışla, mücadeleye çağırmaktadır…
Geleceğimiz, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesi mücadelesidir, fetih ve asimilasyona karşı direniştir…
24/07/09

print
Content Management Powered by CuteNews