BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan YKP’nin konuğuydu!

239

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan YKP’nin konuğu olarak 10 Aralık, Cuma akşamı adaya geldi ve 12 Aralık, Pazar günü adadan ayrıldı…

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın adada olduğu sürede iki parti yetkilileri 11 Aralık, Cumartesi sabahı Türkiye ve Kıbrıs’taki son gelişmeleri değerlendirdikleri bir toplantı gerçekleştirdi… Toplantının ardından ise KTÖS Lokalinde basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin konulardaki görüşlerini açıkladılar…

Cumartesi akşam ise Koma Çarnewa grubunun da katıldığı “Dengê Vejînê” etkinliği Gönyeli’de, Yalçın Park’ta gerçekleşti… BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı bu etkinliğine katılarak, burada birer konuşma yaptı.

Hasip Kaplan adada bulunduğu sürede çeşitli ziyaret ve temaslarda da bulundu…

Basın toplantısı

Yeni Kıbrıs Partisi’nin (YKP) davetlisi olarak Kıbrıs’a gelen BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Cumartesi günü YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı ile birlikte KTÖS Lokalinde saat 10’da basın toplantısı düzenledi.

Toplantı sırasında Güney ve Güneydoğu Kültür Derneği Başkanı İsmet İlkhan ile dernek üyeleri de hazır bulundu.

Kanatlı

Basın toplantısının açılış konuşmasını yapan YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, BDP ile işbirliklerinin devam ettiğini, geçen sene YKP Heyetinin İstanbul’daki ziyaretleri sırasında ilk kez resmi olarak bir araya iki partinin bir araya geldiğini, geçen sene YKP Kurultayı davetlisi olarak kapatılan Demokratik Toplum Partisi (DTP) milletvekili Sabahat Tuncel’i adada konuk ettiklerini hatırlattı. Kanatlı, bu süreç içinde YKP’nin de DTP ve BDP’nin kongrelerine katıldığını, tüm bu süreçlerde YKP ve BDP arasındaki ilişkilerin geliştiğine dikkat çekti.

Kanatlı, basın toplantısı öncesinde yapılan toplantıda Kıbrıs sorununu ele aldıklarını ve bu konuda fikir alışverişinde bulunduklarını dile getirdi. Daha önce Kasım 2009’da Kıbrıs’ta yapılan ÖDP, Sosyalist Parti ve DTP’nin katılımı ile gerçekleşen ortak toplantılar sonunda ortaya çıkan metnin hala güncelliğini koruduğunda hem fikir olduklarını da belirten Kanatlı, bu metnin altında şu aşama Türkiye’den ÖDP, Sosyalist Parti ve BDP haricinde Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) ve Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) de imzasının olduğunun bilgisini verdi…

Kanatlı, YKP olarak BDP’nin ana dilde eğitim ve ana dilin kullanması mücadelesini desteklediklerini belirterek, BDP’ye uygulanan tüm baskıları ve tutuklamaları da kınadıklarını söyledi.

Kaplan

BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan da, Türkiye’de bütçe görüşmeleri olduğunu ve yoğun bir program bulunduğunu, ancak kısa bir süre Kıbrıs’a ziyarette bulunmaktan mutlu olduğunu söyledi.

Kaplan, Türkiye sorunları ile Kıbrıs sorunlarının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini, o yüzden Kıbrıs’ta yaşayan kardeşlerinin Kürt sorunlarını anlamasının normal olduğunu belirtti.

Hasip Kaplan, dünyada şimdiye dek 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşı olmak üzere 2 büyük kriz yaşandığını, 3. büyük krizin ise global ekonomik krizle yaşandığını ifade ederek, ekonomik krizin Kıbrıs sorununu da yakından etkilediğini söyledi. Ekonomik krizin her yanı sardığını, Kıbrıs sorununda da ciddi sorunlar bulunduğunu, ancak Kıbrıs sorununda bunun iyi yönde değerlendirilebileceğini dile getiren Kaplan, Kıbrıs sorununun; Türkiye ve Yunanistan’ın geçmişiyle yüzleşmesi durumunda çözülebileceğini söyledi.

