Basın Bildirileri

YKP: KIBRIS VE KIBRISLILARIN BİRLEŞTİRİLMESİ VE ACENTALARA KARŞI SOSYALİST SEÇENEK YOLUNDA MÜCADELEYE DEVAM!
basın toplantısı ve etkinliklerin fotoğrafları
Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) 19. yılını kutluyor. YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, partinin kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında, YKP’nin her şeye rağmen mücadelesini sürdürdüğünü vurguladı.
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Lokali’nde düzenlenen basın toplantısında, “Acentalara karşı sosyalist seçenek: YKP” başlığı adı altında kaleme alınan ve YKP’nin siyasal duruşu ile geleceğe yönelik görüşlerini içeren yazılı metni YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı okudu.  Basın toplantısında YKP Yürütme Kurulu, YKP Parti Meclisi Üyeleri ve İlçe Örgütleri Yönetim Kurulu üyeleri hazır bulundu.
Basın toplantısında okunan açıklama şöyle:

ACENTALARA KARŞI SOSYALİST SEÇENEK: YKP
Yeni Kıbrıs Partisi 19. yılını kutluyor…
Yeni Kıbrıs Partisi’nin 30 Ekim 1989’da başlayan mücadelesi, 1998-2002’de Yurtsever Birlik Hareketi, sonrasında yeniden Yeni Kıbrıs Partisi adıyla tam 19 yıldır sürmekte…
19 yıldır kesintisiz süren siyasal mücadelesi ve 18 yıldır partinin sesi Yeniçağ Gazetesi’nin kesintisiz yayını ile Yeni Kıbrıs Partisi, nice süreçlerde hep umudun, mücadelenin ve başkaldırının önemli adresi oldu…
Mayıs 2007 Kurultayında karar altına aldığımız gibi;
“Kıbrıs’ın kuzeyinde, “Bu Memleket Bizim, Talimatla Yönetilmeye Hayır” diyerek örgütlü bir şekilde başkaldıran siyasal hareket, 1989 yılından bugüne dek yoluna, her türlü acenta ilişkisini reddederek tüm Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların partisi olarak devam ediyor…
Bir geleneğin oluşturduğu ideolojik birikimlerin ve siyasal mücadelelerin üzerinden bugüne,
— TC asker ve sivil bürokratları tarafından desteklenen rejime karşı, birleşik, sınırsız ve askersiz bir Kıbrıs için;
— demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve eşitlikçi bir sosyalizm için, her türlü militarist, fundamentalist, şoven ve ayrımcı, çağdışı düşünceye karşı;
— kadınlardan, çevreden, homoseksüellerden, ezilenlerden, azınlıklardan, emeği ile geçinenlerden, gençlerden yana, faşizme, paylaşım savaşlarına, emperyalizme, homofobiye, İslamifobiyaya, Anti-Semitizme ve her türlü ötekileştiren diğer ideolojilere karşı;
— parasız, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetleri için, serbest piyasanın insafına terk edilmiş, kamusal yarar gözetmeden her şeyi metalaştıran neo-liberalizm adı altındaki küresel saldırganlığa karşı, küresel direnişçilerle birlikte;
— tüm Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleştirilmesi için, adadaki işgalleri, acentanın bir üyesi olmayı, vitrinin süsleri arasına katılmayı reddederek
Yeni Kıbrıs Partisi mücadelesini sürdürmektedir”…

