Basın Bildirileri
| YKP düzenlediği basın toplantısı ile YDÜ’de Tıp ve Diş Hekimliği Fakültesi kurulmasını değerlendirdi | ||
|
21
Şubat, Perşembe günü Parti Genel Merkezinde düzenlenen basın
toplantısına YKP Yürütme Kurulu üyeleri Murat Kanatlı, Alpay Durduran,
Salih Uyguroğlu, Erdinç Selasiye katıldı. Basın
toplantısında YKP Dışilişkiler Sekreteri Alpay Durduran güneydeki
seçimleri de değerlendirdi. Durduran açıklamasında bu seçimleri Kıbrıs
sorunu ile ilgili görmemek mümkün değildir ama Kıbrıs sorununu seçim
sonuçlarına tek başına etki edecek bir faktör olarak kabul etmek
yanlıştır diyerek Kıbrıs sorunu Kıbrıslıların ve dünyanın bir sorunu
olduğunu belirtti. Durduran “biz Kıbrıs’taki yönetimlerin bir diğer
tarafta yapılan seçimleri göstererek sorunu çözülemez saymaya
kalkmasını kabul edemeyiz. Mademki bizim sorunumuzdur, bu sorunu çözmek
ve halka hesap vermek zorundayız” dedi. Durduran,
seçimin birinci turu tamamlanmış ve çözüm için ileri sürdüğü şartları
beğenmedikleri için birçok kimse tarafından uzlaşmaz veya çözüm istemez
diye damgalanan Papadopulos’un yolda kaldığını söyleyerek “Bu
Rumca konuşan Kıbrıslıların uzlaşmazlıkla damgalanan birisini
başkanlıktan uzaklaştırması olarak görülmelidir” dedi. Durduran buna
rağmen Papadopuos’un partisinin desteğini yarışta kalanlara sunması
üzerine ve diğer uzlaşmazlık damgası yiyenlerin ve kadim uzlaşmaz
kilisenin de pazarlıkta olması üzerine kafaları karıştırma yoluna
gidenler olduğunu belirtti. Durduran, “Türk tarafının önce
Papadopulos’a destek olmaya çalıştığını izledik, şimdi de yarışta
olanların da “al birini çal ötekine” şeklinde görülmesini sağlamaya
çalışıyorlar ve “bu son kez, bundan sonra ayrı devlet” istiyorlar gibi
davranıyorlar” diye belirterek, bunlar gösteriyor ki, 2004 yılı tekrar
yaşanacaktır tespitinde bulundu. Durduran “Türk tarafı Rum tarafını
kabul edemeyeceği noktaya kadar zorlayacak ve hayır dedirtecek bir şey
bulmaya çalışacaktır” diyerek bunun nedeni olarak Talat’tan da
Soyer’den de federal bir çözümün ve yeniden ülke ve yönetimi
birleştirmenin yararından söz ettikleri duyulmaz olduğunu vurguladı.
“Türkiye’nin mutlak emrinde demografik yapıyı bozup Kıbrıslıların
azınlığa düşeceğini umursamadan hareket ederken çözüme en büyük engel
kendileridir” diyen Durduran, Kıbrıslı Türklerin bu ortamda azala azala
artık göç ettikleri ülkelerde anmak için bile oraya temsilci
gönderirken heyete yeni yurttaşları göndermek durumunda kalacağına da
dikkat çekti. Durduran,
Güney’deki seçim sonucu ne olursa olsun ülkeyi birleştirme
mücadelesinin sürdürülmesi gerektiğini vurgulayarak “kim seçilirse
seçilsin bizi bundan döndüremez” dedi… Durduran,
“ne yazık ki siyasiler seçmene verdikleri sözleri seçimden sonra
unutur” diyerek bunun gene yaşanacağını söyleyerek “onun için o bunu
destekledi, o da buna gebe kaldı gibi iddiaları fazla büyütmeye gerek
yoktur” dedi. Durduran “dünya bizden ülkemizi birleştirmekte kararlılık
gösterip göstermediğimizi bilmek istiyor ki yardım etsin. Bunu azimle
göstermeliyiz. Bu amaçla Talat rejimini Ankara’ya bağlı olmadıklarını
ve çözüm halinde Ankara için değil Lefkoşa için çalışacağını
kanıtlamaya davet ederiz. Hiç değilse çözümden sonra Ankara’nın
emrinden çıkacağımızı umut ettirmeliyiz. Yoksa kimse Kıbrıs’ta çözüm
zamanı olduğuna inanmaz ve yardıma gelmez” dedi… Daha
sonra Basın, Yayın Sekreteri Erdinç Selasiye YKP’nin YDÜ’de Tıp ve Diş
Hekimliği Fakültesi kurulmasının değerlendirildiği raporu okudu.