“Kıbrıs’ta istenirse çok rahat çözüm bulunabilir, Kıbrıs sorunu çok rahat çözülebilir” diyen Kaplan, BDP olarak Kıbrıs sorununun bir an önce iki eşit toplum temelinde, yaşayabilir bir anlaşmayla çözülmesini ve Kıbrıslı Türk kardeşlerinin dünyada hak ettiği yeri almasını istediklerini belirterek, bu yolda her zaman Kıbrıslı Türklerin destekçisi olduklarını belirtti.

Kıbrıs’ın kuzeyinin yıllardır “Yavruvatan” olarak anıldığını, ancak artık “yavru” vatanlıktan çıktığını, büyüdüğünü ve reşit olduğunu kaydeden Kaplan, Kıbrıslı Türklerin artık kendi kaderini tayin edebileceğini vurguladı.

Hasip Kaplan, 2011 yılında Türkiye’de yapılacak olan genel seçimlere de değinerek, BDP olarak seçimlerde parlamentoya daha etkin ve fazla sayıda milletvekiliyle gelmeyi amaçladıklarını kaydetti.

Güney ve Güneydoğu Kültür Derneği Başkanı İsmet İlkhan da, BDP Şırnak Milletvekili Kaplan’ı Kıbrıs’ta ağırlamaktan duydukları memnuniyeti dile getirerek, dernek olarak amaçlarının kültürlerini yaşatmak olduğunu belirtti.

Gönyeli’de “Dengê Vejînê” etkinliği

Bu arada Gönyeli’de Cumartesi akşamı “Koma Çarnewa” müzik grubunun da katıldığı yüzlerce kişinin coşkulu katılımı ile “Dengê Vejînê” etkinliği düzenlendi.

Gönyeli Yalçın Park’ta saat 19.00’da başlayan etkinlikte, BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ile YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı da katılarak birer konuşma yaptı.

Konuşmasında Hasip Kaplan, Kıbrıs sorununa ilişkin BDP’nin görüşlerini aktadır ve son dönemde Türkiye’de yaşananları değerlendirdi… Kaplan Bosna’da acılar çekildiğini ama şu aşamada dönüşümlü başkanlıkla yönetilen bir ülke olduğunu hatırlatarak “Kıbrıs’ta da dönüşümlü başkanlıkla yönetilen federal bir hükümet neden olmasın” diye sordu. Kaplan, Kıbrıs’ta bir çözüm bulunması için kendilerinin dayanışmalarının devam edeceğini ve kendilerini destekleyen herkesten de bu dayanışmalarının ortaya koymasını da istedi…

Kanatlı ise konuşmasında son dönemdeki DTP ve BDP ile yaptıkları toplantılardaki görüş alış-verişlerinden Mezopotamya coğrafyası, Kürdistan coğrafyası ile Kıbrıs’ın birçok ortak noktası olduğu net olarak anladıklarına dikkat çekti. Kanatlı iki coğrafyanın da bölünmüşlükle mücadele ettiğini, asimilasyonlara karşı, işgallere karşı mücadele ettiğini, buna benzer birçok benzerliklerinin olduğunu söyledi. Kanatlı, son dönemde Kürt siyasetinde yükselen edi bese! (artık yeter!) sloganını hatırlatarak, Kıbrıslılar olarak kendilerinin de Kıbrıs’ta süren statükoya, bölünmüşlüğe, işgallere, asimilasyona edi bese! (artık yeter!) dediklerini ve bunun için Kıbrıs coğrafyasında yaşayan herkesten daha fazla dayanışma talep ettiklerini vurguladı…

Konuşmaların ardından “Koma Çarnewa” müzik grubunun konseri devam etti.

Hasip Kaplan 12 Aralık, Pazar sabahı da adadan ayrıldı.

