Adaletin bu mu dünya – Alpay Durduran

62

Baro başkanı bir makaleyle şirketlerin yönetici ve yetkililerinin sorumluluğunun bizde yarattığı sorunlara dikkat çekti.

Şirket bizim mevzuatımıza göre ortaklıktan farklı bir şeydir ve limited şirkettir. Yani kişilerin sorumluluğu şirketteki ilişkileri ile sınırlıdır. Bir kısmı hisse sahibi olduğu için hisleri ile belirlenmiş sorumluluk alır bir kısmı şirkette yetki sahibidir ve öylece sonuludur. Bu yasayla verilen bir hak veya düzenlemedir. Amaç kişilerin servetlerini şirket halinde birleştirmelerini ve güçlü sermaye yaratmalarını sağlamaktır. Sermaye birikimi sağlamak ekonomik gelişmenin en önemli desteğidir. ABD sermayesi karşısında AB’nin kurulma gereksinimi bile bu sermaye biriktirme şartı yüzünden doğmuştur.

Sermaye biriktirmek şarttır ve halk şirketleriyle kooperatiflerin kurulması bile bu yüzden gerekli olmuştur. Yani sağ da sol da sermaye biriktirmeyi gerekli görmektedir.

Bizde ise şirket kurmak kişiye bağlıdır ve şirketler kişilerin adlarıyla anılması yadırganmaktadır. Yani bizde şirketleşme tam tersine kişilerin sorumluluktan kaçmak için kullanılmakta ve sermaye biriktirmeye fazla bir katkı yapmamaktadır. Kooperatiflerde bile hisse aidat gibi dernek örneğinde görüldüğü gibi gönüllü bir işbirliği şeklinde yürütülmeye veya Türkiye’de de olduğu gibi devletin sermaye biriktirmeden birikmiş gibi yapılmasına hizmet etmek için kullanılmaktadır.

Burada devletin şirket kurma iznini verme sorumluluğunun saçma bir şekilde kullanılması etken olmaktadır. Devlet kişilerin sorumluluktan kaçmak için sınırlı sorumlu (limited) hukuki bir kişi yaratılmasına izin vermesinin ciddiyetini kavramamış olması yüzünden ve şirketleri denetlememesi yüzünden sermaye biriktirme hizmeti verilememesini görmezden gelmektedir. Denetlenemeyecek sayıda şirket kurulmasına izin vermek ve denetlemek için yasalara konan hizmeti yapmamak ekonomiye büyük yük olmaktadır.

Şirketler yasası iyi bir yasadır ve devlete denetleme için sorumluluklar vermektedir. Her yıl rapor vermek ve raporda şirketin durumunu şeffaf bir şekilde şirketler mukayyitliğine bildirmek şarttır. Yoksa şirket denetlemeye alınır. Hissedarların sayısı tek olamaz yani şikayet edecek bir hissedar da bulunması şarttır. Böylece hissedarların hisse ve yetkililerin şirket aleyhine hareket etmeleri ve şirketin servetini adlarına geçirmelerine karşı önlem alınmış ve ev küçük hisse sahibine bile azınlık hakları diye bilinen haklar ve şirketimi kötü yönetiyorlar ve benim aleyhime çalışıyorlar diye hükümete ve mahkemeye başvuru hakları verilmiştir. Şirketler mukayyitliği de bekçi olarak bunları izlemek ve şirketleri mukayyitlik karşısında şeffaflaştırmak zorundadır.

Mahkemede şirketin sorumlulukları ileri sürüldü mü, keşide edilen çeki imzalayanın şirket yetilisi olarak sorumluluğu ve diğer şirket hissedar ve yetkililerinin sorumlulukları ileri sürüldü mü bilemiyorum çünkü haberlerde açıklanmadı. Amma açıkça mahkeme kararını eleştiren yazıla bakıldığında sapla samanın karıştırıldığını görmekteyiz. Çünkü bir şirkette büyüklüğüne göre yetkili sayısı bir değildir ve çeki imzalayan ile sorumlu ayrı kişiler olabilir.

Atasözümüze göre her koyun kendi bacağından asılır. Tabii ki bu atasözü sadece mahkemede geçerlidir. Toplusal dayanışma temeldir. Gemisini kurtaran kaptandır kendini kurtaran değil. Lakin Keşide edilen çeklerin karşılığını bulunması için önlemli olması gereken şirketin sorumlusu başka ise çeki imzalayanı cezalandırmak olacak iş değildir.

Bence esas sorun şirketle ilgili yasa ve uygulamaların çarpık olmasına izin veren devlet bu çağa yakışmadığı için sorun vardır. Avukatlar da müşterilerinin haklarını savunurken bunlardan habersiz davranmaktadırlar. KTHY çalışanlarının da alacaklarının da alacaklarını tahsil için dava açmamaları ve devletin iflas eden şirketi tasfiye kararı aldığı halde iflas usulünü uygulamaması ve şirketi batıran devlettir diyen saf insanlarımız gibi suç aranmasını istememesi şirketin ne demek olduğunu bilmediğimizi göstermektedir.

Evet devlet suçludur ama oraya gelene kadar şirketi batıran kararları alanlar da suçludur ve hatta onlar daha ağır suç işlemişlerdir. Devlet hapsedilemez ama sorumlu kişiler hem para cezasına hem de hapis cezasına çarptırılabilir. Örneğin şirketi batıran ve siyasi olduğu söylenen kararlardan yanlış ve fazla personel atanmasına imza atanlar şahsen sorumludurlar. Buy siyasi talimatları dinleyen ve imzalar atıp uygulayanlar ile öyle siyasi kararlarla atanmayı kabul edip yönetim kurullarına anlamadığı işlere bulaşmak için kurulanlar şirketi batırırken suç işlemektedirler ve cezasını çekmelidirler. KTHY de bir özel şirkettir ve ortakları vardır. UBP veya CTP’de alınan  siyasi kararların uygulanması için İnkişaf Sandığı’nda görevli beyler ortak olarak şirketi batıran kararların alınmasına katılmış veya kararları uygulamışsa sorumludurlar. Cezalandırılamamaları kabul edilemez. Savcılar dava açmalı, yargıçlar şirketlerdeki sorumlulukları belirleyip işlemler yapmalıdır.

KTHY şirket olarak tasfiye edilirken kayyumu mahkeme atamıştır. Yargıç anlamadığı bir işe adam tayin etmiştir. Onun için derhal yasayı inceleyip galpiye gelmemeye çalışmalıdır, dava açılmasını fırsat bilip avukatların şirketler yasası hakkındaki çalışmalarından yaralanmalıdır. Hatta kayyumu atarken görevin ne olduğunu açıklasın diye önlemler almalıdır.

Şimdi soruyorum. Alacaklı şirketin sorumluluğunu ortaya çıkarmak için dava açacak mıdır? Baro ne tavsiye etmektedir? Çünkü gazetelerde yer alan haberlerde karşılıksız çek alanlara şirket çeklerinden uzak durma tavsiyesi dışında bir şey çıkarmak olanaklı değil. Bana göre kişiyi bırakıp şirketi dava etmeli ve şirketin iflasını talep eden yolu açmalıdır.

Sahi şirket ne oldu? Borcunu ödeyemeyen bir şirket iflas ettirilip hissedarların bir daha şirket (LTD) açmaması sağlanmalıdır. Şirketler mukayyitliği borcunu ödeyemeyen bir şirketin sınırlı sorumluluk taşımasına izin vermemelidir.