Aile kapitalizmi ve ev içinin örgütlenmesi – Ilgın Özkaya

134

ılgınAile kapitalizmi inşa ediyorlar. Çok açık, düzensiz aile yaşamları kapitalizmin verimliliğini düşürüyor. Daha çok tükettirmiyor.  Daha çok tükettirmediği gibi ölçülebilir ve denetlenebilir üretim de gerçekleşmiyor. Yatak odası tartışmaları çıkmadan iki gün önce  evli öğrencilerin kredi borçları siliniyor. Bu sosyal yardımı makul görmek mümkün. Ancak bu makulü kapitalist değer yasalarıyla anlayamazsak, muhafazakarların ahlak yasalarını çözemeyiz. Kadınların çocuk yapan bir makine olarak kurgulanması bugüne has değil. Tüm bir muhafazakâr sosyal yaşamın tezi bu zeminden gelişiyor. Çocuk demek, ucuz iş gücü demek, rekabet demek, genç nüfus demek, emeklilik yaşının düşürülmesi demek muhafazakarın gözünde. Gelecek nesillerin garantisi demek değil. İyi ve nitelikli bir gelecek hiç değil. Çok çocuk demek, piyasada ücretlerin düşürülmesi demek. Bu nedenle de bu fabrika yaşamının düzenlemesi gerekiyor. Düzensiz aile yaşamları tezi bir kez ileri sürüldüğünde, aile de bir işyeri gibi düzenlenebilir.

Masa, sandalye, bilgisayar gibi aile içinde çalışanlar da ne zaman kalkacakları, nasıl davranacakları konusunda kodlanabilir. Bu nedenle, kapitalist değerler sisteminden bağımsız değil bu yaşanılan gelişmeler. Ailenin kapitalize olmasında son ve nihai bir adım. Neo- Fordist üretim tarzının aile yaşamına uydurulmasıdır. Bu nedenle, ürün odaklı çalışır muhafazakâr. Toplumun mutlu olup olmadığı ya da bireylerin özgür olup olmadığıyla ilgilenmez. Onun özgürlüğü pazarda çeşitli ve bol ürün olup olmamasıyla sınırlıdır. Yani tercih edilebilir malların bol olması temel olarak özgürlüklerin korunduğu anlamına gelir. Bu nedenle de bugün aile içine müdahale ya da bir arada yaşayan farklı cinsiyetlerin yeniden düzenlenmesi, fabrika olarak görülen aile içi yaşamın yeniden üretilmesi olarak görülmelidir.

Bu nedenle, bu müdahalenin özel alana müdahale niteliği taşıdığına ilişkin, liberal tezlerin mevcut gelişmeler karşısında hiçbir güçlü argümanı yoktur. Pek ala, eğer doğa tüm dokularına kadar pazara mal olabiliyorsa, kamusal alanda emek bir iş gücü olarak satılabiliyorsa bu fikrin doğal uzantısı olarak da tüm yaşamı ele geçiren sermaye kültürü evin içine de girecektir.  Özellikle devlet kapitalizminin işlediği Türkiye gibi ülkelerde bu süreç verili piyasa toplumları modellerine bakılarak anlaşılamaz. Bu devletin sermaye birikim sürecinde ne kadar aktif rol aldığının bir göstergesidir. Sermaye birikim krizinin öncü krizlerine karşı, birer makine olarak organize edilen bireyle laboratuvarda çalışan deney faresi arasında kategorik olarak hiçbir ayrım kalmamıştır. Bu sorun basitçe özel hayatın ilgası olarak okunmaz. Sorun, aile içi yaşamın yeniden üretilmesi ve kapitalistleştirilmesi sorunudur. Bu sorundan egemenlerin de rahatsız olacağı tezi ise bu nedenle tam bir yanılsamadır. Bu bir özgürleşme pratiği olarak örgütlenmez ve emeğin özgürleşmesinden bağımsız olarak düşünülürse, kamusal alanda bedeni ele geçirilen kadınlar özel alanda da biyolojik bir makineye dönüşmesi yakındır.

 

http://www.ekolojistler.org/aile-kapitalizmi-ve-ev-icinin-orgutlenmesi-ilgin-ozkaya.html