Selasiye basın toplantısında okuduğu açıklama şöyle: “Yakındoğu
Üniversitesinde, Kıbrıs’ın kuzeyindeki hiç bir Yasa ve Kurumu takmadan
pervasızca çalıştırılan ve çalışan, bu çalışmalarını gazetelerde açıkça
sergileyen hekimlerin tavrı, aslında bu ülkeye Ankara’nın genel bakış
açısının sağlık sektörüne de yansımasından başka bir şey değildir. Bu
yaklaşım biçiminin sadece sağlık sektörü ile de sınırlı olmadığını
senelerdir izliyor ve doğrudan yaşıyoruz. Hangi sektör ele alınsa, o
sektörle ilgili benzer olayların görünmesi mümkündür. Sağda solda
açılan izinsiz her türlü satış yerlerini, seyyar satıcıları,
bakkaliyeleri, tamirci dükkânlarını herkesin bildiği gibi Esnaf ve
Zanaatkarlar Odası da, Çalışma Bakanlığı da, Belediyeler de biliyorlar
ve hatta yeri geldiği zaman buna resmi makamlar şikâyetçi dahi
olduklarını hiç çekinmeden ifade ediyorlar. Örneğin
inşaat sektöründe kaçak işçi ve kaçak mühendis çalıştırmaktan tutun,
müelliflik hizmetleri hatta müteahhitlik hizmetlerine varıncaya kadar
her türlü yasa dışılığın kol gezdiğini meslek örgütleri dile
getirmektedirler. “İnşaat sektörü canlandı, milli gelirimiz ikiye
katlandı” diye övünenler ve bunları halka “güzellikler” olarak
anlatmaya çalışanlar bilinmelidir ki bir sürü yasadışılığı da bilerek
gizlemeye çalışmaktadırlar. Yetkili makamlar kamuoyu tarafından
zorlandıkları zaman da bu tür yasadışılıklara her türlü kılıfı
yaratmakta, hatta gerekirse geriye dönük yasal düzenleme dahi
yapabilmektedirler. Bu ülkede Mimar ve Mühendisler Birliğinin ortak
vize bürosundan geçmeden, Müteahhitler Birliğine kayıtlı olmayan
müteahhitler tarafından yasadışı işçi ve mühendis çalıştırılarak
yapılan ve kat sınırını da aşan ve İmar Planına aykırı olan otel ve
sair inşaat yapılmaktadır. Bu
kısa değerlendirmeden sonra, son günlerde aktüel olan YDÜ’nde açılmış
bulunan dişçilik fakültesinde yasadışı olarak çalışan ve çalıştırılan
hekimlerle ilgili olarak şu hususları vurgulamak istiyoruz: Bu hekimler dünyanın hiç bir ülkesinde böyle bir davranış içine giremeyeceklerini kendileri de çok iyi biliyorlar. Bu
hekimler, Ankara’da çalışıyorlarsa Ankara Tabip Odasına kayıtlı
olmaları zorunluluğu olduğunu, ancak İstanbul Bölgesine nakil aldıkları
durumda kayıtlarını İstanbul Tabip Odasına yapmaları gerektiğini aksi
takdirde İstanbul bölgesinde çalışamayacaklarını da biliyorlar. Ayni
şekilde Diyarbakır Tabip Odasına kayıt olmadan bu bölgede mesleklerini
yapamayacaklarını da biliyorlar. Ancak
tüm bunları bildikleri halde bizim ülkemize ellerini kollarını
sallayarak gelebiliyor ve istedikleri gibi mesleki çalışmalar
yürütebiliyorlar. Her ülkede olduğu gibi hekimlik mesleğinin
yürütülebilmesi için bu ülkenin de var olan olmazsa olmaz yasalarını
çiğneyerek hekimlik hizmeti verebiliyorlar, hiç çekinmeden de bu
yaptıklarının reklâmını yapabiliyorlar. Hem de ülkede Tabipler
Birliğine, bu birliğin deontoloji ile ilgili her türlü yasal denetimine
meydan okuyarak, “siz de kim oluyorsunuz?” tavrıyla bu işleri
yapıyorlar. Bu
hekimler bu ülkede bilimsel çalışma yapma, bilim yuvası kurma vs. için
geldiklerini iddia ediyorlar. Her alanda olduğu gibi, Tıp Bilimi
alanında da evrensel olan etik değerleri kaale almayan veya kendi
çıkarları söz konusu olduğu zaman bu değerleri önemsemeyen, bir kenara
iten böylesi bir anlayıştan bu ülkeye ve insanına yararlı olacak gerçek
anlamda “bilimsel çalışmalar” beklemek nasıl mümkün olabilir? Çalışma
zemininde, mesleki değerler zemininde etik değerleri hiçe sayan,
ülkemizde tüm hekimlerin temsil edildiği ve tüm bu etik değerleri
temsil eden bir kuruma meydan okuyan bu insanlar hekim yetiştirecekler
ve yetiştirdikleri bu hekimlere bu çiğnedikleri etik değerleri nasıl
aktaracaklar? Bu
ülkede “Diş Hekimliği Fakültesi” veya “Tıp Fakültesi” gerekli mi?
