Basın Bildirileri

YKP Türkiye’den nüfus taşınmasının Cenevre Konvansiyonuna göre suç olmadığı ile ilgili Talat’ın açıklamasını eleştirdi
 YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı Türkiye’den nüfus taşınmasının Cenevre Konvansiyonuna göre suç olmadığı ile ilgili Talat’ın yaptığı açıklamayı eleştirerek uluslararası belgelerden örnekler vererek Talat’ı yanıtladı. Konu ile ilgili açıklama şöyle:
Sn. Mehmet Ali Talat, son olarak, Yenidüzen Gazetesi’nin internette yanıtladığı sorularından bir tanesine verdiği yanıtla, açık ve seçik net olarak hala daha tanımayanlara kendini göstermiştir.
Söz konusu soru, “Sayın liderimiz, TC Türkiye’den indirek idaresinde olan Kıbrıs’ın kuzeyine nüfuz transfer etmekle savaş suçu işlemiş midir? Lütfen bu soruma cevap vermeden evvel, TC’nin altında imzası olan 1949 Cenevre anlaşmasını iyice araştırınız” idi.
Talat bu soruyu: “Eğer Türkiye bir suç işlemişse bugüne kadar bu konuda alınmış herhangi bir uluslararası karar olmalıydı. Türkiye’nin adaya müdahalesi Kıbrıslı Türklerin çağrısı ve Enosis’i önlemek için yapılmıştı. O günün şartlarında ekonomik ihtiyaçlardan kaynaklanan nüfus akışı Cenevre Konvansiyonu’yla ilgili bir içerik taşımamaktadır. Ancak şunu da söylemem lazım, geçmiş yıllarda rasgele vatandaşlık dağıtılması ve nüfus akışının teşviki benim de onayladığım bir politika değildi. Şimdilerde vatandaşlık uluslararası normlara göre verilen ve ciddiye alınan bir işlemdir” şeklinde yanıtlamıştır.
Önce Konvansiyonun ilgili maddesini hatırlatmakta yarar vardır;
“12 Ağustos 1949'da kabul edilen Cenevre Konvansiyonuna göre: “Korunmuş kimselerin işgalci güç tarafından işgal edilmiş bölgeden başka bir bölgeye, işgal edilmiş ülkeden başka bir ülkeye bireysel veya kitle halinde zoraki taşınmaları, kovulmaları, her hal ve karda ve şartta, hangi durumda olursa olsun yasaklanmıştır.(…)  İşgalci güç işgal etmiş olduğu bölgeye kendi sivil nüfusunu taşıyamaz” (4. Protokol, Madde. 49)”
Talat’ın ilgili soruya yanıtı iyice incelendiği zaman, onun uluslararası hukuku, uluslararası andlaşmaları tanımadığını; “eğer TC suç işlemişse, bu konuda alınmış herhangi uluslararası karar olmalıydı” diyerek demagoji yaptığını göstermektedir…
Talat’ın da Denktaş gibi unutmaları başladı. Bu konudaki bir belgede; “yukarda bahsedilen saldırı ve suçlar Kıbrıslı Rumlara etnik orijinleri, ırkları ve dinleri yüzünden yapıldı. Amaç Türk işgalindeki bölgede yaşayan Kıbrıslı Rumları tahrip edip silmek ki oraya Türkleri sokarak Türklerle doldurulmuş bölgede tek yanlı ilan edilen Kıbrıs Türk federe Devletini suni olanaklarla ilerletmektir. Bu politikanın ilerletilmesi için Türk ordusunun ki işgale katılmıştır, (40 000kişi kadar), kendileri ve aileleri, geçenlerde tek yanlı ilan edilen yasadışı Kıbrıs Türk Federe Devletinin yani Türkiye’nin işgalindeki bölgelerin, Türkiye’nin desteğiyle ve Kıbrıslı Rumların mallarına yerleşerek yurttaşları ilan edilmişlerdir.  (*482 Cyprus v. Turkey Applications 6780/74 and 6950/75) http://www.uniset.ca/microstates/24EHRR482.htm
Bu konuda Kızıl Haç’ın internet sitesinde yer alan “The approach of the European Commission and Court of Human Rights to international humanitarian law” da bu konuda birçok suçlamaya yer veriyor:
http://www.icrc.org/Web/eng/siteeng0.nsf/html/57JPGG
Konu ile ilgili bu ve benzeri uluslararası pek çok karar ve raporda, buraya TC’nin nüfus taşımasının savaş suçu olduğu ve uluslararası andlaşmalara aykırı olduğunu bildiği halde bilmemezlikten gelerek Talat yalan söylemektedir. Utanmayı tamamen atmış olacak ki, TC’nin buraya Kıbrıslı Türklerin çağrısı ile geldiğini, ekonomik ihtiyaçlardan dolayı nüfus taşımanın Cenevre konvansiyonlarına aykırı olmadığını bile söyleyebilmektedir.
Talat’ın unuttuğu ortada bir değil iki suç vardır, Kıbrıslı Rumlar (siviller) yerlerinden kitlesel olarak atılmışlardır ve bu yere işgal eden ülke tarafından nüfus taşınmıştır, yani bu konuda bir değil ayni anda işlenmiş iki suç vardır. Bu suç 74’de de durmamış, Karpaz ve Kormacitte hala sürmektedir. Kuzeyde yaşayan Maronit ve Rumlara sistematik baskı yapılarak evlerini terk etmeleri sağlanmaya devam etmekte, terk ettikleri evlerini de başkaları yerleştirilmektedir. Bunun suç olduğunu görmemek için insanın ya kör ya da milliyetçi olması gerekir.
Milliyetçiler için savaşta ganimet haktır, kanla alınan toprağın millileştirilmesi de ayni şekilde bir haktır. Talat’ın konuları çok iyi görebildiği anladığımıza göre Osmanlı dönemindeki fetih anlayışının kendisi tarafından da benimsendiği kabul etmekten başka bir çaremiz yoktur. Ancak unuttukları 2. Dünya savaşı sonrası fetihlerin yasaklandığı ve suç sayıldığıdır, yani uluslararası hukuğa göre fetihi savunan Talat açıkça suç işlemektedir.
Talat devamla, nüfus aktarma politikaları ve vatandaş yapılmasını geçmişte kendisinin de onaylamadığını söylemek gereğini her nedense duymuş olmasına rağmen, bugün bu işlemlerin uluslararası normlara göre verildiğini belirterek artık eski düşüncelerinde olmadığını, yani döndüğünü itiraf etmektedir.
Yeni Kıbrıs Partisi, bu düşüncede olan birisinin Kıbrıs’a barış getiremeyeceğini, toplumu temsil edemeyeceğinin; Uluslararası hukuk’a inanmayan, Savaş sonrası işgal edilen topraklara nüfus taşınarak, yerli nüfusun azınlığa düşürülmesini savunan birisinin Kıbrıs’ta bir andlaşma yapamayacağının; Rum mallarının hiç hak sahibi olmayan TC’lilere dağıtılmasının öncüsü olan birisinin Kıbrıs’ta bir andlaşma isteyemeyeceğinin altını çizmektedir..
Yeni Kıbrıs Partisi, Sn. Talat’ın Kıbrıslıların değil, TC’nin ve AKP’nin temsilcisi olarak hareket ettiğini bir kez daha vurgular, halkımızı kendilerini “yetkili” gösterip toplumumuz adına konuşanları iyi tanımaya, bu anlayışa karşı, hem uyanık olmaya, hem de mücadele sürdürmeye çağırır.
04/07/08

print
Content Management Powered by CuteNews