AÇIK MEKTUP; RUS AKKUYU NÜKLEER SANTRAL FELAKETİNE İZİN VERMEYİNİZ! – Arif Künar

91

Sayın Başbakanımız ve Sayın Enerji Bakanımız,

Türkiye ile Rusya arasında Mersin-Akkuyu sahasına Rus nükleer santral reaktörleri kurulması konusunda anlaşmayı imzaladınız ve Meclis’te onayladınız. Onaylanan anlaşmaya göre de, sahibi   Rusya olacak şekilde bir proje şirketi kuruldu. 1-2 ay içerisinde de temel atılacağını beyan ettiniz.

Yaşanan onca nükleer kaza, felaket ve trajediden sonra (TMI, Çernobil ve en son Fukuşima vb.), nükleer santrallardan vazgeçen, mevcutları durduran, kapatan ve-veya yavaşlatma kararı alan tüm ülkelerle birlikte, Ülkemiz ve Hükümetimiz de; nükleer santral yapılması konusunda kararını yeniden gözden geçirmeli ve nükleer yanlıların bile kabul etmediği bu anlaşmayı iptal ederek, derhal yapımından vazgeçmelidir.

 

Çünkü;

Akkuyu için “1976 Yer lisansı” öncesi yapılan deprem-zemin değerlendirmesinde, sahanın; “Peak Ground Acceleration (PGA)” değerinin; 0.25 g olduğu tahmin edilmişti. 1997 ihalesinde de buna göre tasarım istenmişti. Ama o sıralar, PHSA adında yeni “olasılıksal” PGA hesaplama yöntemi yeni yaygınlaşmaktaydı ve Akkuyu için; 0.3 g alınması tavsiye ediliyordu. Ancak Akkuyu için yeni “olasılıksal” yöntemler ile hesaplama hiç yapılmamıştır. Türkiye’nin dünya çapında deprem uzmanı Dr. Aybars Gürpınar, “olasılıksal” yöntemle Akkuyu’nun deprem ivmesinin yeniden hesaplanması gerektiğini belirtmektedir. Dünyada birçok santralın “olasılıksal” deprem ivmesi son 20 yıl içinde yeniden hesaplanmıştır. Bazıları eski yöntemde öngörülene oranla daha yüksek çıkmış ve santrallarda ciddi, çok pahalı değişiklikler yapılması gerekmiştir. Dr. Aybars Gürpınar; “Akkuyu’nun deprem ivmesini yeni yöntemle hesaplandığında, daha yüksek bir değer çıkmasını beklediğini, örneğin; 0.35 g olabilir diye” belirtmiştir.

HODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Hocası Prof. Dr. Polat Gülkan’ın, Californiya’dan Yer Bilimleri Uzmanı Erol Kalkan ile birlikte TAEK için 2008 Ağustos ayında gayri resmi olarak hazırlamış oldukları bir raporda, Akkuyu (PGA) deprem ivmesinin; 0.37 g – 0.46 g aralığında, yani eski tahminlere göre %50 oranında artması gerektiği belirtilmektedir. Ruslar kendi ülkelerinde ve başka ülkelerde yaptıkları santrallarda, özellikle SSCB döneminde depreme dayanıklılığı hiç dikkate almamıştır. Akkuyu’ya kuracaklarını söyledikleri VVER1200 tasarımının; 0.25 g’ye dayanacağını iddia etmektedirler. Ancak; hali hazırda 0.46 g’ye uygun tasarımları bulunmamaktadır. Bu ülkemiz ve dünya için çok büyük bir risktir.

