Avrupa Sol Parti büyürken, sorunları da büyütüyor – Selami İnce – Birgün

277

Tam 6 yıl önce kurulan, bünyesinde 37 parti barındıran Avrupa Sol Parti büyürken, sorunları da büyütüyor. Son kongrede de sorular vardı. Belki de parti gücünü donmuş cevaplardan çok bu sorulardan alıyor. Avrupa solu “alternatifi” arıyor

Altı yıl önce 11 partinin birleşmesiyle kurulan Avrupa Sol Parti (EL) bugün üye ya da gözlemci statüsünde 37 partiden oluşuyor. Partilerin kongrede üye olup olmadığına bakılmıyor, bütün partiler eşit hakka sahip. Onun için 3 gün süren EL 3. kongresi boyunca hemen herkes hem ülkesinin durumunu hem de Avrupa’ya ve dünyaya nasıl baktığını anlattı.

Ama kongre sonunda bir hayli iddialı “‘Sosyal Avrupa Ajandası – Eylem Planı” da karara bağlandı. Kararda “Avrupa Solu’nun, “yeni bir dünya, demokrasi ve sosyalizm vizyonunu temsil ettiği” belirtiliyor ve herkese açık olan eylemlerle de nihayetinde “özgürlük, eşitlik ve adaletin hâkim olduğu, baskı, sömürü, açlık ve kıtlığın olmadığı bir dünya”nın hedeflendiği anlatılıyor.

Ancak, bunun ne olduğu ve nasıl gerçekleştirileceğine dair “eylem program”larına bakıldığında bir hayli iddialı ajandanın birkaç somut eylem türüne indirgendiği görülüyor. Bunların gerçekleştirilmesi de bir hayli tartışmalı. Önce partilerin kendi aralarında tartıştığı eylem planlarına birlikte bakalım. Çünkü, kongrede gözlemlenen birinci ayrım ve tartışma noktası, “ne yapılacağı ve nasıl yapılacağına” dairdi.

SOSYAL AVRUPA İÇİN 1 MİLYON İMZA

Sosyalistler, 2 Ekim 2009’da İrlanda da yapılan referandumda da kabul edildikten sonra 1 Aralık 2009 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Avrupa Birliği’nin temel anlaşması niteliğindeki Lizbon Antlaşması’nın iptal edilmesini istiyor. Bu talep, Avrupa Birliği yeniden yapılandırılsın ya da yıkılsın diyen herkesin üzerinde birleştiği bir nokta. Ancak, Avrupa’nın en önem verdiği maddeyi sahiplerine iptal ettirmek mümkün olmadığı için, bu kongredeki sosyalistlerin, yine meşruiyetini Lizbon Anlaşması’ndaki “halk insiyatifleri”nden alan 1 milyon imza toplama kararı da çeşitli tartışmalara yol açtı.

Avrupa Sol Parti Yeni Genel Başkanı Pierre Laurent bu öneriyi çok heyecanla savundu ama galiba imza toplama işine Laurent kadar heyecanlı yaklaşmayanlar da var.

Özellikle Alman Sol Parti’nin liderlerinden Oscar Lafontaine’in ısrarla sahip çıktığı Avrupa sosyal gelişme fonunun kurulması, finans transferlerinin vergilendirilmesi, Avrupa Merkez Bankası’nın rolünün değiştirilmesi de bu imza eyleminin içindeki talepler. Bankaların devletleştirilmesi de bunun içinde. Bu maddelerin birilerinden mi talep edildiği yoksa sosyalistlerle işçi sınıfının kendi gücüyle mi düzenlemeye gideceği konusunda görüşler muhtelif. Ya da “sistem kendiliğinden çökecek mi” sorusunu bile buna ekleyebiliriz. Hele Lafontaine, konuşmasında “neo liberalizm Avrupa solunu da şu veya bu biçimde parçaladı, dağıttı” demişken “öz güç” kimde, bu pek belli değil. Bazı marksistler bu “talepkar” tutumu “talep ettiklerinize benzersiniz” diyerek eleştiriyor.

KUMARBAZLARIN KAPİTALİZMİ

Eski Başkan Lothar Bisky’e göre, „bizim istediğimiz Avrupa bu değil” ama bizim istediğimiz Avrupa’nın ne olduğu, nasıl olması gerektiği tartışması da kongrede pek yapılmadı. Daha çok nelerin istenmediği, nelere karşı olunduğu konuşuldu. Bisky’nin söylediklerini yerine getirecek bir Avrupa’nın nasıl kurulacağı da bir hayli tartışma götürecek gibi. Lothar Bisky, Merkel-Sarkozy hükümetlerinin „Kumarbazların, finans kapitalin ve bankaların hizmetindeki yeni zaman devlet kapitalizmi” ni yönettiğini düşünüyor.

