Almanya’da Türk dernekleri evetçi – Alpay Durduran

83

Almanya’da yaşayan Türkler dernekler kurdular. Ne tür oldukları hakkında bir düşünceniz vardır. O dernekler şimdi Almanya’da federasyon halinde evet kampanyası açacak olan AKP yani devlet temsilcilerine olanak verecek ve referandumda evet deme çağrısına katılacak.

Dünya büyük değişiklikler yaşadı ve bugünlere geldi. Ancak zaman her yerde ayni hızla çalışmazmış gibi değişiklikler her yerde ayni hızda olmadı. Almanya Türk işçi kabulü ile entegrasyon sorunlarını yüklendi. Entegrasyona Türkiye’nin resmen yardımcı olacağı beklentisi bir süre sonra onları Alman gibi davranacaklarının güvencesi idi. İnsanların yaşadığı ortama uygun hale gelmesini doğal hal olarak kabul eden Almanlar ve yetkililer de ona göre ilgili mevzuatı ona göre düzenlediler.

Ancak Türkiye’de insanlar çoğulcu topluma yakışır değişiklik içinde değildi ve Alman toplumu içinde eriyip gidecekler diye ah vah eden bir kültürün sahibi idiler. Bizde de ayni kültürün sahiplerinin baskısı ile de sesini çıkarmayanlara eklersek İngiltere’de yitip gidiyorlar hayıflanması yapanlar çoğunlukta idi. Diyebilirsiniz ki solcular o kafada değildi. Ancak yanılırsınız. En solculuk iddiasındaki partinin başkanının Londra’da Kıbrıslı Türklere sahip çıkılmadığı için İngiliz toplumda eriyip gidiyorlar diye siyasi etkinlik konuşması yaptığı ve bunu Kıbrıs’taki gazetesinde de yayımlattığı arşivlerde duruyordur. Dış Türkler masası kurmak ve onlara milli davayı anlatmak, yabancı ülkelere gidecek öğrencilere milli davaya hizmet için konuşmalar organize etmek gibi işlere solcuların da hükümete katıldıkları zamanda yapılan işlerdi. Yabancı ülkede olsa bile seçimlere katılmak isteyene fırsat vermek onların temel haklarındandır ama bunu milli bir ödeve görürseniz solcu bile olsanız devleti devreye sokarsınız ve kendiniz ülkedeki çoğulcu demokrasiye darbe vurursunuz.

Türkiye’de çok önemli bir anayasa referandumu kampanyası başladı. Şimdi oralarda yaşayan Türkleri federasyon olarak birleştirmiş ve arkasında Türkiye devletinin bulunduğu bir örgüt kampanya yapacak ve Türkiye’den gidecek en yükseğinden devlet yöneticileri konuşup kuşkusuz evet kampanyası yapacak, hayır kampanyası değil.

Kültürümüzün demokrasiye ters düştüğü yine ortaya çıkıyor.

Alman yetkililer Türkiye’deki gelişmelerden endişe ediyorlar. Demokrasinin zayıflamakta olduğuna inanıyorlar ve bunu durdurmak için istekler yaparken Ortadoğu’daki durumun da etkilenmesi olasılığı ile ortaya çıkabilecek sıkıntılardan korkuyorlar. Aynı zamanda kendi ülkelerinde yaşayan Türklerin de parçalanıp birbirlerine düşmeleri olasılığını değerlendiriyorlar.

Bu arada da Almanya mülteciler konusunun popülist eğilimleri artırmasını endişe ile izliyorlar çünkü referandum çalışmalarının uzun yıllar orada yaşayan Türklerin dahi entegre olmadıklarının işaretlerini göstermiş oluyorlar. Her ne kadar yabancıların katkılarını anlatıp yeni göç kabul kararlarını savunsa hükümet ağır baskı altına girmiş durumda milliyetçi partiler güç kazanıyor.

Öyle görünüyor ki herkes kendi yarar anlayışıyla kendi yararına ters çalışıyor. Birbirlerinin kuyusunu kazıyor gibidirler. Doğaldır ki insan bir doğru tavır olarak bir görüşü destekler ama yönetimdekiler tüm açılardan bakmakla yükümlüdürler.