 

Sayın Başbakanımız ve Sayın Enerji Bakanımız,

Japonya’da bilim insanları 11 Mart 2011 de yaşanan 8.9 büyüklüğünde bir depremin ve arkasından gelen dev tsunaminin beklenmedik olmadığını raporlamış ve yetkilileri bilgilendirmiş. Ancak hükümetler; nükleer şirketlerin de baskılarıyla, yeni yönergeleri hazırlayıp uygulamaya sokamamıştır. Fukuşima Nükleer Santralı’nın işletmecisi olan ve Ülkemize-Sinop’a nükleer santral satmaya çalışan TEPCO’da, yeni tsunami araştırmalarını, ek maliyetler gerektirdiği için dikkate almamıştır. Lütfen Akkuyu yakınlarındaki “Ecemiş Aktif Fay Kuşağı” ile ilgile uyarıları, deprem ivmesi ile ilgili yeni bilimsel çalışmaları, kaygıları dikkate alınız.

-Türkiye bedelsiz olarak Akkuyu sahasını; Rus Kamu Şirketi’ne devretti. Rus Kamu Şirketi, 4 adet VVER-1200 modeli reaktör ünitesi kuracak. Sahanın, santralın, yardımcı tesislerinin ve üretilecek elektriğin sahibi Rus Şirketi olacak. Türkiye yalnızca elektrik alacak. Söz konusu anlaşmaya göre, Rus Akkuyu Nükleer Santralı, bir ülke sınırları içinde bulunup da, sahibinin başka bir ülke olduğu “dünyanın ilk nükleer santralı” adayı.

-Nükleer santralın inşası için, Rusya’dan kalifiye uzman işçiler ve personel getirilecek. Nükleer santral, Rus personel tarafından işletilecek. Santralın işletilmesinde, Türk çalışanların da kullanılması konusunda bir iyi niyet maddesi eklenmiş de olsa, çalıştırılacak Türklerin sayı, oran ve nitelikleri ile ilgili bir şart; anlaşmada bulunmamaktadır (örneğin Rus tarafı, sadece yüksek radyasyon seviyesine sahip ekipmanların ve alanların bakımında Türk işçileri tercih edebilir). Türk tarafı, Rus çalışanların ülkeye giriş çıkışı, Akkuyu sahasına yerleşimi, çalışanların edindiği taşınır ve taşınmaz mallarının yönetimi konusunda özel kolaylıklar sağlayacaktır. Ruslar, Akkuyu’da, adeta İncirlik gibi; “özerk” bir üs elde etmiş olacaktır.

-Rus Akkuyu Nükleer Santralı’na yakıt, yalnızca Rusya’nın TVEL Şirketi tarafından sağlanacak. Anlaşmanın bazı maddeleri süresiz olacak ve Rus yapımı tesisler, Akkuyu sahasında bulunduğu sürece yürürlükte kalacak.

-Akkuyu için önerilen VVER-1200 modeli reaktör üniteleri, Rusya tarafından henüz yeni geliştirilmektedir. Dünyada; “VVER-1200 model bir nükleer reaktör” işletme halinde bulunmamaktadır ve henüz; teknik-insani hatalara, kazalara, terörist saldırılara (uçakla saldırı karşısında ABD ve Almanya’daki santralların güvenli olmadığı tespit edilmiştir.) ve DEPREME karşı “rüştünü” ispatlamamıştır. Bulgaristan’ın Belene Kenti’nde, Avrupa Birliği’nden lisans ve izin alamadığı için bu reaktör yapımı iptal edilmiş, Bulgar’lar da Rusya’nın yanı sıra, bir başka AB ülkesinin de bu konsorsiyumda yer almasını şart koşmuşlardır. Ayrıca, ABD Firması General Electric, güvenli bulmadığı için; kendi otomasyon, kontrol sistemlerinin bu reaktörde kullanılmasını ve satışını yasaklamıştır.