Ortak açıklama

7 Kasım 2009, Cumartesi günü KTÖS Lokalinde YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, DTP İstanbul Milletvekili, Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Sabahat Tuncel, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Önder İşleyen Sosyalist Parti Merkez Komite Üyesi Mahir Sayın’ın katıldığı basın toplantısında hazırlanan ortak metin okunmuştu. Metin daha sonra ortak toplantıya katılmayan diğer partilerin de gündemine getirildi. SDP ve DSİP metni şu aşamaya kadar desteklediğini açıklayan 2 parti oldu…

Ortak açıklama şöyle:

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Demokratik Toplum Partisi (DTP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), İşçilerin Sosyalist Partisi 6-7 Kasım tarihlerinde Lefkoşa’da bir araya gelerek Kıbrıs sorununda görüş alışverişinde bulundu ve ortak açıklama yapmaya karar verir:

Kıbrıs sorunu, uzun bir çatışma tarihini içinde barındırmaktadır. Kıbrıslıların ortak vatanlarında yaşamları, milliyetçi kesimlerin “büyük”(!) düşlerinin, kapitalist toplumdaki klasik sınıf çelişkilerinin ve emperyalistlerce önemli sayılan coğrafyanın tutsaklığının dayatmalarından kurtulamadı.

Yaşanan süreçte Kıbrıslılar, ortasından tel örgüler geçen, coğrafyası kanla bölünmüş, halkı ve tüm yaşam alanları ikiye ayrılmış olarak hayatlarını sürdürmeye çalışıyor…

1974 yılında, NATO’nun kendi çıkarları çerçevesinde ortaya koyduğu senaryonun birinci perdesinde; Yunan cuntasının askeri darbesinin ardından, ikinci perdesinde de Türkiye’nin askeri işgali, bu coğrafyanın sorununu başka bir boyuta taşımış bulunmaktadır. Ancak, askeri harekâtın neticesinde ortaya çıkan işgal; fetih siyasetiyle bir istilaya dönüşmüş durumdadır…

Bu fetih siyaseti sonucu, TC sivil ve askeri bürokratları başta olmak üzere; Türkiye’nin derin ve sivil yönetimleri uyguladıkları asimilasyon ve entegrasyon politikaları sonucunda Kıbrıs’ın kuzeyini Türkleştirme ve Sünni – Müslümanlaştırma gayretini ısrarla sürdürmektedirler. Bu anlayış, resmi olarak 1950’lerin ortasında TAKSİM tezi ile ifade edilirken ki o zamanda da ana hedef adanın tamamını geri almaktı, şimdi “ata toprağını geri alma ve Türkleştirme” diye de ifade edilebilecek istirdat (irredentist) siyaseti Kıbrıs’ın kuzeyi için günlük yaşamda öne çıkmaktadır. Bunun için; Kıbrıs’ın kuzeyinde bir valilik gibi çalışan elçilik kurumu oluşturulmuş, bu kurum aracılığı ile sosyo-politikalara, siyasi alana açık ve kapalı müdahalelerde bulunulmuş, Kıbrıs’ın kuzeyindeki idarenin, Ankara’nın bir acentası gibi hareket etmesi sağlanmıştır. Askeri kurumların yanında, Kutlu Adalı’nın da öldürülmesinden de sorumlu tutulan, kendine ait radyosu ile her gün şoven ve milliyetçi yayınları çeşitli formatlarda kitlelere taşıyan, Kıbrıs’ın kuzeyini dev Türk bayraklarıyla donatan, yeraltı faaliyetlerinde paravan olarak kullanılan Sivil Savunma Teşkilatı’nın başında TC Genelkurmayı tarafından atanan askeri yetkililer bulunmaktadır.

AKP iktidarı da, klasik devlet politika ve söylemlerinden bir farklılaşma, sözde demokratik bir tutum içerisinde görünmesine rağmen Kıbrıs üzerindeki tahakkümünü korumanın ve sürdürmenin yollarını aramaktadır. Egemen sınıflar bugün AKP eliyle, ‘yeni Osmanlıcılık’ söylemi ile Kıbrıs’ın kuzeyinin gerici tarikat yapıları eliyle fetihçi bir anlayışla sürdürmeye devam etmektedir. Diğer yandan da AKP eliyle gündeme getirilen ekonomi politikaları ile emekçilerin hakları ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Son 35 yılda uygulanan entegrasyon – asimilasyonla, Türkleştirme ve Sünni – Müslümanlaştırma politikalarına uygun olarak taşınan nüfus sonucunda; 100 bin civarında kalan adanın kuzeyindeki Kıbrıslı nüfus azınlığa düşürülerek; 400 bin civarında Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen/getirilen taşıma nüfusla, Kıbrıslıların özgür iradesi bloke edilmiştir. Bu, adanın kuzeyindeki Kıbrıslıyı yok etmeyi amaçlayan ve bu coğrafyayı Türkiye’nin bir vilayeti yapmaya çalışan mentalitenin Kıbrıslılar üzerinde en acı saldırı silahı olmuştur. Gelinen noktada, Kıbrıs’ın kendine has kültürü Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin yayılmacı politikasıyla, adanın kuzeyinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

