Artık kafayı yemiş gibiyiz – Alpay Durduran

116

Alpay DurduranÇok kolay konuşulan bir ortam oluştu. Medya ve tehditlerin azalmasıyla artan medyada konuşmalar, sanki artık hiç endişe verici değilmiş gibi yapılıyor. Onun için ciddi bir zihniyet değişikliği varmış diyebiliriz.

Bana düşmez ama bir kimlik kavgası çok büyütülüp tartışıldığı için etkilemiş sayarsak sanki bu ülke bizimdir derken ona sahip çıkmayı istermişiz gibidir. Yani konuşanlar ülkesine sahip çıkmışların konuşmaları olmalıdır. Öyleyse onları “madem burayı vatandaşlarıyla doldurdular bu parayı da ödeyecekler” deyip maliyesi batırılmış ülkemize Türkiye’den yardım gelmesini “ne paranı ne emrini” diye reddedenlerle beraber değerlendirmeliyiz. Ondan sonra sorumluluk bizimkilere kalırsa ve yapacağımızı veya ne yapmaya kalkacağımızı hesaplamalıyız.

O zaman da memleketi tarumar halin devamından kurtarmak için ne yapılmalıdır diye düşünmenin gerekliliği genel kabul görmüş olmalıdır.

Bu uzun açıklamanın gereği şudur; para vermesin diyenle para artsın diyen de gönderdiklerinin karşılığıdır ve hatta milli dava sürüyor gereklidir diyenler vardır. Birisi anket yaptırıp kimin ne kadarının ne dediğini hesapladığı yok.

Şunu kabul etmeliyiz ki madem liyakat sistemi yok, haksız rekabeti önleme çalışması yok ve vergi kaçağını tıkama gayreti görünmez halkımızın çoğunluğu şikâyetçi olsa da esastan düzeltme hamlelerine katılma baskısı duyacak kadar şikâyetçi değildir. Öyle olsa yetkili yerlere de tırmananlar arasında etkili insanlar olacaktı ve medyaya olsun etkisi yansıyacak ve etkin ve verimli kamu yönetimi isteği ve araştırması başlayacaktı.

Bu kadar üniversite var. Onlarda tezler hazırlayan öğrenciler ve bu düzen değişmelidir diye mitinglere katılmaktan çekinmeyenler var öyleyse neden etkin ve verimli bir yönetim için yapılması gerekenler ve yapılan yerler hakkında tez hazırlanmaz?

Yanlış bir düşünceye kapıldık gidiyoruz. Sanki muhalefet beş yıl bekleyip alternatif olacak ki değişim olabilsin. Bu düşünce yanlıştır. Muhalefet her gün alternatif görüşlerini duyurmak için fırsatlar bulur, medya haber arar onun için duyurur, neden kamu reformu deyince reform diye kamu harcamalarını kısmayı düşünen ve ondan başka bir şey anlamayan bir anlayışa kapılır. Personelin özlük haklarını kısmaya karşı çıkmak başka şey kamuda reformu savunmak başka bir şeydir. Muhalefet bunu neden gündeme getirmez. Her hak savaşında muhalefet bunu gündeme getirmelidir. Getirmez.

Bunların bir anlamı olmalıdır. Kanıma göre anlamı etkin ve verimli yönetimin ne ve nasıl olduğunu inceleme gayreti yoktur.

Üniversitede, medyada, muhalefette TC protokollerinin dışında başka her hangi bir yerde olmadığına göre insanlarımız idare de yolsuzluğa battıktan sonra yapacak bir şey yoktur denilir e biz böyleyiz ve böyle gelmiş böyle gider deyip yan yatırız.

Halk buna karşı ayaklanacak kadar bıkmalı ve olabileceğine inanıp kendisine inanabileceği reform programlarını tanıtmaya çalışanlara kulak vermelidir.

Yolsuzluklara karşı çıkacağını söyleyip yolsuzluğa batmamış izlenimi veren ve görevinde çalışkan görülen Kudret’in parlamasının nedeni halkın öfkelenmeye başladığını gösterir ama ondan halkı iştahlandıracak yeterlilikte bir reform programı duymuş değildir. Öfkesi de kendisinin araştırmasına da yetmemektedir. Medya ilgi göstermiş olsa da o da kedi araştırmaya başlamamış ve çağırıp reform ama bize nasıl yapılacağını anlat deyip halka duyurmuş değildir.

Toplumun yoz ve geri bir idarede yaşarken böyle bir mücadeleyi desteklemesi kurumlarının desteklemesini sağlamak olacaktır. Ancak onların işlevli olarak var olup olmadıklarına bakarsak olmayanlar vardır. Meclis hükümetin emrinde ve milletvekilleri partilerin emir kulu durumundadır.

Mücadele halk desteği ve katılımını, reformu destekleyen bir meclisi, sürekli çalışacak reform kurullarını, partilerini reformu desteklemeye zorlayan ve bu mücadeleyi canlı tutan bir medyayı gerektirir.

Bu kadar birliktelik ancak halkın istemesiyle sağlanabilir. İlk şart odur. Halkın bunu istediğini biliyoruz ama istemek umut gerektirir. Yoksa fazla ortadan görünmeyeyim, hatta yoz partilerden birine oy vereyim de kayırmadan yararlanayım, muhalif görünüp de cezalandırılmayayım der ve oyuyla düzeni yürütür.

Halkın henüz umut gördüğü yoktur. YKP kuruldu kurulalı popülizmi hedef almıştır ve popülizme karşı savaşın yollarını seçim çalışmalarında uzun uzun anlatmıştır. Ancak akıllarda “Kırmızı Pasaport”’dan başka kalan olmamıştır. O zamandan beri anlatmaya ara vermedim ama ilgi çekmeye muvaffak olamadım.

Buradan tekrar çağrıda bulunuyorum. Bu yönetimi yolsuzluklardan kurtarmadan ve etkin ve verimli bir yönetim haline sokmadan kimsenin vaadini tutmasına olanak yoktur. Bir siyasi görüş gidecek öbürü gelecek ama gelen gideni aratacaktır. Yapmak isteyen istediğini yapamayacaktır.

Etkin ve verimli kamu yönetimi için mücadeleye önem verenleri ayağa kalkmaya çağırırım. İsteyene yardımcı olurum.