VVER-1200 Modeli’nden önce, Çin’e sattığı bir önceki modelinde, Çin Devleti; kendi istediği değişiklikleri ve sistemleri yaptırarak, santralı satın almıştır. Oysa Türkiye ile yapılan anlaşmada, Ruslar ne verirse, nasıl verirse santral öyle kurulacaktır. Rusların Türkiye için önerdikleri VVER-1200 santralı, dünyada hiç lisanslama sürecinden geçmemiştir. Bu yüzden TAEK’in bu model için, sadece normal bir değerlendirme değil, aynı zamanda detaylı tasarım incelemesi-değerlendirmesi; “design review” yapması gerekmektedir. Halbuki TAEK’in “design review” yapacak tecrübesi, uzman kaynakları ve değerlendirmeye esas olacak yeterli yönetmelikleri maalesef bulunmamaktadır. Kaldı ki çok tecrübeli Finlandiya lisanslama otoritesi STUK bile, Olkilioto-3 için inşa edilmekte olan AREVA EPR Reaktörü’nün “design review’i için 7 ay ayırmış, fakat 18 ayda zor bitirmiştir. G. Kore; “design review” işini öğrenmek için, bir Amerikan firması ile yüz milyonlarca dolarlık teknoloji transferi anlaşması imzalamış, 2-3 yıl nükleer mühendislerini ABD’ye yollamıştır. TAEK, böyle büyük anlaşmalar imzalamamıştır. Türkiye’nin de lisanslama işini bilmemesini fırsat bilerek, bu işlemi basitçe atlatmaya veya geçiştirmeye çalışabilirler. Ancak bu konunun özellikle-öncelikle talep edilerek IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı)’na yaptırılması çok önemli ve hayatidir. Çünkü santralın sahibi Rus Şirketi olacağından, “design review”i; TAEK’den başka yapacak taraf bulunmamaktadır (normalde santralı yerli firma alır, alırken “design review” yapar/yaptırır, lisanslama otoritesi de kontrol eder, ama burada yerli firma yok, karşımızda doğrudan; Rusya var. Yani kendi tasarımlarını, yine kendileri “desing rewiew” yapacaklar).

-Türkiye Elektrik Ticaret A.Ş. (TETAŞ), Rus tarafıyla, kurulacak birinci ve ikinci ünitenin üreteceği elektriğin; yüzde 70’ini, üçüncü ve dördüncü ünitelerin de; yüzde 30’unu 15 yıl boyunca kWsaat’i 12.35 ABD centi olacak şekilde alım garantisi imzalayacak. Ödenecek olan bu paranın bir kereye mahsus yalnızca; %10’u (7 milyar dolar) ile hem enerji verimliliği hem de yenilenebilir enerji yatırımları yapılarak, yerli-yenilenebilir enerji kaynaklarımızın, yerli sanayimizin ve binlerce istihdamın geliştirilmesi, 2012 Kyoto sonrası karbon yükümlülüklerimizin azaltılması, mevcut mali krizden çıkılması, hem de dışa bağımlılığımızın, enerji arz güvenliğimizin garanti altına alınması sağlanır.

 

Sayın Başbakanımız ve Sayın Enerji Bakanımız,

Sizlerin ve Hükümetimizin iddia ettiği gibi; “dışa bağımlılığımız azalsın, kaynak çeşitliliği sağlansın” amacına hizmet etmeyen bu anlaşma, bizleri ve gelecek kuşaklarımızı tam tersi daha fazla RUSYA’ya, tek bir ülkeye tamamen “bağımlı” hale getirecektir. Doğalgaz ve petrol vanalarından sonra, maalesef şimdi de; nükleer santralın düğmesini Rusya’ya teslim ediyoruz.