Bugünlerde, Yeni Kıbrıs Partisi’nin son iki buçuk yıllık yoğun kampanyaları ile gündeme getirmeye çalıştığı güven artırıcı önlemlerin bazıları masaya gelmeye başladı. Şubat 2006’dan beri ortaya koyduğumuz “Askersiz Lefkoşa” artık bir iddia değil, masada görüşülmeyi bekleyen bir öneridir. “Mağusa’nın birleştirilmesi” ile ilgili Ağustos 2007’de başlattığımız kampanyamız, diğer benzer Maraş ile ilgili önerilerle birlikte, çeşitli kesimlerce değerlendirilmekte, tartışılmaktadır… Bir kez daha Maraş’ın tüm Kıbrıslıların yararına sosyal ve ekonomik yönü olan, ciddi miktarda yer değiştirmiş Kıbrıslının mülklerine geri dönüş hakkı hemen elde edebilecekleri ve bu nedenle çözüm sürecine ciddi bir katkı sağlayacak güven artırıcı önlem olduğunun altını çiziyoruz…
Annan Planına ‘evet’ demenin karşılığını talep eden Kıbrıs Türk liderliği, plana yüzde 80 evet diyen Maronitlere yalnız Kormacit’e değil özellikle Aya Marina’ya (Gürpınar) Karpasia’ya (Kırpaşa) ve Asomado’ya (Özhan) da dönüş izni vermeli, Kıbrıs’ın kuzeyinde okul açma haklarını tanımalıdır. Ancak böylesi koşullarda Kıbrıs Türk liderliğinin referandumda ‘evet’ demesinin karşılığını talep etmesi samimi olacaktır…
Bu nedenle Yeni Kıbrıs Partisi, 6 Temmuz 2008, Pazar günü Asomatos (Özhan) köyü girişinde düzenlediği basın toplantısı ile “Hemen şimdi, Maronitler evlerine dönsün!” kampanyası başlattı. Konuyu, YKP olarak Maronit toplumu temsilcileri ile birlikte uluslararası kamuoyunun gündemine taşıdık, taşımaya da devam edeceğiz…
YKP olarak daha önce de açıkladığımız gibi, askeri konularda çok taraflı memorandumlar yapılmalı, tüm tatbikatlar ve kamp dışındaki askeri faaliyetler askıya alınmalıdır… Bu yönde atılan adımlar kalıcılaştırılmalı ve genişletilmesi için hemen çalışma yapılmalıdır.
Daha önce de vurguladığımız gibi askersizleştirme ile ilgili süreçler tüm kesimleri kapsamalıdır. Bu nedenle Kıbrıs’taki üsler de bu çerçevede değerlendirilmeli, çözüm süreci sonunda adanın tamamen askersizleştirilmesi hedef alınmalıdır. YKP garantörlük sisteminin de devamına karşıdır ve gereksiz bulmaktadır…

TC ve Kıbrıs Türk liderliği Annan Planında olan, üzerinde anlaşmaya varılmış haritalara saygı göstermeli, çözümü zora sokucu, sınır düzenlemelerinde krizler yaratıcı yapılaşmalardan, iskan faaliyetlerinden vazgeçmeli, Kıbrıs’ın kuzeyindeki Kıbrıslı Rumların mallarının üzerinde bireysel ihtiyaçlar dışındaki yapılaşmayı kısıtlayıcı önlemler almalıdır.

“YKP’nin Kıbrıs sorunu ile ilgili düşünceleri (Ekim 2008)” başlıklı doküman ile bu konulardaki pozisyonumuzu net olarak ortaya koyduk, bunların hayata geçmesi için Kıbrıs’ta ve yurtdışında iş ve güç birliği yaptığımız örgütlerle birlikte veya tek başımıza mücadelemizi yoğunlaştırarak sürdüreceğiz…

