Anti-Militarist Barış Harekâtı polis baskısını kınadı: YILDIRAMAYACAKSINIZ

119

Anti-Militarist Barış Harekâtı adıyla bir araya gelen Baraka Kültür Merkezi, BKP Gençlik, Doğa Dostları Derneği, Kıbrıslı Gençlik Platformu, YKP Gençlik ve bağımsız genç aktivistler, 14 Ağustos 2010 Cumartesi günü “tatildeki Ayşe” teması ile bir konser düzenlemişti.

26 Ağustos 2010, Perşembe günü saat 14:00’te örgüt temsilcilerinin katılımı ile konserin organizayonu öncesi ve sonrasında sürmekte olan polisin tavrını kınamak amacıyla Polis Genel Müdürlüğü önünde kitlesel bir basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısında DAÜ-BİR-SEN ve KTÖS de destek verdi…

Basın toplantısında okunan metin şöyle:

14 Ağustos’ta, Kıbrıs’ta süren işgalleri protesto etmek için bir konser düzenlemek amacıyla bir araya gelen Baraka Kültür Merkezi, BKP Gençlik Kolları, Doğa Dostları Derneği, Kıbrıslı Gençlik Platformu ve YKP Gençlik bu amacına uygun, kitlesel, coşkulu katılımı yüksek bir etkinlik vermenin keyfini çıkarmaktadır.

Gerginlikten uzak, herkesin farkındalıklarına saygılı, çatışmadan kaçınan tavırlarımıza rağmen Kıbrıs’ın kuzeyindeki rejim tarafından konser öncesi başlatılan ve son dönemde polis terörüne dönen davranışlar kabul edilemez…

Her zamanki tavırlarından zaten bahset çok da anlamlı değildir ama bir kez daha not düşmek için söyleyelim ki ileri teknoloji zoomlu fotoğraf makineleri ile eylemlerin içinde, 3-5 metreden yaptıkları fişleme eylemleri bizi yıldırmadı, bundan sonra da etkisi kısıtlı olacaktır. Ama kitlesel eylemlerin içine girip koca koca zoomlu fotoğraf makineleriyle gerçekleştirdikleri provokasyonlarına kontrol dışı tepki olması halinde de, bunların bize mal edilemeyeceğini bugünden bir kez daha söylemek isteriz.

Geçmişte 1-2 sivlil giyimli polis memuru aracılığı ile yapılan fişlemelere artık direk askerin Sivil İşleri de dahil olmuştur. Bunun yanında Sivil Savunma ve TC Elçiliği istihbarat elemanları da her eylemde cirit atmaktadır. Her eylemde elini nere atsan kameralı bir “sivil”e çarpması muhtemeldir. Bu da, amacın yalnızca fişlemek değil taciz etmek, korkutmak, yıldırmak olduğunu gösteriyor ki buna karşı tüm demokratik kitle örgütlerini, siyasi partileri herkesin ifade özgürlüğünü özgürce, baskı altında kalmadan, tehdit edilmeden kullanabilmesi için mücadele etmeye çağırıyoruz…

Baskı, tehdit yıldırma işleri yalnızca bunlar değildir. Başkaları için suç olmayan, dava açmaya gerek görünmeyenler konular bu süreçte suç olmuş ve 2 arkadaşımıza dava açılmıştır.

“Yetkili makamlardan izin almaksızın afiş asmak” gerekçesi ile Nevzat Hami ve Eyyüp Sabih Benzetsel’e dava okunmuştur.

İddia edilen suç mahalli Dereboyu’ydu. 11 Ağustos’ta bildiri dağıtımı sırasında bazı arkadaşlarımızın daha önce afiş asılan yerlerin yanlarına, 14 Ağustos’ta düzenlenecek Bandista’nın da konser vereceği etkinliğinin afişini asmasına karşı “bir kısım” arkadaşımıza “yetkili makamlardan izin almaksızın afiş asmak” suçlaması getirilerek dava açılması kara mizah örneğinden başka bir şey değildir. Benzer konser ve etkinlik poster ve benzeri basılı materyallerinin sürekli ve yoğun olarak asıldığı Dereboyundaki Caddeye afiş asmak başka herhangi biri için “yetkili makamlardan izin almaksızın afiş asmak” suçlamasını içermezken –ki bizimle ayni gün bizden bağımsız başkaları başka bir etkililiğin afişi de asmaktaydılar, ayni yerlerin yanına bizim asmamızın izin gerektirmesi ve olmadığı için dava açılmasının tek anlamı vardır, polisin siyasal tercihi… Polis siyasi tercih yaparak taraf olmakta ve kasıtlı olarak baskı uygulamak için bu dava sürecini başlatmaktadır ama susacağımızı düşünürlerse yanılırlar, bu eskimiş methodlar bizleri yıldıramaz…

Ancak süreç bununla da kalmadı sonrası resmen polis terörüne döndü ki buna da herkesin tepki vermesi gerekir. Yeni Kıbrıs Partisi Yürütme Kurulu üyesi de olan, tüm kimlik bilgileri ve adresi poliste bulunan Nevzat Hami 2 dakikalık ifade için 4 saat polis tarafından özgürlüğünden mahrum bırakılmış, fiili gözaltı gerçekleştirilmiş, sonrasında da güneye geçişi engellenmiştir.