-Rus Kamu Şirketi, anlaşmanın yürürlüğe giriş tarihinden itibaren, bir yıl içinde santral inşasının başlaması için gerekli tüm izinler ve lisanslar için başvuracaktır. Ancak, hem Rusların santralı, 1976 yılında alınmış olan ve artık geçersiz olan “Akkuyu Yer Lisansı” dönemindeki güvenlik etütleri ve santral tiplerine uymadığı için, hem de Rusların kendilerini de garantiye almaları için yeniden tüm etütleri yapmaları gerekiyor. Görünen o ki, bu hazırlıkları yapmadan, geçici-yeterli-detaylı-sağlıklı olmayan bir etüt çalışmasıyla, anlaşmaya göre hemen lisans izni alınmak zorunda kalınacaktır. 1 yılda “çevre etki değerlendirmesi (ÇED)” için gerekli saha çalışmalarını tamamlayamazlar. Birçok ülkede ÇED raporu hazırlıkları bile yaklaşık; en az 1 yıl sürer. ÇED başvurusu sonra yapılır. Bunun değerlendirilmesi de 1 yıl sürer. Sonra “Ön Güvenlik Analiz Raporu (PSAR)” hazırlanır. Bu da yaklaşık 18 ay sürer. Bu raporla, “inşaat lisansı” için başvurulur. Bunun değerlendirilmesi de 1,5 yıl sürer. Komple izinler, yaklaşık 5 yıllık bir süreçtir. ÇED olumlu belgesi alınmadan, PSAR hazırlanmaz. Çünkü eğer ÇED olumlu alınamazsa, PSAR boş yere hazırlanmış olacaktır. Dolayısıyla Ruslar bütün izinler için 1 yılda başvuramazlar. Ama karşı tarafın (Türkiye’nin) daha önce hiç ticari nükleer santral işi yapmaması nedeniyle tecrübesiz olmasını değerlendirerek, aynı anda birçok firma ile anlaşarak hızlı-uyduruk-baştan savma-usulen bir başvuru yapacaklardır. Bu durumda; TAEK ve Enerji Bakanlığı yetkilileri ne yapacaklarını bilemeyecekler. İzin vermek zorunda kalırlarsa da, bu izinlerle ilgili çok ciddi kaygılar ve şüpheler oluşacaktır. Ancak bu kez acele karar verildiği ve maalesef alt yapımız hazır olmadığı için yaşadığımız “hızlı tren” kazası ile karşılaştırılamayacak büyüklükte bir ekolojik-ekonomik felaketle-facia ile tüm dünya ülkelerini etkileyebilecek vahim-trajik bir sonuçla karşılaşabiliriz.

-Mevcut durumda kurulu gücümüzde, baz yük seviyesinden daha yüksek miktarda zorunlu üretim yapması gereken kapasite bulunmaktadır. Talep artışında yüksek senaryo sonuçları kabul edildiğinde bile, 2016 yılında baz yükün; %82,5 oranı zorunlu kapasite tarafından üretilirken, en iyi ihtimalle 2017 yılında nükleer santral yapılırsa; baz yük seviyesinden daha fazla zorunlu kapasite bulunacaktır.

Türkiye elektrik tüketim karakteristik bilgileri, zorunlu olarak üretim yapması gereken kapasitenin yüksek miktarda olması ve ayrıca üretim başta olmak üzere elektrik faaliyetlerinde serbest piyasa uygulamasının ısrarla sürdürülmeye çalışılması, elektrik üretimini büyük krizlere sürükleyebilecektir. TEİAŞ tarafından yayımlanmış bilgiler kullanılarak yapılan yukarıdaki tespite göre; özellikle elektrik üretiminde serbest piyasa uygulamasına, talep içinde yeterli miktar kalmamaktadır. “Serbest piyasa, liberalleşme, özelleştirme” gibi politikalar ve stratejilerle de tamamen çelişen ve çatışan bir yatırım olacağı için, kısa-orta ve uzun vadede; ülkemizin enerji dengelerini bozacak ve çökmesine yol açacaktır.