1-     Gerçek bir barış, Kıbrıslıların özgür iradesinin sonucu olacaktır. Kıbrıslılar kendi geleceklerini kendileri tayin etmelidir. Büyük güçlerin hegemonya ve güç mücadelesinin ve çıkar ilişkilerinin içinde kirletilmiş bir çözüm gerçek barışı sağlayamaz. Adada barış ve birlikte yaşam, Kıbrıslıların barış, demokrasi ve kardeşlik doğrultusunda toplumsal hayatın her alanında yürütecekleri mücadele ve birikimleri üzerinden gelişecektir.

2-     Kıbrıs’ta acil bir çözüme ihtiyaç var. Bu çözümün yolu, iki bölgeli, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayanan federal bir Kıbrıs’tır. Böylesi bir gelişme, Kıbrıs sorununun çözüm sürecine yardımcı olacaktır. Kıbrıs sorununun çözümü, bölgede barış mücadelesine katkı sağlayacaktır. Ancak bölgede kalıcı barış hemen sağlayamayacaktır. Kıbrıs’ta, Ortadoğu’da ve Ege’de barış, bölge halklarının emperyalizme ve her tür tahakküme karşı ortak mücadelesi ile hayata geçecektir, bizler böylesi bir barış mücadelesinin parçası olarak mücadele ettik, etmeye devam edeceğiz.

3-     Çözüm için adanın tamamının askersizleştirmesini sağlamalıdır. Böylesi bir askersizleştirmenin adadaki İngiliz üslerini ve Amerikan dinleme tesislerini de kapsamalıdır.

4-     Kapsamlı askersizleştirme yanında, çözüme sürecine yardımcı olacak güven artırıcı önlemlerin de hayata geçirilmesi önemlidir. Bu nedenle bölgesel askersizleştirmeleri, dekonfrantasyon ve Türkiye’nin asker çekmeye başlamasını hemen şimdi talep ediyoruz.

5-     12 Ağustos 1949 tarihli Savaş Zamanı Sivil Halkın Korunması Hakkında Cenevre Konvansiyonu’nun 49. Maddesinde işgal edilmiş bölgelerdeki nüfusun taşınması ve demografik yapının değiştirilmesine yasaklanmıştı:

Korunmuş kimselerin işgalci güç tarafından işgal edilmiş bölgeden başka bir bölgeye, işgal edilmiş ülkeden başka bir ülkeye bireysel veya kitle halinde zoraki taşınmaları, kovulmaları, her hal ve karda ve şartta, hangi durumda olursa olsun yasaklanmıştır.(…) İşgalci güç, işgal etmiş olduğu bölgeye kendi sivil nüfusunu taşıyamazhttp://www.icrc.org/ihl.nsf/FULL/380?OpenDocument

Türkiye yönetimleri etnik mühendislik çerçevesinde, Cenevre Konvansiyonuna da aykırı olarak, 1974 yılından sonra, savaş sonrası işgal ettiği bölgeye kitlesel nüfus taşımıştır, taşımaya ve/veya taşınmasına göz yummaya, bu süreci teşvik etmeye de devam etmektedir. Bunun yanında yüz binlerce Kıbrıslı 1974 yılındaki savaş sırasında yerlerinden edilmiş, bıraktıkları taşınır ve taşınmaz malları yağmalanmış, savaş ganimeti olarak diğer topluma dağıtılmıştır.