18 Ağustos, Çarşamba günü saat 16:35 sıralarında Kermiya geçiş noktasından güneyden kuzeye geçiş sırasında Lefkoşa Polis Merkezinden birilerinin gelip dava okuyacağını söylenerek, orda bulunan karakoluna alınan ve 5 dakika beklemesi söylenen Nevzat Hami burada bir buçuk saatten fazla bekletilmiş hatta bu bekletme sırasında karakol olarak kullanılan odadan sigara içmek için bile dışarıya çıkmasına izin verilmemiştir. Saat 18:10 civarlarında ‘aranan azılı suçluyu almaya geliyorlarmış’ gibi ikisi sivil giyimli 3 polis memuru gelip davanın Lefkoşa Polis Merkezinde okunacağını, oraya gidilmesi gerektiği belirterek, Nevzat Hami’yi polis nezaretinde saat 18:20 civarında Lefkoşa Polis Merkezine getirdiler. Buna rağmen ifadesi saat 20:20 civarında alındı, dava okundu ve serbest olduğu söylendi ama serbestlik kuzey sınırları için geçerliydi. Ertesi günü işe gitmek için güneye geçmesi gerektiğinden ayni gece saat 21 civarında geçiş noktasında Nevzat Hami’nin kendisinin yaptığı tespitte güneye geçişinin yasak olduğunu öğrendi, yani 4 saatten fazla özgürlüğü keyfi olarak engellenen Nevzat Hami’nin rejimin yurtdışı saydığı güneye geçişi de mahkeme kararı olmaksızın engellendi. Daha sonra YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı’nın durum tespiti için Lefkoşa Polis Müdürlüğü ziyareti sırasında, bu engellemenin geçici olduğu ve dava okunduktan sonra kalktığı ama Polis’in bilgisayar ağının bu yeni durumu geçiş noktasındaki yetkililere aktarmasında teknik sorun(!) olduğu saat 23:30’da nöbetçi polis amiri ile yapılan görüşmede belirtildi. Bu ziyaret sırasında polis, hak ihlallerine devam etmiş, durum tespiti için işlem yapan polislerin bilgisi rica edilmesine rağmen “Ercan Çavuş deyin de herkes beni bilir” denerek bilgiye ulaşma hakkı da engellenmeye çalışılmıştır. Her resmi görevlinin yaptığı işleminin karşılığı şikayet edilebilmesi, kişinin maruz kalacağı kötü muamelenin soruşturulma akıbetini takip edebilmesi için karşısındaki resmi yetkilinin kimliğini açık olarak bilme hakkı vardır. Belli oluyor ki keyfilik, dayatmacılık, zorbalık, “bize bir şey olmaz”, “şikayet etseniz de bir şey olmaz” tavırları polisteki tüm kesimlere sirayet etmiştir. Meclis önündeki eylemlerde polislerin isimliklerini çıkarma emrini veren ayni zihniyettir. Bu, polisi denetlemeden kaçırma yani polise “ne istersen yap, ben seni gizlerim, korurum” diyen mantıktır ki bu polis devleti olmanın en büyük kanıtıdır. Polis sistematik olarak hak ve özgürlükleri çiğnemeyi, keyfi uygulamalar yapmayı daha sık adet edinmiştir. Bu çok ciddi tehlikeleri ihtiva etmektedir. Bu zihniyete karşı mücadele edilmelidir.

18 Ağustos’ta Nevzat Hami’nin yaşadığı süreçle İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 9,11, 13 ve 19. Maddeleri açıkça ihlal edilmiştir.

Madde 9– Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.

Madde 11 – 1. Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır

Madde 13 – 1. Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır.

2. Herkes , kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.

Madde 19- Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.

Kimsenin mahkeme kararı olmaksızın Kıbrıs’ın kuzeyinden çıkışı engellenmemelidir, bu yönde var olan düzenleme de varsa, polis tarafından bunun kötüye kullanıldığı anlaşılmaktadır, polisteki bu keyfilik, siyasi tavır alma, denetlemeden kaçma halleri devam ettiği, polis devleti kuralları sürdüğü sürece polisin eline verilecek ucu açık yetkilerin polis tarafından kötüye kullanılacağı açıktır, geçmişte bununla ilgili birçok örnek yaşanmıştır. Bu nedenle hak ve özgürlüklerimizin korunması için polisin keyfi tavrı engellenmelidir, buna karşı mücadelede kararlıyız…

Bizler, Baraka Kültür Merkezi, BKP Gençlik Kolları, Doğa Dostları Derneği, Kıbrıslı Gençlik Platformu ve YKP Gençlik olarak başlattığımız mücadelelerimizi sürdürmekte kararlıyız, hiçbir baskı methodu bizi yıldıramaz.

Bir kez daha söylüyoruz susmadık, susturamayacaklar, mücadele sürüyor, sürdüreceğiz…