Belediyede seçim yapılmış – Alpay Durduran

73

Haftanın en önemli olayı belediyede yapılan seçim oldu. İstesek de istemesek de seçim yapıyoruz. İngiliz idaresinde de sık sık seçim yapılırdı. Bir yığın muhtarlık ve yasama için seçimlere gidilirdi. Buna İngiliz sebep oldu diyemeyiz çünkü Osmanlı reformu olan Tanzimat ile de bol bol güya seçim yapılırdı. Güya dedim çünkü toplumun yapısı çok parçalı idi ve bir sürü aşiret ve dini yapılar patronaj sistemi içinde kapalı idi ve seçilecek makama liyakat yerine onların başındakilere oy verecekleri belli idi. Seçim denilen sisteme Batı’nın dayatmasıyla gittilerdi. Ancak arada Batı değerlerine hayranlığın yayıldığı bir kesim de vardı ki onlar değer verirlerdi. Sonunda da layık insanları seçmediler cahiller diye hayıflananlar bunlar olurdu. İngiliz gittikten sonra da seçimlere devam edildi. Ancak artık milli çıkarlar dedikleri o günkü egemenlerin düşüncelerine göre oy kullandırma baskısı ile seçimler yapılırdı ve başarırlardı da! Liyakat dertleri değildi. Seçimi de adamlarına güç kazandırmak için yaptırırlar ve serbest seçimle milli davanın onaylanması gerçekleşti demek isterlerdi. Bakın ey Batılılar bizde serbest seçim vardır demeye getirirlerdi.

Bu macera öylece sürdü. Milli davanın onayı sarsılmayacak olduktan sonra milli davaya bağlılığı kuşkulu olanlara şans tanımak gerekiyorsa ona da eyvallah deme zorundadırlar artık. Ancak hala belediye işi ise belediye çerçevesinde kalsın zamanına ulaşmadık.

Seçtik seçildik ama iki yüz yılı aşkın bir zamanda gerçek bir serbest seçim yapamadık. Toplumun güç ve çıkar odaklarının etkisinden çıkabilecek duruma gelmesi ve toplumun çıkarlarının küçük hesapların üstünde sonucu sağlaması tabii ki her bireyin olgunlaşmasına kadar beklenemez. O kadar çok etmen bu işe karışır ki her zaman sapmalar olacaktır. Ancak küçük hesap sahiplerinin yok olmasını beklemek de gerekmez. Toplum içindeki pisliklere rağmen iktidar muhalefet farklılığı ve çatışması ile kuvvetler ayrılığı, bağımsız kurumlar ve yargı denetiminde dokunulması zor yetkililerin olması sorunu çözer. Ancak burada sorunun çözülememesi dikkatle incelenmelidir.

Seçimin ardından yayımlanan bir makale durumun çoğunu izah eder:

“Güzelyurt–Lefke bölgesinde bir grup üretici toplanmışlar… Aynı asmadan, dip dibe iki salkım üzümü kesmişler…Şimdi Devlet Laboratuvarı çalışanları tepki verecek hemen ama lütfen vermesinler; lütfen susmayı tercih etsinler… Demokrasi yok bu yazıda!!

Devam ediyoruz…

İlk salkım üzümün içinde olduğu kutunun birine, o günlerde iktidarda olan partinin çok yetkili bir isminin adını yazmışlar; ötekine ise muhalefetten bir üreticinin ismini…

Sonuç mu?

Her ikisi de aşırı dozda ilaçlı olan salkımlardan sadece birinde “kalıntı” bulunmuş! Hangisinde sizce?

Muhalefet partilide elbette…Neden?

Çünkü siyasi mafyalaşma sistemi kapsamında, hiç bir devlet dairesi, hiç bir devlet kurumu, “yasal” veya “olması gerektiği gibi” olamaz…

Ne yazık ki dünyada başka “corrupt” ülkelerde de aynıdır bu durum ama beni, yaşadığım ve vergi verdiğim bu ülke ilgilendiriyor…”

Yazarın karamsarlığı çok etkili ve söyledikleri gerçek ama tüm gerçek değil. Çünkü devlet memurları hukuk devletinde olabilecek en yüksek derecede anayasayla güvence verilmiş haldedirler. Üstelik bu güvence mahkemelerde dava konusu edilmiş ve gerçekten etkili bir şekilde korunduğu görülmüştür. Hatta devlet memurlarına görev yapmadıkları hallerde bile dokunulmazlık kazandırdığı çünkü iş çıkarma saptaması yapılmadığından mahkemeye başarısızlık delili olarak sunacak bir şey gösterilememiştir. O yüzden bir kere atandınız mı dokunulmaz olursunuz düşüncesi egemen olmuştur.