Elektrik sisteminin işletmesinde, üretim maliyeti en düşük olan santralın üretiminden başlamak   üzere talep artışına göre; ucuzdan, pahalıya doğru bir sıralama yapılmaktadır. Dolayısıyla maliyeti düşük olan üretim; baz yük seviyesinde kullanılmakta, pahalı olan üretim; talep eğrisinin üst bölümlerinde kullanılmaktadır. Sistemde maliyeti en yüksek olan üretim; “puant” olarak adlandırılan seviyede kullanılmaktadır. Bu sıralama “tekel”, “havuz sistemi” ya da “rekabete dayalı serbest piyasa” gibi her türlü sistem yapısı için geçerlidir, sadece üretim maliyeti yerine; bazı sistemlerde elektrik satış fiyatı esas alınmaktadır. Rus Akkuyu Nükleer Santralı anlaşmasında satış fiyatı; 12.35 cent/kWh (KDV hariç) olup, bu üretim zorunlu olarak baz yük seviyesinde kullanılacaktır. Buna ek olarak, satın alma garantisi de verildiği için, anlaşılan miktardaki üretimde kısıtlama da yapılamayacaktır. Türkiye ortalama elektrik toptan satış fiyatı dikkate alındığında; 12.35 cent/kWh fiyatın aslında yüksek bir fiyat olduğu görülmektedir. Elektrik sistemindeki üretimlerin maliyet (ya da fiyat) sıralamasına göre, nükleerden daha sonra yüklenecek olan bir santralın satış fiyatı; doğal olarak daha yüksek olacaktır. Bu durumda nükleer santralların elektrik fiyatlarının düşmesine neden olması mümkün değildir, hatta Türkiye’de fiyatların bir miktar yükselmesine neden olacaktır. Serbest piyasa uygulamasında, nükleerden daha sonra üretim yapacak olan hiç kimse; 12.35 cent/kWh fiyattan daha düşük fiyata elektrik satmayacaktır.

Ayrıca, daha önce gündeme gelen ama gerçekleşmeyen; rüzgar, güneş, biyogaz ve yerli linyit yakıtlı santralar da bir gün yapılmaya başlanırsa, bunlara da satın alma garantisi verileceği için, bu kapasite de zorunlu üretim yapması gereken miktar olacak ve yukarıda açıklanan baz yükte zorunlu kapasite tarafından üretilmesi gereken oranı yeniden yükseltecektir.

-1976 yılında geçerli olan tüm nükleer yer lisansı kriterleri artık günümüzde değişmiştir, özellikle nüfus yoğunluğu çok artmış, turizm ve tarım bu bölgede çok gelişmiştir. Özellikle Antalya, Mersin, Kıbrıs bölgesi artık Ülkemizin turizmden sağladığı gelirin neredeyse yarısını sağlamaktadır. Türkiye, eğer Akkuyu da Rus nükleer santralını kurdurur ise, hem turizm hem de tarım yok olacaktır. Hiç kimse, bu bölgeden gelen yiyecekleri yemeyecek ve tatilini geçirmeyecektir.

 

KAYGILAR…

Nükleer santral yapmak için uğraşan ülkelerin tamamında, Kamu; nükleer santralın sahibi ve-veya ortağıdır. Dünyada nükleer santral alanında benzeri bulunmayan bir ihale modeli ve  santral üzerine imzalanan bu “anlaşma” ile ilgili, ülkemizde nükleer teknolojiyi, nükleer santralları savunan tüm akademisyenler, bürokrat-teknokratlar ve uzmanlar bile, bu anlaşmanın “yanlış” olduğunu aşağıda belirtilen kaygılarla dile getirmektedirler:

1.Rusya’ya doğalgaz-petrol açısından büyük oranda bağımlı olan Türkiye, Akkuyu Nükleer Santral sahasını Rusya’nın kontrolüne süresiz, çok ciddi bir stratejik hata yaparak ve bağımlılığını, geleceğini teslim ederek, yeni bir “kapitülasyona” imza atmaktadır.

2.Akkuyu sahası, özelleştirme ve serbest piyasa mantığıyla; Rus Kamu Şirketi’ne terk edilmektedir. Bu da aslında, Akkuyu sahasının özelleştirilmesinden çok, Türk devletinin elinden çıkıp; Rus Devleti’nin eline geçmesi anlamı taşımaktadır. Rus tarafının özel sektör olmaması nedeniyle, Akkuyu sahasına saf ticari açıdan bakması mümkün olmayacak, Rus devletinin stratejik hedeflerini de; bu saha üzerinden uygulamaya çalışabilecektir.

3.Diğer nükleer santral firmalarını da dikkate alacak şekilde (13 firma şartname almış, yalnızca bir tek Rusya teklif vermiştir!) bir rekabet ortamında karar verilmediğinden dolayı, Akkuyu için fiyat olarak; en ekonomik alternatifin ve en yüksek, en güvenli teknolojinin seçilip seçilmediği; kafalarda hep soru işareti olarak kalacak ve sorgulanacaktır. Ayrıca, Türkiye’ye nükleer teknoloji transferi (know-how) de olmayacaktır.