Gerekmez mi? Yararlı mı? Zararlı mı? Gerçek anlamda hekim yetiştirmek
olası mı? Değil mi? Tüm bu soruların her biri ayrı bir bilimsel
tartışma konusudur. Ancak, 1990’lı yılların başında Hacettepe
Üniversitesi yaptığı bir bilimsel araştırma sonrasında ‘Kıbrıs’ın
kuzeyinde tıp fakültesi açılması mümkün değil, bunun için gerekli olan
veriler veya koşullar olmadığı gibi, ayni zamanda gereksizdir’ sonucuna
vardı. Daha sonra bilim dışı politik yaklaşımlar ve değerlendirmelerle
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin desteğinde DAÜ Tıp Fakültesi
açıldı, öğrenci de alındı. Nerede bu Tıp Fakültesi? Alınan öğrenciler
eğitimlerini AÜ Tıp Fakültesinde tamamlayarak meslek hayatına
atılmışlardır. Bugünkü
koşullarda tıp eğitiminin maliyeti öğrenci başına 60–70 bin dolardır.
Tüm dünyada en pahalı eğitimdir. Ancak bunun yanında parayla
yaratılamayacak başka unsurlar da vardır. Hasta çeşitliliği ve hasta
sıklığı gibi çok önemli unsurlar, ülkemizde var olan bu küçük nüfusla
karşılanması mümkün olmayan unsurlardır. Tıp Fakültesi açılması için
uluslararası standartlar asgari 1,5- 2.0 milyon nüfusu öngörmektedir.
Bunun yanında, bir ülke veya bölgede sağlık hizmetlerinin
iyileştirilmesi adına tıp fakültesi açıldığı görülmemiştir. Türkiye’de
gereksiz yere siyasal kaygılarla açılan Tıp Fakültelerinin durumu
ortadadır. Bu alanda yetkin bilim insanlarının değerlendirmelerine göre
halen Türkiye’deki Tıp Fakültelerinden 4. sınıf hekim yetişmektedir.