Böyle olmasına rağmen memurların koca bir örgüt olduğu için yakalanmadan hayat pahalılığını düşük gösteremeyecekleri aşikâr iken dahi yukardan emir gelince bunu yaptıkları anlaşılmaktadır. Yani memur en yüksek derecede güvenceye sahip olduğu halde yukardan emir gelince güvenceyi aklına bile getirmeyip emri uygulamaktadır.

Memurun kaybedeceği sadece terfi etme şansıdır. Kaybedeceği ise başta onurudur. Lakin onurun önemi sadece toplumsal değer olarak onur bir şey ifade ederse yani onursuzlar toplumca dışlanırsa ortaya çıkar. Onursuzlarla onurlular arasında pek fark kalmadıysa o toplumda hukuksal güvence de işe yaramaz. Nitekim 1970’lerde mahkemelere hak arayan memur sayısı yüksek iken giderek azalmıştır. Onuru için savaşanların umutlarını kaybettikleri ve mahkemelere başvurmamaya başladıkları açıktır.

Tüm kurumlarımız güven yitirmiştir.

Kişi olarak da umut yitirmekten veya bana mı düşer diye mazeret bulmaktan dolayı olsun kavga bitmeye doğru gittiyse işimiz zor.

Seçim sırasında iki partinin Surlariçi’nde dalaşmasının hikâyesi bize bir hikâye daha anlatıyor. Müsteşar bey bir eve gece yarısı gitmiş, oy satın alacak diye şüphe eden bir diğer partinin ajanlarıyla kapışmışlar. Medyada konu edildi. Kurumlar seçime hile karıştırıldı mı diye alarma geçti ve tahkikat başladı diye duysak bir umut var demektir. Lakin bir şey olmamış ki medyada yer almadı.

Kuvvetler ayrılığı ve anayasal güvenceler işe yaramış olsa böyle durumlar görülmez. Madem görülüyor yürüyeceğimi daha çok yol vardır.

Hatırlamalıyız ki hukuk garantisinde demokrasi olmadan refah da olmaz ekonomik gelişme de…

İlk adım olarak yasal güvencelere rağmen yasadışı talimatlarla görevini yapmaktan kaçınanlara yüz vermemeyi öğrenmeliyiz. Bana dokunmadı diye zehirli gıda maddelerini tüketime uygundur diyenin onursuzluğuna n’apsın işinden mi olsun diye prim verirsek kendimizi ve ailemizi tehlikeye atarız.

Belediye battıysa bizim paramızı har vurup harman savuranlara dikkat etmesi gereken belediyedeki memurlardan başlayıp belediye meclis üyeleri, içişleri bakanları, başbakanlar ve banklarda yasal olmayan borçlanma taleplerine göre belediyeye borç veren kredi müdürlerinden banka yönetim kurulu ve sahiplerine kadar bir yığın insan vardır. Bunlara onursuzlukları dolayısıyla kaş çatmazsak toplum baskısını hissetmezler. O zaman da araziye milyonlarımızı atıp yağmur suyu boruları gömerler ama evimizi sular basar.

Bizden bu kadar… Seçim deyip suçluların birçoğunu memnuniyetle tekrar seçtik. Hem paramızı yediler hem de başımızın çaresine biz bakacağız.

YKP bir çok genci hesap sorup temizliğe başlanmasını isterseniz, yasadışı borçları reddedip seçim ardından yüksek harçlarla cebimize el uzatılması olasılığını bertaraf etmek isterseniz ve çok önemli bundan sonra sizin talep etmediğiniz işlerle gösteriş yatırımı yapılmamasının isterseniz deneyebilirsiniz dedik.

Kimi siz mi yapacaksınız diye sordu ve seçilme şansınız bile yok dedi. Kimi bu kez sıra CTP’de dedi. Kimi bizim başka iddiamız var dedi.

Sağ olun arkadaşlar! Siz iyisini bilirsiniz. Sizin bizim gibi seçilme şansı olmayanlara boşa gidecek oy verecek haliniz yok, sizin oyunuz değerlidir hep doluya atarsınız. Tüm oylarınız doluya gitti.