Nüfus konusunda duyarlılığımız sürüyor. Nüfus taşınmaya devam ediyor, beyaz kimlik kartı vs metodlarla ilerideki yeni ‘vatandaşlık’ koşulları için yatırım yapılıyor. Nasıl ki İTEM yasasını geçiren CTP dönüp muhalefet olduğunda bunu eleştirdiyse, ileride tekrar muhalefete düşünce bu konuyu da eleştireceğine eminiz, ama YKP olarak bu ve benzeri konularındaki bu tavırlarını hatırlatıp kendilerini deşifre etmeyi sürdürdük, sürdürmeye devam edeceğiz…
Mayıs 2008 tarihinde YKP Lefkoşa İlçe Örgütünün düzenlediği ve Muharrem Faiz, Mehmet Hasgüler, Mete Hatay ve Alpay Durduran’ın katılımı ile gerçekleşen açık oturumda tüm konuşmacıların da belirttiği gibi “nüfus taşınması bir savaş suçudur ve Türkiye savaş suçu işlemiştir, işlemektedir”. Bu konunun birçok farklı yönleri olduğunu konuşmacılar kendi bakış açılarına göre ortaya koydular. BİLBAN ve IKME bu açık oturumu Türkçe, Rumca ve İngilizce kitap olarak basılması için hazırladı, çok kısa sürede bu kitap 3 dilde hem tüm Kıbrıslılara hem de bu konu ile ilgilenenlere sunulacak… YKP’nin internet sayfasında bu açık oturumun tüm dokümanlarına ve görüntülerine ulaşmak da mümkün… (www.ykp.org.cy/nufus.htm)
YKP olarak daha önce de belirttiğimiz gibi, bir kez daha nüfus yapısının değiştirilmesine ve yeni nüfus taşınmasına son verilmeli; taşınan nüfusun Kıbrıslılara karşı siyasal aktör olarak kullanılmasından vazgeçilmelidir diyoruz. Kıbrıs’ın geleceğine Kıbrıslılar karar vermeli, bunun için koşullar oluşturulmalı, mücadele edilmelidir.
Bu noktada kamuoyuna daha önce açıkladığımız görüşleri bir kez daha tekrarlıyoruz;
a)    Bu koşullarda bir antlaşma yapılıncaya kadar 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı hakkı olanların, seçme ve seçilme hakkı olmalıdır.
b)    Kıbrıs sorununun çözümü ancak Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında yapılacak bir federasyon antlaşmasıyla olasıdır. Onun için Kıbrıslı Türklerin sayısından fazla Türkiyelinin yurttaş yapılmasıyla nüfus yapısının değiştirilmesinin Rumlara kabul ettirilmesi gerekecektir ki buna olanak yoktur.
Türkiye askeri ve Türkiyeli yerleşikler sorunun en zor çözülecek parçalarıdırlar ve yeni yurttaş yapılması antlaşmayı zora sokmaktadır.
1974 sonrası uluslararası hukuka aykırı olarak TC den taşınanlara verilen tüm vatandaşlıklar, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlık hakkını evlilik ve Kıbrıslılarla evlilikten doğum ile elde edilenler hariç, iptal edilmelidir.
c)    Nüfus taşıma işlemi durdurulmalı, Kıbrıs’ın kuzeyine taşınan nüfus, insan hakları da gözetilerek, kademeli olarak hemen azaltılmaya başlanmalıdır.
Bunlar olmadan seçim adı altında tiyatro oynanması ve acentaların belirlenmesi süreçlerindeki YKP’nin tavrı dün olduğu gibi bugün de tüm olanaklarını kullanıp, seçime katılıp ya da boykot ederek rejimi deşifre etme ve bunun kitleselleşebilmesi için mücadele şeklinde devam edecektir.

Çevre yok edilmekte, daha fazla kâr uğruna Kıbrıs’ın kuzeyindeki her parsel betonlaştırılmaktadır. Kıt olan su kaynakları plansız, programsız tüketilmekte ve bunun sayesinde suyun özelleştirilmesinin koşulları da oluşturulmaktadır. Yap işlet devret(me) bir özelleştirme modelidir ve Kıbrıs’taki su temin olanakları önce içme suyuyla, şimdi de kullanma suyu özele peşkeş çekilmektedir. Su özelleştirilmektedir. Su hayattır, hayat satılık değildir, yalnız insanın değil eko sistemdeki tüm canlıların yaşamını, yaşama hakkını savunmak için YKP suyun özelleştirilmesine karşı da mücadelesini yükseltecektir…

YKP çevre sorunlarını çevreyi kirletmenin/temiz tutmanın ötesinde algılamakta, eko sistemin savunması olarak kabul etmekte bu nedenle çevreci değil ekolojist yaklaşımlara önem vermektedir.
Artık kirletmenin, bozmanın, yok etmenin kılıfı Sürdürülebilir Kalkınma anlayışıdır. Bu yaklaşımda, yaşamın sürdürülebilirliği değil ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği önceliklidir. Kirletenler kirliliği temizlemek için de teknolojiler üretmekte, kirletirken de temizledikleri savıyla da kar elde etmektedirler. Kirletmenin önlenememesi halinde, yaratılan teknolojilerle de yaşamın sürdürülebilmesi olanaksız hale gelecektir. YKP olarak bu nedenle sürdürülebilir kalkınmayı değil, yaşamın sürdürülebilirliğini esas almak zorunda olduğumuzun altını çiziyoruz.

