Ayrıntıya boğulup gitmemeli – Alpay Durduran

138

durduran2Ayrıntıya boğulup gelişmeleri eksiksiz görmeye çalışmaktan vaz geçmemeliyiz.

Bakın göçlere göç edenlerin kimliğine dikkat edip de nerelere gitmediklerini gözden kaçırırsak gerçekleri tam olarak değerlendirmemiz olanaksız olur. Göçmenler komşu ve zengin ülkelerin kapılarına dayanıp da sorun yaratmıyorlar. Etrafta çok zengin Müslüman ülkeler var. Onların kapıları kapattığını biliyoruz ama gittikleri yerlerde kapılarını kapatanlar var. Gene de o tarafa gidiyorlar çünkü kapısını kapatanı geçip daha uzağa gitme şansı veya kapısını kapatana aç diye baskı yapacak olan kamuoyu baskısı ve üzerinde etkili olabilecek başka devletlerin baskısı olasıdır.

Gidenler sadece Müslüman değiller Hıristiyan olanlar da var.

Göçmenlerin çıkış yerleri yeni terör tehdidi olan ülkeler de değil. Sorunları olan ülkeler ama terör tehdidi olmayan ülkeler de var. Yani teröre ABD’nin Irak saldırısı veya Afganistan saldırısı da neden olmamış diyebiliriz gibi ama insanları bezdiren geri ülkelerin haydut yönetimlerini ayakta tuttuğu için ABD’nin gene de sorumlu olduğunu söyleyebiliriz. Belki ABD ben yabancı ülkelere demokrasi ihracıyla sorumlu değilim diyebilir ama ABD ve diğer Kapitalist ülkelerin sorumluluğu değilse de hesaba katması gereken bir faktör olarak insanlığa karşı sorumluluklarının içindedir. Onun için ABD’nin sorumluluk duyan insanlarının görüşü de hepsinin sorumluluğu olduğudur.

Kapitalist ülkelerde herkes bana ne demez onun için onların etkisiyle hükümetler dikkatli davranmaya ve kendileri sorumluluk duymasa bile ipin ucunu kaçırmamak için kuzu postuna bürünmeye mecbur kalıyor. Konu da siyasete etki ediyor ve daha sorumlu liderlik diye konuşmaya devam ediyorlar. Onun için hiç şüphesiz insanlığını hisseden bazı ABD’liler baskı yaparak dış politika öncelikleri arasına ikinci sıraya insan haklarını savunma maddesini de koydurttular. Bu açıdan da ABD hükümeti sınıfta kaldı çünkü hiç başarılı olmadı.

Hıristiyanlar ve diğer Müslüman olmayanların göçü ve sel baskınları, volkan patlamaları ve depremler Kapitalizmin yıkıcılığını kanıtladı demekten başka sonuç bulunamaz. İslam’ın yorumlarının büyük tehlikeler taşıdığı ise bir yan etki… Refah dağılımının çok büyük bir etki yaptığı da yan etki…

Çözüm dünyanın parçalı durumunun kısıtlamalarıyla çok zor hale geldi. Yunanistan’daki Syriza ve İspanya’daki Podemos olgusu yeni bir şeydir. Kapitalizme isyanın sonucu ama çare umudu Yunanistan’ın ve şimdi de İspanya’nın başarısına bağlandı.

Başarı onlara bağlanabilir mi? Soru budur. Çünkü onların başarısı ne yazık ki yönetim becerisine çok bağlı haldedir. İki ülkede de etkin ve verimli bir yönetim hiç olmadı. Halk Kapitalist ilişkiler içinde devleti sömürmeyi ve kural tanımamayı gelenek hale getirmiş durumdadır. Ülke kaynaklarını etkin bir düzenle en yüksek oranda kullanarak yarattığı kadar tüketme yerine turizm ve eğlence sektörünün ur gibi büyümesine dayanan ama disiplin getirip de açıkgözlerin kazancı halkın sürdürülebilir refaha göre yaşamasına uğraşmadılar. Onun yerine siyasi güç elde etmek için kazançları siyasi komisyonculara yağmalattılar.

Hukuk devletinin ilkeleri vardır. Hukuk olmayan parayı harcamaktan başka bir şey olmayan aşırı borçlanmayı önler ama hukuk devleti olamadılar.