Ama aynı zamanda Bisky, piyasalarla ilgili bir düzenlemenin yapılmadığından ve neoliberal kahramanların özelleştirme ve güvencesizleştirmeyi sürdürdüğünden de yakınıyor. Bisky, „tasarruf politikaları”na mutlaka karşı çıkılması gerektiğini söylüyor ve alkışlarla yeni sloganı açıklıyor: „Hepimiz Yunanlıyız, hepimiz İrlandalı.” Ama özelleştirmeyi mi savunacağız yoksa bankaların devletleştirilmesini mi? Yoksa kar eden bankalar devletleşsin, zarar edenler batsın mı? Aslında kongrede temel politik ve teorik içerik tartışması yerine bu tür güncel teknik sorunlar etrafında çok tartışma yapıldı.

SOL VE KOMÜNİZM İLİŞKİSİ – TEORİ VE PRATİK

Tartışmalarda çoğu kez Bisky baz alındı çünkü, toplantıda en uzun ve derli toplu konuşmayı Bisky yaptı. Bisky, Avrupa Birliği’nin neoliberal politikalarına ve askeri donanımına karşı çıkılırken Avrupa çapında düşünmekten ve eylemde bulunmaktan vazgeçilmemesi gerektiğini belirtiyor. Bisky’ye göre, “Avrupa’da, Avrupa çapında düşünmeyen sol, sol olamaz.” Bisky’nin uzun konuşması boyunca altını çizdiği önemli bir madde de, Avrupa Solu’nun bir seçim partisi ya da birliği olmadığı, reel sosyalizmin yıkılışına kadarki deneyimler ışığında oluşturulmaya çalışılan yeni bir alternatif olduğu yönünde. Bu saptama yeni kararlara da girdi. Ancak bu konuda da farklı düşünenler hiçte azımsanmayacak kadar çok. Daha çok “yeni sol” tarifinde, komünizmle, işçi sınıfıyla bağ kurulması noktasında problemler çıkıyor.

Avrupa Sol Parti kongresinde bazı partiler, “Başka bir Avrupa, alternatif Avrupa” düşüncesini teorik olarak tartışmaktan yana iken, bazı partiler hedefi gerçekleştirecek pratik ortak eylem ve direniş rotasının belirlenmesinden yana tavır aldı. Yani Sol Parti’nin “programatik bir partiden çok eylem platformu” olmasını isteyen bir eğilim de mevcut. Eylemci tavır da her zaman “devrimci tavır” olarak değerlendirilmemeli. Örneğin, daha reformist bir politikayı savunan ve kendini “sol sosyal demokrat” olarak tanımlayan Almanya Sol Parti’den Milletvekili ve Avrupa Solu’nun yeni saymanı Diether Dehm, sokağa çıkmayı tamamen pragmatist bir nedenle savunuyordu:

“Avrupa Solu sokağa çıkarsa kamuoyundaki görünürlüğü artar ve böylelikle örneğin Fransa’daki başkanlık seçimlerindeki Parti de Gauche (Sol Parti) adayı Jean-Luc Mélenchon daha fazla oy alır. Avrupa Solu, henüz canlı bir sınıf savaşı sürdürecek parti değil. “Avrupa Solu’nun yeni Başkanı Pierre Laurent de, öncelikli görevin kamuoyunda partiyi tanınır hale getirmek olduğunu söylediğine göre, içerik herhalde gelecek kongreden sonra tartışılacak.

KADRO KURMA VE ÖRGÜTLENME

Peki, bütün bu tartışmalar böyle bir yapıda nasıl aşılacak? Somut olarak krize ve neo liberalizme karşı birlikte neler yapılabilir ve bu arada partilere nasıl kadro kazanılabilir, partiler hangi temelde örgütlenecek? Herkes kafasına göre mi takılacak? Tabii burada işler biraz karışıyor, tabiri caizse konuşmalara biraz karşılıklı “gaz vermeye” dönüşüyor.

Örneğin Almanya Sol Parti Eşbaşkanı Klaus Ernst, neo liberalizmle mücadele ve istenilen değişim için Sol Parti’nin varlığının bile büyük kazanım olduğunu söyledi. Ernst’e göre, kriz durumunda içerik tartışması yapmanın çok anlamı yok, Avrupa Solu’nun varlığının korunması bile, bir sol mücadele biçimi.