Biz 5. sınıf hekim mi yetiştirmek istiyoruz? Tıp
fakültesi açılınca sağlık hizmetlerinin düzeyi yükselecekmiş. Böyle bir
örnek veya bu amaçla dünyada açılan bir tıp fakültesi söz konusu
değildir. Tam tersine tüm dünyadaki örneklerde; önce, ileri sağlık
hizmeti veren, araştırma yapan veya ihtisas eğitimi veren hastaneler
belirli bir düzeye ulaştığı zaman, ülkede bilimsel değerlendirmelerle
ihtiyaç olduğu tespit edilirse, bu hastaneler veya enstitüler Tıp
Fakültesine dönüştürülür. Hacettepe Tıp Fakültesi böyle bir zemin
üzerinde geliştirilmiştir. Örneğin
Güney Kıbrıs’ta iki toplumlu Genetik ve Nöroloji Enstitüsü; Orta Doğu,
Güney Avrupa Ülkeleri ve Amerika gibi ülkelerden gelen lisans veya
lisansüstü eğitim yapan bilim insanlarına ücret karşılığı araştırma
yapma olanakları verirken, ayni zamanda her iki topluma genetik ve
nöroloji alanlarında ileri sağlık hizmeti vermektedir. Bu enstitüde
profesör ve doçent düzeyinde kariyer yapmış yabancı ve yerli bilim
insanları ayni zamanda Lisansüstü eğitim vermektedir. Ama bu kurum tıp
fakültesi değildir. Bunun dünyadaki örnekleri çoktur. İşte sağlık
alanında asıl hedef bu tür kurumları yaratmaktır. YKP;
Türkiye’den gelen doktorların Ankara’dan İstanbul’a giderken İstanbul
Tabip Odasına kayıt yapma zorunluluğunu hissederken, Kıbrıs’ın kuzeyine
gelişlerinde neden böyle bir zorunluluk hissetmediklerinin cevabını
öğrenmek istiyor… Ve
bu alanda Tabipleri Birliğinin Sağlık Bakanlığı aleyhine açtığı ve
kazandığı 7/93 sayılı YİM kararı olmasına karşın bunu yapabiliyorlarsa
YKP, bu gücü nereden aldıklarını da soruyor… Hatırlanacağı gibi o
dönemlerde de Sağlık Bakanlığı Türkiye’den hekim getirerek Tabipler
Birliğine kayıtlarını yaptırmadan çalıştırıyordu. Bu nedenle Sağlık
Bakanlığı aleyhine açılmış ve kazanılmış bir davadır. Son
yaşanan süreçte, Tabipler Birliği Yönetim Kurulu konuyu Sağlık
Bakanlığına, Bakanlık da YDÜ makamlarına “arz etmiş” ancak kaale
alınmamış, bu nedenle Tabipler Birliği Yönetim Kurulu toptan istifa
etmiştir. Diş Tabipleri Odası ise konuyu savcılığa şikâyet etmiş oradan
da herhangi bir reaksiyon gelmemiş bu nedenle Diş Tabipleri Odası
Yönetim Kurulu da olayı protesto etmek adına toptan istifa etmiştir. Bu
nedenle YKP olarak Başsavcılığa; bundan böyle, bir yabancı avukatın
baroya kayıt yaptırmadan bu ülkede Avukatlık yapıp yapamayacağını da
soruyoruz. Başsavcılık buna da göz yumacak mı, bunu da kamuoyuna
açıklamalıdır… Bu sorulara yanıt alınması mümkün mü? Her
şeyi ile çöken bu ülkenin kuzeyinde bu sorulara yanıt alınması da
mümkün görünmemektedir. Tabipler Birliği ve Diş Hekimleri Odası Yönetim
Kurulu üyelerinin istifalarının da ilgili makamlar nezdinde bir işe
yaramadığı görülmektedir. Zaten istifa mekanizması karşı tarafta bir
refleks yaratacak olsaydı bu sorunları yaşamayacaktık. Bu mekanizmalar,
ancak demokrasilerin geçerli olduğu özgür ve saygın ülkelerde yankı
bulmaktadır. TC’nin bir yerel alt yönetimi olan ve ilgililerinin
talimatlar çerçevesinde hareket ettiği bir ülkede bu tür olayları
bugüne kadar yaşadığımız gibi bundan sonra da yaşayacağız. Mimar ve
Mühendisler kendi egemenlik alanlarına saldırı olunca geçiştirilecek,
Hekimlerin egemenlik alanına tecavüz edilecek buna da göz yumulacak,
başta turizm olmak üzere yukarıda saydığımız tüm sektörlerin, birer
birer işgal edilmesine ses çıkarılmayacaktır. YKP,
bu durumun Kıbrıslı Türklerin “yok oluş süreci”ni hızlandırmakta
olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır. Her geçen gün ağırlaştırılarak
dayatılan bu koşullara karşı top yekün bir refleks geliştirerek
mücadele etmenin kaçınılmaz olduğunu belirtir. YKP,
bu nedenle ilgili tüm tarafları Acenta seçimlerinden değil, kendi
gücünden ve hemen şimdi yararlanarak çözüm aranması için mücadeleye
çağırır… YKP,
hukuksuzluk ve usulsüzlüklere karşı da özellikle ilerici ve demokrat
olduğunu söyleyen tüm partilere, kurumlara, aydınlara, gazetecilere
daha fazla dayanışma ve daha fazla güç birliği çağrısını tekrarlar… |
||
|