AB’ye girdiler Kapitalizmi savunmak zorunda olmayı kabul ettiler. Borçlarının garantörü ise ayni AB oldu. Bunu bilerek girdiler ve devalüasyonlardan bıkan halkın desteği ile Euro bölgesine de balıklama daldılar. Şimdi der AB’ye kızıyorlar. Biz de kızıyoruz ama kızma çare değil. Paramparça olan dünyayı yeniden parçalamaktan çare ummak değil AB’nin güçlenerek üye devletlerin batmadan kısıtlama yapabilmesi gerekir.

Ancak AB soluna şans bırakmayarak demokrasiden söz edemez. Demokrasi olmazsa AB de olmaz. Bu ikilemin çaresini bulmak artık hepsinin görevidir.

AB kapitalizmi sol alternatifi ezerek üye devletleri kendi sollarına çare olma fırsatını tanımazsa kendi de çare olamaz. O zaman AB halkına tek şans AB genelinde seçime gitmek ve AB parlamentosuna seçim yapmak kalır; bu da AB halkının genel oya razı olmasını gerektirir. Yoksa İngiltere gibi tuzu kurular, Almanya gibi tuzu kuruların AB’nin esas olduğunu kabul etmelerini gerektirir. Daha yolun başında bunlar hep gündeme gelmişti. Demokrasi AB yolunu açtı, demokrasi bir kenara daha çok kâr isteyen kapitalizm ise çelişkileri ile yolu tıkadı. Yol boyunca AB’nin yaşamasını sağlayacak reformlar yapılmadı.

Yunanistan çok borçlandı ve borç almadan bankalarının batacağı ve devletin işlevlerinin çok azalacağı ortaya çıktı. Halkın esaslı hizmetleri için para kalmayacağı ve devletten ve özel sektörden ücretle yaşayanların çok zor durumda kalacağı belli oldu. Bunlar şöyle olsaydı bu hale girilmezdi demekle yetinenin çözeceği sorunlar değil.

Alman maliye bakanı Yunanistan’ın Ağustos ayı reform takvimine uymadığı söyledi.  “geciktir, sürüncemede bırak, unuttur” politikası uyguluyor” dedi. 86 milyar € verdik ama antlaşmayı uygulamayı düşünmüyorlar gibi konuşarak, “göçmen politikası için 350 milyon var” ama uygulama projesi yapan yok, bekliyor” diyerek acı konuştu. Ülkeyi yönetemediklerini, sözlerinin gereğini yapma zorunluluğu hissetmediklerini belirterek, o kadar genç işsiz var, para bekler onlar proje yapmazlar dedi. Göçmenler ise kapıda beklerler, yol açıksa geçip Avrupa’daki hedef ülkelere ilerler. Tam bir trajedi ve Yunanistan benzeri idareye sahip olan Türkiye’de de durum benzer. Türkiye Müslüman egemenliğine talip olduğu için ikameti seçenlere yarım yapıyor, Yunanistan öyle bir beklentisi olmadığı için transit koridoru rolünü yüklendi.

Bunları değiştirmeden ve işleyen bir devlet haline gelmeden sola yazık ediyorlar. Sol bu mu? Demokrasiden yararlanıp iktidar olacak ama sadece beğenmedikleri politikalara hayır deyip yerine iyisini koymayı değil olana engel olmayı mı seçecekler? Nereye kadar?

İlk seçimde alaşağı giderlerse sol damga mı yiyecek? Bir ülke yükümlülüklerini ancak yükümlülüklerinin içerdiği koşullarla değiştirmekle vaz geçebilir. Bu zaman gerektirirse zamanı daha iyi bir idare kurup sürdürülebilir üretim ilişkilerine önem verip halkı memnun etmeye çalışmak, umutlandırmak ve vergi kaçakçılığı artı yolsuzlukları önleyip hesap sormak ile kapkaç yatırımları önleyerek yerli öz kaynakları geliştirmeyi başarmakla geçirilmelidir.

Kaç vergi kaçakçısı veya ihale yolsuzu yakalandı? Vergi toplamada etkinlik ne kadar arttı? Kazanç saptamasında hangi reformlar gerçekleştirildi?

Duyan var mı?

AB böyle devletlerin saklanmasına nasıl izin verdi? “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ülkeleri bu ilkelerini “soyarlarsa da mesele yapmayalım” diyenlerle genişleterek aldıkları sorumluluğu taşırlar. Borcu verenin sorumluluğunu taşırlar. AB solu hani bu ilkeye karşı idi? Yunanistan solu söz ver zamana terk et, unuttur” ilkesini ekleyerek mi yürüyecek?