Basın Bildirileri
| YKP: Ne CTP, ne UBP, ne de diğerleri; sorunu sokak çözer! | ||
|
YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, son dönemdeki “seçim” Kıbrıs sorunu ve çözüm süreci gibi konulardaki bazı siyasi partilerin tutumlarını değerlendirdi. Konu ilgili bildiri şöyle: UBP kurultayında çıkan sonuç, özellikle CTP liderliğine yeniden “ummacı” siyaseti gütme olanağı sağladı. Daha önce Denktaş üzerinde korku siyaseti yapan CTP liderliği, bir kez daha bu korku siyasetine geri döndü. Söyleyecek sözü, siyaseti kalmayan CTP liderliğinin aslında yapabileceği başka bir şey de yok! Sosyo-ekonomik alanda yaptıklarından dolayı kendine yakın Dev-İş bile kazan kaldırdıktan sonra aslında fazla söze gerek yok ama gene de bazı şeyleri hatırlatalım. 1999 yılında Talat, CTP genel başkanı iken basın toplantısında sosyal güvenlik yasa taslağı ile ilgili söylediği her ne varsa, aynen geçerliliğini korurken, “devrim” diyerek benzer bir yasayı geçirdiler. Bu yasa ile tüm haklarda gerileme oldu. Ama en önemlisi 99 yılında CTP’nin basın toplantısında söylediği gibi ÜÇLÜ sisteme geçildi. Yani tek sosyal güvenlik değil, ortaya karışık bir sosyal güvenlik yasası yürürlükte ve yasa geçeli bir yıl olduğu halde hiçbir uygulama raporu kamuoyu ile paylaşılmadığına göre de, Sosyal Sigortalarda durum ne ise burada da durum ayni demektir. Gene yönetim kendi sorumluluğunu yerine getirmiyor, primleri tam olarak ödemiyor; gene yatırımları yapmıyor ama ne gam çünkü tıpkı Sosyal Sigortalarda olduğu gibi Sosyal Güvenlik kurumunda da yönetimde gene hükümet oturuyor. Yani tam Türkçesi ile bir kez daha kurta kuzu emanet edilmiş durumda… Çalışma yaşamı ile ilgili hâlâ Avrupa Sosyal Şartı kabul edilmedi, çalışma süreleri ile ilgili hala düzenleme yok, hâlâ iç hukuk olarak da kabul edilen ILO sözleşmeleri pratikte uygulanmıyor. Adına her ne derlerse desinler, sendikalaşma, örgütlenme ölçülebilir bir olgudur ve gerçek tam da önümüzde durmaktadır, özel sektörde hala yüzde 99’un üzerinde örgütsüzlük mevcuttur. Kamudaki örgütlülük de kan kaybetmekte, CTP’nin sendikalar ile ilişkisi sayesinde bazı sendikalar işlevlerini yitirmekte, etkisizleşmektedirler. Üyelikler, kimi küçük menfaat ilişkilerinden öteye bir şey beklememeye kadar düşmüştür. Sendikalara kendi üyeleri dâhi güvenmemektedir, bu da sürekli sendikalarla kavga eden, onları sürekli hedef gösteren CTP’nin marifetidir. Hâlâ Toplu Sözleşme değil üçüncü sınıf bir hak olan toplu görüşme yapılmaktadır, asgari ücrette yasa tam olarak uygulanmamaktadır, uygulandığında da eksik uygulanmaktadır ve buna benzer örnekleri uzatıp gitmeniz mümkündür… Yani uzun lafın kısası emekçiler, çalışanlar için CTP-UBP farkını bulmak güçtür, biri “sermaye en yüce değerdir” diyerek, diğeri “emek en yüce değerdir” diyerek tıpatıp ayni siyaseti farklı kelimelerle gütmüşlerdir. Bu nedenle UBP-CTP arasında tercih dayatması kabul edilemez, çünkü ikisi de birbirinin kopyası, emek karşıtı partilerdir… Ekonomik refah da havada kalan saçma bir argümandır. Ekonomik verilerle ilgili, Boyacıları, Asil Nadirleri ve diğerlerini, ekonomik geliri daha düşük olanlarla ayni kazana koyup ortalama alarak “gelirimiz yükseldi” propagandası yapmak, en kibar tabiri ile insanları enayi yerine koymaktır. Tüm dünyada, toplumların en zengin yüzde onlarının elinde daha fazla zenginlik toplandığı için ekonomik krizler anlatılırken ve bunun emekçilere daha az ücret, daha az sosyal hak, daha fazla işsizlik olarak döndüğü gerçeği önümüzde dururken, Kıbrıs’ın kuzeyinde Asil Nadirler, Boyacılarla birlikte bir ortalama ile ekonomik zenginliği açıklamak yalnızca bizleri enayi yerine koymaktır. Bunun yanında diğer önemli konu kişi başına düşen borçtur. Bu da “zenginliği” açıklamayan diğer olgudur. Dünyadaki ekonomik kriz aslında bu borç yönetiminin/yönetememenin, borç politikalarının bir yansımasıdır. Kişiler kendilerine ait olmayan paralarla, elde ettikleri kredilerle olduklarından daha yüksek gelirli yaşayabilir, tüketebilirler ama bunun sürekliliği tartışmalıdır. Ayrıca bu tip ekonomik balonların nerde patlayacağı da bilinmez, son ekonomik kriz bunun en güzel örneğidir. Biraz geriye