Finlandiya delegesi Sara Korhonen da aslında Sol Parti için aynı fikirde ama küçük bir endişesi ve bunu gösteren de bir sorusu var: “Kriz olmasaydı biz neden söz edecektik Allah aşkına? Gelecek kongreye kadar kriz biterse, hangi konularda konuşacağız?”

Sara Korhonen, Avrupa’da yeni kuşak solcu genç bir partili ve toplantıdan sonraki sohbetimizde kendini “radikal” olarak değerlendirdiğini söyledi. “Radikal ne, Finlandiya’da radikal olmak ne anlama gelir?” dediğimde, bir süre bu sorunun cevabını düşündü. Sonra da açıkça “bilmiyorum” dedi. Biraz yüksek sesle düşünerek bir “radikallik tarifi” yaptı. Avrupa Solu’nda Sara gibi düşünen çok olduğu için Sara’nın yaptığı “radikallik ve sol” tarifini buraya aktarayım:

“Kontrollü ekonomiden yanayız. Esnek çalışmaya karşıyım. Tam istihdamdan yanayım. Herkese iş güvencesi, herkese sigorta… Hem üretimin hem de tüketimin kısılmasını istiyoruz. Kapitalizme karşıyız, evet evet, ben kapitalizme karşıyım. Hem de radikal bir biçim de…” Antikapitalist ama “peki komünist mi?”… Cevap beklenildiği gibi: “Hayır…” Aslında Sara ve Sara gibi düşünenler, İsveç türü sosyal demokrat Avrupa’nın geri gelmesini istiyor. Sara, Finlandiya’da Sol Birlik üyesi. İsveç delegesi genç ise hiçte Sara gibi düşünmüyor. Bu ikisi şimdilik aynı partide ama ilerde neler olur kim bilir…

İŞ YAPARKEN KONUŞULMAZ – HOMURDANMAKLA YETİNİLİR

Bir yandan pratik olarak neo liberalizme ve kapitalizme karşı mücadele, diğer yandan krizin bedelini krize neden olanlara ödetme kararlılığı gibi” pratik adımlar, teorik adımların atılmasını erteletiyor” diye de olaya bakılabilir. Ama pratik adım atılması noktasında sokağa çıkma dışında getirilen pratik önerilerin önemli bir kısmı ise, kimilerine göre “realist” olmaktan bir hayli uzak, kimilerine göre ise, “bunlar yapılsa bile kapitalizmin özünü değiştirmez ki” dedirten ara çözümler.

Aslında Paris kongresinde kabul edilen, “Avrupa’yı Değiştirecek Eylem Programı”nın maddeleri, birkaç yıldır para transferlerinin vergilendirilmesini savunan “ATTAC” gibi çeşitli kesimlerin yürüttüğü kampanya önerilerinin aynısı ve sadece sokaktaki gösterilerle de hayata geçirilecekmiş gibi durmuyor. Peki öyleyse, her şeyden vaz mı geçmek lazım?

Belki de bu programı İspanyol Komünist Parti temsilcisi Mireia Rovira’nın, “kapitalistlerin krizi bahane ederek yarattıkları korku nedeniyle Avrupa’da insanlar daha itaatkâr oluyor” saptamasındaki nedenler yüzünden hayata geçirmek gerekiyor. Mireia Rovira, Avrupa Solu hakkında daha da karamsar: “Sokağa çıkan insanlar için bile Avrupa Solu henüz çekim merkezi olamadı ki…”

İYİMSERLİK VE ŞANSLILIK

Lothar Bisky, Avrupa Solu’nun tartışmalarını bir şans olarak gördüğünü belirtti ve “yoldaş”lara sorunları halının altına süpürmemeyi önerdi. İki yıldır Avrupa Solu’nun başkanlığını yapan, eski kurt, eski tüfek Bisky’e göre, partiler arasında Avrupa Birliği, kapitalist sistem ve bunlara karşı mücadele konusunda ilkesel bir ayrım olmadığına göre, “partiler pratik sorunlar karşısında sadece dayanma göstermeyip bu sorunların dinamizminden yararlanmayı da başarmalı.”

Ancak, sosyal devletin çözülüşüne yönelik kemer sıkma politikalara, kriz yaratan kapitalizme karşı olmak hem insanları bir araya getirmeye yetmediği gibi hem de düzenin alternatifinin ne olduğunu soranlara da cevap oluşturmuyor. Belki de bunun için Avrupa Solu’nun “karşı olduklarını” söylemekten çok “alternatifin ne olduğunu” düşünmesi gerekiyor. Bunu da Bisky iyimserliği ile yapmak herhalde en doğrusu.

