AKP eveti buraya taşıdı – Alpay Durduran

147

Nihayet bu da oldu. Buradaki yurttaşlarının oyu hatırına deyip oradan gelip burada miting düzenlediler. Bizimkiler de destek veren koşmalar yaptılar. Türkiye’deki muhalefet partileri bunu nasıl karşılayacaklar diye etrafa baktım henüz bir şey yok. CHP hayır deme çağrısı yapmaya değecek kadar öğrenci sayısının olmadığını mı düşünüyor yoksa Kıbrıs’ta bir hayır evet kavgası istemeyecek “devlet partisi” tutumunu sürdürüyor mu?

Bizde ise Türkiye’deki sorunlara fazla karışıp da “Anavatan ile ilişkileri bozmama” tutumu sahipleri vardı. Şimdi bunun sahibi kim?

Arayalım mı yoksa siyasette bir gün bile uzun zamandır diyerek doğal mı sayalım!

Ancak esas sorun gene dünyada yalnız olduğunu varsayarak siyaset güdülebilir mi, güdülürse neler olur sorusunun yanıtında yatmaktadır.

Türkiye’nin AB macerası uzun bir süre canlanmayacak şekilde komaya girdi. Komadan çıkarılması için çaba sarf etmek tüm olarak Erdoğan’a kaldı. Gerisini hayır çıkarsa tüm Türkiye’ye sormak gerekecek çünkü yeniden canlandırma kolay bir süreç olmayacak. Evet çıkarsa AB’den Türkiye’yle ilişkileri askıya alma kararı uygulamaya girecek. Girmek için çok çalıştığı AB silahlı gücünü ummak Türkiye için hayal olacak. Kıbrıs’ı ona katılmaktan uzak tutan NATO ilişkisi de artık Türkiye için söz konusu olmayacak. Çünkü NATO içinde engel olma şansını kaybedecek.

AB ve NATO artık Türkiye ile ilişkileri pratik düzeyde ve program program uygulama yolunu seçtiler. İncirlik üssü artık yalnız varoluş nedeniyle sınırlı olarak ele alınacak, AB ile vize serbestliği anlaşması nasıl yalnızca o çerçevede alınmaya başlandığı gibi olacak. Geri kabul anlaşması denilir ama geri kabul için yapılan anlaşmada vize serbestliği için uzun listeler hazırlandı ve hukukun üstünlüğü, insan hakları, basın özgürlüğü ve saire masaya konuldu.

Türkiye’de devletin halkı AB aleyhine kışkırtılması için yalnız bu uygulamalardaki sorunların ortaya çıkardığı konuları duyup tepki göstermesini sağlamak için bir uygulama sürüyor. Halk kendi devletlerinin kışkırtmalar ve dezenformasyon uygulamakla anayasasına ve temel hukuk ilkelerine yani demokratik hukuk devletinin temellerine aykırı davrandığını görmüyor çünkü basını da üniversiteleri de düşünce kuruluşları ve siyasi partileri de büyük baskı altına alındılar, daha doğrusu altındadırlar ve bunun artmasını sağlamaya çalışıyorlar.

Evet deyip de tek adam devrini kabul ederlerse halkın daha da gerçeklerden kopması tüm dünyaya meydan okuduklarını sandıkları bir rüyaya kendilerini kaptırması olasılığı ortaya çıkar.

Kıbrıs sorunun çözümü Türkiye’nin bu yolun anayasal desteklerle sürdürülmesiyle değil tersine AB ve AK çerçevesinde geriye gittiği demokratik hukuk devleti uygulamasını geliştirip uluslararası hukuka uygun davranmasına bağlıdır. Yoksa Kıbrıs bizim canımız feda olsun kanımız politikasına kurban gider.

İki bakanımızın Kıbrıs’ta normalleşme olsaydı, demokratik hukuk devleti yaşanabilseydi bakan makan olabileceğini düşünmek olsa değildir. Türkiye ile ilişkileri düşünseydi çıkıp bir partinin kampanyasına omuz vermezdi. Kıbrıs’ın idam kararına imza atmak gibi bir hareket Türkiye siyasi partilerinin buradan kavga etmeleri olur.

Türkiye bizi sayar sever diye konuşanların kendi halkını saymamaları, sevmemeleri düşünülemez ama sevmeden sevmeye fark olmasa çok parti kurmazlardı. Bize engel olmamalı ve kendi başımızın çaresini bulmamıza yardımcı olmalıdır. Bakanları yağcılık gibi görünen sakal bırakıp koku sürmeleri, en sonunda seçimlerine yardımcı olmaları bağımlılığı benimseyip Kıbrıs’a değil Türkiye’deki guruplara dahil oldukları anlaşılıyor. Onun için bizi besleme demelerine, rüşvetçisiniz, yardımlarımızın doğru dürüst işlere harcanmasına dikkat etmiyorsunuz hakaretlerine gık çıkarmıyorlar.

Bizim onları seçtirenlerin de Türkiyeli olduğunu görmediğimizi sanmasınlar. Ortaklarının yaptıklarının sorumlusu da biz oluyoruz. Aralarında şaşırıp da Kıbrıs’ta seçmen Kıbrıs sorunu etrafında tartışmayla geçiyor ve yolsuzluk ve hantallık gibi yaygın sakatlıklardan bahseden çıkarsa aceleyle silinip ortadan kaldırılıyor. Korkuyorlar ki Kıbrıslı seçmen uyanacak ve yapımı bitmeden çöken yolun, denize geri akıtılan suyun suçunda onların da olduğunu görüp ayağa kalkacak!

Yani bizimkilerin suçu değil mi deyip de savunanlar yalakalarla sınırlı kalacak kim kusurlu ise ona bakılacak zaman gelecektir.

Çözüm bunlar kadar dünya barışı ve güvenliği için de uluslararası yükümlülüklerimize uygun davranmakla da ilgilidir.