Türkiye askerinin mevcudiyeti ve Türkiyeli yerleşikler Kıbrıs sorununun en zor çözülecek parçalarıdırlar ve Kıbrıslıların iradesi yok sayılarak Kıbrıs’ın kuzeyinde yeni “yurttaş” yapılması ve yapılmaya devam edilmesi barışı zora sokmaktadır.

Özellikle 2004 yılındaki referandum sonrası oluşan göç hareketleri ile Kıbrıs’ın kuzeyindeki eğitim ve sağlık sisteminin de çökmesine neden olan bir nüfus yoğunluğu ortaya çıktı. Göç hareketi ile Kıbrıs’a gelenler devletin asimilasyon aracı olmakla birlikte TC Devleti bu insanları sağlıklı yaşam koşullarından yoksun bir halde köle gibi kullanmaktadır. Su kaynaklarının kısıtlı olduğu bir coğrafyada böylesi bir nüfus yoğunluğu yakın bir gelecekte ciddi ekolojik sorunlara da neden olacaktır. Bu nedenlerle de nüfus taşıma işlemi durdurulmalı, Kıbrıs’ın kuzeyine taşınan nüfus, insan hakları da gözetilerek, kademeli olarak hemen azaltılmaya başlanmalıdır.

Anlaşma ile birlikte insancıl konular gözetilerek iki tarafın da kabul edeceği miktarda kişi yeni federe devletin yurttaşlığını alacak, ülkenin sosyo-ekonomik yapısına göre de göçmen işçi kabul edilecektir. Bu nedenle, tarafların üzerinde daha önce uzlaşılan bu süreci ortadan kaldıracak hareketlerden uzak durması çağrısı da yaparız…

6-     Kıbrıs’ta nüfusun önemli bir kısmı savaşla birlikte yer değiştirmiş, zorla göçe zorlanmıştır. Bu nedenle bugünkü koşullarda bir insan hakkı olan özel mülk edinme hakkı silah zoru ile ihlal edilmiştir. Her türlü uluslararası hukuka aykırı ve anlaşmaları zora sokan inşaat faaliyetleri zorunlu bireysel olanlar hariç hemen durdurulmalıdır. Kıbrıslı Rumlara, Ermenilere, Maronitlere (Marunîler) ait arazilerin ticari metaya dönüştürülmesine karşı hemen moratoryum ilan edilmelidir. Bu çerçevede yıllardır kapalı tutulan Maraş hemen sahiplerine iade edilmeli, yeniden iskân edilmeleriyle ilgili çalışmalara olanak tanınmalıdır. Antlaşmanın amacına ulaşabilmesi ve gerçek bir barışın olabilmesi için Türkiye, İngiliz ve Yunan devletleri tarafından verilen zararlar da tazmin edilmelidir.

7-     Kıbrıs Türk liderliği ve Türkiye tarafından daha önce kabul edilen şekilde Omorfo’nun (Güzelyurt) alternatif yerleşim yerleriyle ilgili şehir planlaması ve alt yapı çalışmaları yapılmalıdır. İki büyük toplum dışındaki Kıbrıslı Maronitler (Marunîler)’in de Kıbrıs’ın kuzeyindeki 3 yerleşim yeri askeri kamp olarak kullanılmaktadır. Bu yerleşim yerlerindeki askeri işgal kaldırılarak, Maronitlerin (Marunîler) köylerine geri dönüş olanağı yaratılmalıdır.

  • Kıbrıs Türkiye için de yıllardır üzerine ‘kahramanlık’ hikayelerinin anlatılarak milliyetçi/ırkçı anlayışlara güç taşıyan bir mit olmuştur. Bizler, Türkiye ve Kıbrıs’ı teslim almaya çalışan bu ‘fetihçi’ anlayışlar karşısında, halklar arasında barış ve kardeşliğin gelişmesi ve Kıbrıslıların kendi geleceklerini özgürce tayin etmeleri noktasında birlikte mücadele edeceğiz. Başka bir gelecek için Kıbrıs’ın gerçek acılarını, hayal kırıklıklarını, umutlarını içeren başka bir tarihi birlikte anlatarak, barışın dilini kurmaya kararlıyız.

7 Kasım 2009