Neo liberal saldırganlık devam ediyor… Eğitim ve sağlık gibi önemli kamusal hizmetler çoktan özel sektöre peşkeş çekildi… Sosyal Güvenlik Yasası ile emekçiler önemli bir hak geriletmesine maruz kaldılar, Avrupa Sosyal Şartının (tek taraflı da olsa) imzalanarak hayata geçirilmesi reddedilerek ve ILO sözleşmelerinin uygulanmamasını sağlayarak özellikle özel sektördeki örgütlenme ve hak arama mücadelelerine önemli bir ket vurulmaktadır…
Ancak neo-libealizmin karizması da son kriz sonrası çizildi… Serbest piyasada her şeyi düzenleyeceği varsayılan görünmez el doğal olarak ve daha önceden sosyalistlerin öngördüğü gibi devreye girmeyince neo-liberallerin sürekli kötüledikleri devlet müdahalesi ile krizden çıkmaya bel bağladılar. Ama Marx’ın da, 160 yıl önceden öngördüğü gibi kapitalist sistem hem bu tip krizleri hem de kendi mezar kazıcılarını bünyesinde barındırmayı sürdürürken, gelişen kapitalist ilişkilerle her gün yeniden yenilerini de farklı şekillerde yaratmaktadır… Bu nedenle kapitalizm yıkılmaya mahkûmdur…
Sosyalist müdahale diye adlandırdıkları Keynesgil devletçi müdahalenin sosyalizm ile alakası yoktur. Sosyalizm günün sonunda her türlü devleti ve/veya bürokratik üst yapıyı ortadan kaldırmayı hedefler, bu nedenle finans krizine yapılan sosyalist müdahale değildir; tersine faturanın yine emekçilere çıkarılması için ortaya konan bir oyundur. Hem işsizlik yaratarak, emekçi haklarını budayarak hem de emekçilerin verdiği vergilerle bir kez daha zenginler kendilerini kurtarmaya çalışmaktadırlar ama kapitalizmin krizleri derinleşmektedir.
Önümüzde duran seçenekler ya barbarlık düzenin dünyayı yok etmesi ya da sosyalizmdir…
Son ekonomik kriz ile bir kez daha net olarak anlaşılmıştır ki global olarak her gün o kuruluştan öbür kuruluşa yapılan para transferleriyle aşırı para yaratmanın kontrol altına alınması zorunlu hale gelmiştir. Bu nedenle global para transferleri belli işlemlere tabii tutularak izlenmeli ve karşılıksız yaratılan para denetlenmelidir, bu işlemlerden elde edilecek gelir de yine küresel sorunların, Afrika’daki açlık ve AİDS gibi, yoksullukla mücadele gibi sorunların çözümü için harcanmalıdır.
Paranın ve namusun kimde olduğunun bilinmediği Ortaçağ düşüncesine son verilmelidir.

Kıbrıs’ın kuzeyinde Avrupa’yı, AB’yi yalnızca kendi çıkarları uygun düştüğünde hatırlayanlar çalışma saatleri tartışmasında da bu çarpık düşüncelerini bir kez daha ortaya koydular. “Çalışma Sürelerinin Düzenlenmesine İlişkin 4 Kasım 2003 Tarih Ve 2003/88/EC Sayılı AP ve Konsey Direktifi” yok sayılarak, Direktifteki “Fazla mesai de dâhil olmak üzere her bir 7 günlük ortalama çalışma süresi; 48 saati aşamaz” düzenlemesine rağmen Kıbrıs’ın kuzeyinde özel sektörde hala kölelik koşullarında çalışma yaşamı sürdürülmektedir. Asgari ücret keyfice uygulanmakta, çalışma saatleri her türlü düzenlemeyi yok sayacak şekilde hayata geçirilmekte, tüm sektörlerde her türlü koşul çalışanın, emekçinin aleyhine, işverenin, Colony Otel’deki bağışçıların lehine olacak şekilde düzenlenmektedir.
YKP, UKÜ’de olduğu gibi LAÜ konusunda da bunu tersine çevirecek yegâne olanak olan örgütlenme hakkı için mücadele edenlerle birlikte oldu ve birlikte olmaya devam edecektir. Ancak bunu yaparken emekten yana olduğunu söyleyen ancak bunu yaşamda ispatlayamayanlarla da yeri ve zamanı geldiğinde yollarını ayırmasını bildi. YKP, emek mücadelesini popülist anlayışlardan uzak değerlendirdi, değerlendirmeyi bundan sonra da sürdürecektir.
1 Mayıs 2008 buna en net örnektir. YKP, 1 Mayıs’ta Sosyal Güvenlik Yasasının geçmesi için elindeki tüm olanakları sefer edenlerin eylemin sunucusu diye takdim edilmesine, bu yasayı geçirenleri de onurlandırırcasına kortejin en önüne alınmasına, aleyhlerine slogan atılmasının yasaklanmasına Kıbrıs Barış Platformu ve diğer örgütlerle birlikte düzenlediği ayrı eylem ile cevap verdi. Bu aslında CTP’ye ve diğer örgütlere verilen en net cevaptı; “eylem yapma ve eylem düzenleme tekeli artık elinizde değil!”
Buna rağmen bir kez daha mezardan hortlatılan Barış Derneği ile 1 Eylül’de ikinci karşı denemeye de, tüm Kıbrıslıların ortak katılımına olanak sağlayacak eylem ile cevap verilmiş ve konserlerin arkasına saklanıp, eylem yapıyormuşçasına hareket edenlere bir kez daha net yanıt verilmişti; “bugün, 1 Eylül şenlik değil mücadele günüdür!”
Bu süreçler devam ederken ortaya çıkan sorunlarda da YKP söylenenlere değil pratiklere bakarak ve samimiyetleri de sorgulayarak verilen emek mücadelelerine destek vermiş, destek vermeyi sürdürmektedir.
Özelde hala yüzde biri dahi geçmeyen sendikalaşmanın olduğu koşullarda, bir sendika, yıllardır rejime karşı onurlu mücadele vermiş KTÖS’e, BELÇA’daki olayları gerekçe gösterip bu kadar ağır şekilde saldırıyorsa, kendisinden de örgütlenme hakkı, Avrupa Sosyal Şartı ve ILO sözleşmeleri için ne kadar mücadele ettiğinin somut verilerini isteme hakkına sahip olduğumuzu düşünüyoruz… Kamuda örgütlü bazı sendikalar çok önemli addettikleri kazanımları sayarken toplu sözleşme hakkının hala alınamamış olmasının özeleştirisini hala vermediklerini de hatırlatırız. Protokollerin hâlâ keyfi olarak uygulandığı çünkü bunun toplu görüşme olduğu, yani idare için bağlayıcı olmadığı gerçeği ile kamudaki sendikaları bir kez daha toplu sözleşme hakkı dâhil, ILO ve Avrupa Sosyal Şartı’nın tam olarak kuzeyde de uygulanması ve kamu da dahil sendikalaştırmanın artırılması için daha fazla mücadele çağrısı yapıyoruz…
Bir kez daha “Colony Otel bağışçılarına değil emekçilere hak” diyoruz…