LAFONTAİNE’İN UYARDIĞI TEMEL SORULAR

Ağır toplardan Oskar Lafontaine ise, asıl olanın bir arada durmak olduğunu söyledi ve partinin parçalanmaması için herkesi uyardı. Sol Parti’de şimdiden kategorileştirilemeyecek, ideolojik temellere oturtulamayacak, sosyalist ya da sosyal demokrat ayrımıyla açıklanamayacak çeşitli ayrımlar, en azından farklı cevaplar verilen sorular gözlemleniyor. Zaten Sol Parti’yi oluşturan 37 partinin aynı düşünmesini bekleyemeyeceğimize göre, pratik çalışmadaki eğilimlerden söz etmek mümkün.

I. Parti krize karşı mücadelede sosyal demokratlarla birlikte çalışacak mı yoksa sadece sol sosyal demokratlar mı çalışması gerekiyor?

Bu soruya genellikle eski sosyal demokratlar “asla sosyal demokratlarla bir araya gelinemez” diye cevap veriyor. Bunların başında, eski partilerinden ayrılarak Sol Parti kurmuş Oscar Lafontaine gibi sosyal demokratlar var. Yine, taktik politik çıkar ya da uygulamalar gereği sosyal demokratlarla bir araya gelinemeyeceğini savunanlar da bulunuyor. Örneğin, “söylemdeki kadar sol olmayan” Fransa Sol Parti’den Avrupa Parlamentosu Milletvekili Jean-Luc Mélenchon, asla sosyal demokratlar birlikte çalışılamayacağını söylerken, aslında 2012’deki seçimlerde sosyal demokratlar karşısında Fransa devlet başkanlığına aday olacağını bilerek konuşuyor. Ama daha solda olan, eski komünist Lothar Bisky ise, sosyal demokratlarla da sokağa çıkılabileceğini savunuyor.

II. Avrupa Birliği yıkılıp yeniden mi kurulsun yoksa var olan yapı yeniden anlamlandırılsın mı?

Bu soru aslında bir kelime oyunu gibi görünse de, temelinde Avrupa’nın yıkılmasına ya da terbiye edilmesine yönelik görüş farkını dile getirmesi açısından önemli. Yunanistan Synaspismos Genel Başkanı Alexis Tsipras, Avrupa Birliği’nin yıkılmasını ve yerine serbest piyasaya karşı olan bir Avrupa Birliği’nin kurulmasını savunuyor. Bununla ilgili dökümanlar hazırlanırken ya da sonuç bildirgesi farklı dillere çevrilirken, her ülkenin kendine göre esnek çeviri yaptığı gözlemleniyor. Örneğin Almanca tekste orijinalinde “yeniden kurulsun” maddesi, “yeniden temellendirilsin/anlamlandırılsın” anlamına gelecek bir biçimde çevrilmiş. Ancak içerik aslında Tsipras’ın savunduğu gibi. Bu tartışmada Almanlar, “dünyayı yeniden icat edemeyiz, var olan üzerinden yürüyelim” görüşünde.

LANET OLASI YEDİNCİ YIL VE İYİMSERLİK

Prof. Dr. Lothar Bisky, Demokratik Almanya Cumhuriyeti yıkılıncaya kadar Potsdam ilindeki Film ve Televizyon Yüksekokulu’nun rektörüydü. Belki de sırf bunun için Bisky, Avrupa Sol Parti 3. Kongresi’ndeki veda konuşmasında Sol Parti’nin problemlerinden bahsederken, Billy Wilder’ın filmi, “Lanetli 7. yıl”ı andı: “Bu lanetli yedinci yılda tartışmalıyız, korkmamalıyız, cevaplardan çok soruları önemsemeliyiz. Hiçbir soruyu atlamamalıyız…” Evet, reel sosyalizmin yıkılmasından sonra kurulan birçok sol sosyalist partinin oluşturduğu Avrupa Sol Parti de “lanetli” 7. yılına giriyor. Yedinci yılda herhalde “lanet olası” yönelim tartışmaları başlayacak. Bu tartışma belki de “yeni sosyalizmi” tanımlamakla sonuçlanacak.

Bisky, her şeye rağmen partinin geleceğine umutla bakıyor. Tıpkı, Paris’te kongre sonrasında kararları da, konuşmaları da, birbirleriyle tartışmaları da ayakta enternasyonal söyleyerek bitiren Avrupalı yüzlerce delege yoldaş gibi…

Peki, bunca sorular ne mi olacak? Bunca yanlış cevaptan sonra, en azından hala soruların olması en büyük kazanım değil mi?