Basın Bildirileri
| YKP, ayrımcı devletin yıldönümünde uyardı: VİLAYETLEŞMEDE SON VİRAJDAYIZ | ||
|
YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, Kıbrıs’ın kuzeyini TC’nin
bir vilayeti haline getirme planının son aşamasının 25.yılında,
Kıbrıs’ın kuzeyindeki nüfusa bir kez daha dikkat çekti. Konu ile ilgili
açıklama şöyle: Ayrılıkçı yapının yıldönümü yine tanklarla toplarla kutlanmakta… Barışçı olduğunu söyleyenler, çözümden yana olduğunu söyleyenler her yıl olduğu gibi Temmuz’dan bugüne 4 ayda 4. kez tankların önünde içtimaya duruyorlar… 1983’te o dönemin solunun tüm karşı duruşuna rağmen ilan edilen ve aslında çözüme katkı yapacağı iddia edilen yapının bölücülüğü, çözüm karşıtlığı, Kıbrıs sorununa ve Kıbrıslı Türklere zararları bunca yıldan sonra çok daha net ortaya çıkmış durumdadır. Buna rağmen o dönemde karşı duran bazı çevreler şimdi bu ayrılıkçı yapıyı kimi zaman utangaçça, kimi zaman açıkça savunur duruma gelmiştir. YKP, o günkü siyasal yapısının içinde “bağımsız Türk devletine hayır” sloganını yükseltmişti, bugün de bu duruşunu korumaktadır. Kıbrıs’ın kuzeyinde Kosova, Osetya diyerek tanınma hayalleri görenlerin, sorunun Hatay’da 1930’lardaki “çözüm şekli”(!) ile halledilmeye çalışıldığını fark etmeleri için hala geç değil ama gözünü koltuk ve rant/para hırsı bürüyenlerin bunu görmesi, hemen şimdi algılaması çok da kolay değil… Kıbrıs’ın kuzeyindeki nüfus kendini sokakta belli ederken, hala “vatandaşlık”tır, “seçmen”dir gibi hiçbir uluslararası kabulü, güvenirliği olmayan, kendilerinin veya rejimin uydurduğu rakamlara bakarak bu durumu gizlemeye çalışanların algılaması gereken, nüfus sorunu gerçektir ve acil olarak bir şey yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu sürecin devamının anlamı, önümüzdeki yılki BM ve uluslararası tarafların girişimlerinin sonuç vermemesi halinde yeniden görüşmelere en az 4-5 yıl sonra başlanacağı, buradaki Türkiye’den taşınmış 500 binlere varan nüfusun kendine daha meşru bir zemin elde edeceği ve buradaki yapıyı ve siyasal ortamı daha fazla domine edeceği gerçeğidir. Bu sürecin en son durağı da elbette Hataylaşma olacaktır, yani bir referandum ile buradakilerin Türkiye’ye ilhak talebi… Kıbrıs’ın kuzeyinde ayrı bağımsızlık hayali kuranların Kıbrıs’ın tümünün AB’de olduğu ama protokol 10 ile kuzeyde AB müktesebatının uygulanmadığı, bu nedenle Kıbrıs’ın kuzeyindeki ayrılıkçı yapının tanınma talebinin hiçbir ülke tarafından riske alınamayacağı gerçeğini hatırlamaları gerekir. Tanınmayı düşünen ülkenin, yalnızca birkaç ülkeyi değil, direk AB’yi karşına alması demek olacaktır. Ancak kuzeyde yaşayanların nüfus yapısı bu hızla değişmeye devam ederse, Türkiye ile ilhak daha “gerçekçi”(!) bir seçenek olarak ortaya çıkacak ve AB - Türkiye ilişkileri çerçevesinde değerlendirilecek bir konu olacaktır. Bu nedenle aklımızdan çıkarmamamız gerekenin önümüzde iki seçeneğin olduğudur; ya federasyon ya da Türkiye’ye ilhak… Vilayet olma sürecinin önüne geçmek için getirilen ve getirilmekte olan nüfus hemen durdurulmalı ve alınacak önlemlerle azaltılmalıdır. Zaten bu kadar fazla nüfusu bu coğrafyanın taşıyabilmesinin olanağı yoktur. Eğitim sistemi, sağlık sistemi, ulaşım sistemi, tümü çökmüştür. Nüfus konusu Türkiye’nin fetih siyasetinden ortaya çıkan geçeklilik olduğu gibi ekonomik sistemin de beslediği durumdur. Kıbrıs’ın kuzeyindeki işverenler daha fazla kar için geleceğimizi riske atmaktadırlar ve alınacak her önleme set çekmektedirler. Hiçbir güvence vermeksizin, boğaz tokluğuna insanları çalıştıranlar, kendi karlarının devamı ve artması için yeri geldiğinde TC elçiliği ile işbirliği yaparak, yeri geldiğinde verdikleri rüşvet ve “bağışlar”la yönetimdekileri “ikna ederek bu köle düzenin sürmesini sağlamaktadırlar… Bu süreç durdurulmalıdır, Hataylaşma sürecinin önüne geçilmelidir. Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların geleceği bu konu ile birebir ilişkilidir… Tüm bunlar birçok insani sorunu da ortaya çıkarmaktadır… Bunları çözmeyenler, çözemeyenler komik bir şekilde insan haklarından söz ederek, bizleri ırkçılıkla suçlamaktadırlar. Bu kölelik düzeninin devamı için, savaş suçu olan bir konunun meşrulaştırılması için bir kez daha birileri koyun postundaki kurt rolünde ortalıkta dolaşmaktadır. YKP, buradaki insanların ana dilde eğitim hakkını tanımayan, kültürel kimliklerine yasak getiren, onları en temel çalışma koşullarından mahrum bırakan, emek temelli örgütlenmelerine izin vermeyen, barınma hakkına gözlerini kapatarak bu insanların kötü koşullarda yaşamasına göz yumanların insan haklarından bahsetmesini komedi olarak tanımladığının altını çizer… YKP; bir kez daha dini, dili, rengi ne olursa olsun hiç kimse ile, hiçbir insan ile bir sorunu olmadığının altını çizer; ancak birilerinin kurduğu kölelik düzeni sürsün, birilerinin fetih siyaseti ete kemiğe bürünerek ilhak ile tamamlansın diye de susmayacağının, susulmaması gerektiğinin altını bir kez vurgular… YKP geleceğimiz için, hemen şimdi mücadele çağrısı yapar… |
||
|