gidilirse benzer örnekler Meksika, Uzakdoğu Asya, Arjantin’de arka arkaya yaşanmıştı. Nelerin bizi beklediğini merak edenler Arjantin örneğini iyi incelesin ki kapıyı çalan kriz buna benzer olacaktır… Kıbrıs’ın kuzeyinde hiçbir üretim olmadığına göre, özel sektördekilerin çok büyük kısmı asgari ücret aldığına göre, memurların maaşlarında trajik artışlar olmadığına göre iddia edilen bu zenginlik nasıl ortaya çıktığını anlamak için daha fazla veriye ihtiyacımız vardır ama CTP liderliği bu verileri saklamaktadır… CTP gerçekte, UBP’den daha iyi Kıbrıslı Türkleri borç batağına gömdüğü, bu nedenle herkesin kendini zengin zannettiği ama herkesin bu sözde zenginliği, satıp hâlâ hazırda çoğunu da harcadığı Kıbrıslı Rumlara ait arazilerin paraları ve aldığı krediler ile yaptığını gözden kaçırarak ekonomik gelişkinlik masalları okumaktadır. Bu nedenle ekonomik olarak da aslında gerçekte çok da bir yere gitmedik, bu nedenle UBP ile CTP arasında bu konuda tercih anlamsızdır. Tüm konularla ilgili diğer siyasi oluşumların da çözüm üretmesi imkânsızdır. Bir kez daha “Türkiye, ne paranı ne memurunu istemiyoruz” diyerek kendi ayaklarımız üzerinde durmayı ve Kıbrıs’ı birleştirerek geleceği gerçek anlamda kurmayı hedeflemezsek gerçek bir gelecek de bizi beklememektedir. TC yardımlarına bel bağlayarak, TC yardım heyeti kapılarında para dilenerek yaşamak Kıbrıslı Türklerin kaderi olamaz, bu kaderi değiştirebiliriz, değiştirmenin de adresi sokaktır, yeni bir liderliğin, TC hegemonyası dışında yeni bir temsiliyetin kurulması için çalışma yapmaktır. Benzer şekilde Kıbrıs sorununda da CTP liderliği Kıbrıslılara hiçbir şey vermemiştir. Tasos’u bahane ederek Denktaş’ın gerginlik politikalarını başka şekillerde devam ettirmişlerdir. Kıbrıs sorununda vaatler dışında somut hiçbir adım atılmamıştır. Hatta Kıbrıs sorununun en önemli iki konusunda, nüfus ve mülkiyet konularında fersah fersah geri gidilmiştir. Kıbrıs’ın kuzeyinde sırf Kıbrıslı Rumlara ait oldukları ve geri verilmemesi için yağmalanmamış tek dağ, tek orman arazisi kalmamıştır… 74’te de binaların içini yağmalayan zihniyet, 2000lerde arazileri yağmalamış ve Kıbrıs sorununu bir kez daha ciddi bir çıkmaza itmiştir. Ne tesadüftür ki arazi yağması için de 90ların başında ITEM yasası ile düğmeyen basan yine CTP’li bir hükümetti, Türkiye’nin yerel alt yönetiminin hükümeti… Türkiye’den nüfus taşınması devam etmiş, CTP buna seyirci kalmış, tek, savunması “vatandaşlık vermedim” olmuş ama dağ taş insan dolmuştur. Mayın temizleme konusu yıllar önce güneyde tamamlanırken, kuzeyde hala mayın temizleme çalışmaları sürmektedir. Limnidi’nin açılması başka bahara kaldı. Ledra Caddesinin açılmasını kendilerine yontmaya çalışanlara hatırlatırız ki, bizi kandıramazlar, nelerin yaşandığına ve yaşanmakta olduğuna tanığız… Geçişlerde hala Denktaşvari uygulamalar sürmektedir. Alış-verişle ilgili Eroğluvari uygulamalar, tehditler gırla gitmekte… Kıbrıslı Rumlarla yapılan çalışmalar ve etkinlikler kimi zaman CTP liderliği tarafından bile hainlik, ihanet olarak damgalandı, damgalanmaya devam etmektedir. Denktaş’ın kaba tanınma söyleminden, “izolasyonları kaldırın” sloganı arkasına gizlenen daha yumuşak ama gene Dentaşvari tanınma söylemleri de tüm hızı ile sürmektedir. Yarattıkları imaj dışında gerçek yaşamda çözüm talebinin hiçbir izini CTP politikalarında göremezken, onlar bizden bir kez daha korku siyaseti ile oy talep etmektedir. Aslında bu bile Denktaşvari bir yaklaşımdır. Çünkü Denktaş da yıllarca “filan partiye verirseniz sizi Rum’a satacak” diyerek korku siyaseti yürüttü, şimdi CTP liderliği de “filan partiye oy verirseniz, UBP geri gelecek, statüko devam edecek” diyerek benzer bir korku siyaseti ile oy avcılığına çıkıyor. YKP, ne biri ne diğeri diyor… YKP, bir kez daha sokaktan iktidar için çağrı yapıyor… YKP, CTPsiz de, UBPsiz de olur diyor, biz yapabiliriz, geleceğimizi Ankara’nın parası da memuru da olmadan kurabiliriz diyoruz… Ankara’dan değil sokaktan iktidarın mümkün olduğunun altını çiziyoruz! YKP olarak, “ne CTP, ne UBP, ne de diğerleri, sorunu sokak çözer!” diyoruz ve tüm Kıbrıslıları bir kez daha sokağa çağıyoruz… |
||
|