Suriye’de bir Alevi, Esat rejiminin kitle kırım silahı kullandığını bilir ama doğrusu buna karşı çıkmaktır diye de bilir. Karşı çıksa vatan haini olarak asılacağını da bilir. Ne yapsın? Türkiye’de kimlerin vatan haini muamelesi gördüğünü görenler durumun vahametini anlar. Çoğulcu demokrasiler insanların önüne doğrunun tek olmadığını gösterir ama doğru gene de tektir. Nasıl olur derseniz herkesin kabul ettiği gibi doğru insandan insana değişir ama sonunda doğru teke iner. O arada kimseyi asıp kesmemek gerek. Onun için çoğulcu demokrasilerde tek sesli yönetim olmaz. Bakın Avam kamarası Breksiti onayladı ama Lordlar kamarası kabul etmeyip değişiklik getirdi. Yeniden Avam Kamarasına değişlikle veya aynen gidebilecek. Sonra ne olacak? Lordlar Kamarası Avam kamarasından geleni aynen kabul etmezse arada kalacak ve ele alındıkça gidip gelemeye devam edecek. Yani bir yerde uzlaşma oluncaya kadar dünyanın sonunun geleceği akla gelip de bir çare üretilmemiş. Dünyanın en uzun süre yaşamakta olan parlamentosu buna çare aramamış. Başkanlık veya başka sistem arayıp da halkın iradesi ve saire seçilenlerin iradesi falan deyip yer değiştirtmemiş.

Seçime görüşmeleri yürütsün diye girmiş madem görüşmeci oldu diye kabul görülebilen bir yerde hangi halk iradesi ve hukukun üstünlüğü olur ki!

Biz anlayamayabiliriz ama insanlar uzun yüzyıllar yaşamışlar ve yararını görmüşler. Başka ülkeler de onlardan ilham almışlar. Bu durumda iken insanlar hukukun üstünlüğünü takdir ediyorlar, engellenecek hukuk kuralı kabul etmiyorlar ve Breksit kazaya uğrarsa kaos olur diyeceklerine en azından Breksit bağlayıcı değil parlamentonun onayına bağlıdır deyip gene hukuk içinde ya gecikir veya başka bahara ve karara bırakılır diye rahat hareket ediyorlar.

Bir de şuraya bakalım. Mecliste parti farkı da görülmez oldu. Oylamalara katılanlar arasında her yönde oy kullanan var. İşçi partisinin eski başbakanı Blaire de reddedin bu Breksit’i diye demeçler veriyor. Partisinden ihanet damgası yiyen de yok.

Bizim vekiller çok namusuna düşkün kişilermiş gibi partisinin tutumundan farklı bir oy kullansalar hain olurlar ve hangi partiye ne karşılığı kaçacağı konuşulur. Sonunda da hainliğin gerçek olduğu da ortaya çıkar. Yani bir mucize ile karşı karşıyayız. Tek bir mebus bile vicdanının sesiyle partisinin sesi arasında fark yaşamaz ve oy kullanmaz. İngiliz ve Amerikan gibi ülkeleri izleriz onlarda hainden geçilmez. Hemen her karmaşık konuda her partiden değişik oylar çıkar. Vay ahlaksızlar vay!

Trump’ın bir bakanı daha devrildi derken bu hainlerin ne kadar çok olduğu anlaşılır ama partileri de bunu görmez. Galiba körlük de var, işin içinde…

Bunları kavramakta güçlüğümüz var çünkü kafamız sürü halinde hareket etme duygumuzu ilk çağdan sonra terk etmeye başlayan insanlığın değerlerini benimsemekte çok geç kaldık. Son aşamada milliyetçilik akımını tek kurutuluş gördük ve en ileri derecede benimsenmesi için tabularla doldurduk. Türkiye’deki cadı avuna bakın. Vatana ihanet damgasını vurmadıkları kaç tür siyasi nitelik kaldı, basın-yayın konusu var, haber kaldı ve milliyetçilik yarışı başlayınca milliyetçi görünmek için en milliyetçilerin peşine takılmadı?

Bunun açıklaması insanları sürü halinde tutmak olmaktan başka neyle açıklanabilir? Özgür insan ve çoğulculuk ilerlemenin ve insan mutluluğunun en büyük destekçisidir. Öyle yerlerde binler konuşu, binler yetkilidir ve iş başındadır. Diktalarda yani bir çobanın başında bulunması veya bir çok çobanın başında bulunması modelinde yaşayamayacak olan özgür insan yoksa ilerleme yoktur.