Hem Ortadoğu’da hem de dünyanın birçok noktasında çatışmalar sürmektedir. Küresel barış ve adalet için, tüm işgallere karşı, bütün yabancı orduların evlerine dönmesi talebiyle YKP dünyadaki savaş karşıtları ile birlikte mücadelesini yükseltmektedir. 4 Nisan 2009, NATO’nun 60. kuruluş yılıdır, bunu kutlamak için birileri hazırlık yaparken biz de “60 yıl yeter!” diyerek NATO ve savaş karşıtı gösteriler için çalışmaya tüm dünyadaki savaş karşıtları ile birlikte başladık… Yapılacak olan bu kutlama törenlerinde(!) katil ABD’nin işbirlikçilerini de net olarak göreceğiz. Ancak bizler, o gün küresel barış ve adalet için hem dünyanın onlarca yerinde hem de Kıbrıs’ta sesimizi yükselteceğiz ve “barış, hemen şimdi” talebimizi her dilde haykıracağız, elbette katil ABD’nin işbirlikçilerine karşı sloganlarımızla birlikte…

Ve son dönemde Kıbrıs’ın kuzeyinde sıkışan rejim parti üzerine parti üretmektedir. Ankara’ya, acentaların biri gidiyor biri geliyor. Muhalif başkan adayı gidiyor, şimdiki başkan geliyor. Kimi şikâyet etmeye gidiyor!… YKP, tüm kaosun içinde dün olduğu gibi tüm acenta ilişkilerini deşifre etmeye kararlıdır.
Kıbrıslılar kendi ülkelerinde kendi ülkelerinin efendisi olabilir, bunun için birleşik ve sınırsız, bu memleket bizim diyelim, talimatla yönetilmeyi reddedelim, sokaktan iktidar için mücadeleyi sahiplenelim, YKP 19 senedir tüm Kıbrıslılara bu daveti yapmaktadır, bir kez daha bu davet herkese, hepsimize diyoruz…

Böylesi koşullarda YKP acentalara karşı sosyalist bir seçenek olarak 19 yıldır mücadelesi sürdürmektedir…

Onlarca kez söyleyip vurguladığımız gibi;
“Birçok kesimin yükselttiği umutsuzluk, yenilgi söylemlerine karşı ilk günden beri, talimatla yönetilmeyi reddederek bu memleket bizim, biz yöneteceğiz diyen Yeni Kıbrıs Partisi, dünden bugüne taşınan umudunu yineler;
bugün veya yarın ama bir gün mutlaka
“BİZ KAZANACAĞIZ”
30/10/08

print
Content Management Powered by CuteNews