4.Türkiye’nin; “hızlı tren projesinde” yaşandığı gibi, projeye bir altyapı programı olarak bakmaması nedeniyle, nükleer teknoloji açısından hayati önem taşıyan, fakat Türkiye’de henüz bulunmayan altyapı ayakları, projeyi zaman içinde büyük oranda geciktirecek, hatta kilitlenmesine ve Rusya-Türkiye arasında anlaşmazlıkların yaşanmasına sebep olabilecektir. Doğalgaz-petrol bağımlılığı ve arada “düğmeye basmaları” dikkate alınırsa, anlaşmazlıkların çözümünde; Rus tarafı hep bir adım önde olacaktır. Türkiye’nin önü; hep kesilecektir.

5. Nükleer santral işine ilk kez giren ülkeler; işletme tecrübesi olan ülke ve modelleri tercih etmektedir. Oysa VVER-1200 model reaktör, dünyada çalışır halde bulunmamaktadır. Modelin ilk örneklerinde çıkacak kaçınılmaz problemler-kazalar, ticari nükleer santral altyapısı bulunmayan Türkiye’yi; çok ciddi oranda zorlayacaktır. Sahibi Rusya olan ve Akkuyu’da kurulacak Rus Akkuyu Nükleer Santralı’nda bir kaza meydana geldiğinde, santralı işleten ve kontrol eden Ruslar, Japonya’daki “Kamakazi”ler gibi, hayatlarını feda edecekler mi, yoksa ilk fırsatta santralı terk mi edecekler? Daha sonra kriz koordinasyonu nasıl olacak, nasıl yönetilecek, ülkemiz bu çalışmaları kim-nasıl yapacak?

6. VVER-1200 reaktörlere dünyada sadece; Rus TVEL Şirketi yakıt sağlayabilmektedir. Bu da, yakıt kaynağında çeşitlilik amacı ile uyuşmamaktadır ve Rusya’ya ilave tam bir bağımlılık getirecektir.

7. Rus tarafı, VVER tipi santrallarda tek imalatçı olması nedeniyle; altyapı ile ilgili hususlarda Türk tarafının önüne sürekli yeni sözleşmeler getirerek, kazancını kat kat arttırabilecektir. Ruslar, nükleer teknoloji transferi için, kendileri şu anda AB’den yardım istemektedirler. Türkiye; adeta Ruslar’ın deneme tahtası olacak ve her türlü oluşabilecek maliyetlerine katlanacaktır.

8. Rus tarafının; santralların 50-60 yıllık işletme ömrü boyunca; 150 milyar ABD dolarından fazla net kar elde edecek ve bu karını Rusya’ya taşıyacak olması, dış ticaret açığını-cari açığı daha da arttıracak, dış ticaret açığında kalıcı ve çözümsüz bir sorun yaratacaktır.

9. İsrail’le yaşanan sorunlar ve Ortadoğu’daki gelişen son durumlar sonra, özellikle Güney Kıbrıs gibi sürekli silahlanan bir ülkeye çok yakın -hedef-olan bir bölgede nükleer santral kurmak; ne derece “güvenli” ve “akıllıcadır”?

 

Sayın Başbakanımız ve Sayın Enerji Bakanımız,

Nükleer teknoloji transferinin olmayacağı, atıkların ne olacağının belirsiz olduğu, bölgenin denetiminin Türkiye’de olmadığı, 15 yıl sonra fiyatının ne olacağı, 4 ünitenin kurulup kurulmayacağı, 15 yıl alım garantisi boyunca; 71 milyar dolarımızın Ruslara verileceği, 15 yıllık süre içinde elektrik fiyatlarında artışa neden olacağı, gelecek hükümetlerin-iktidarların anlaşmayı iptal etmesi durumunda karşılıklı yaptırımların ne olacağı, Türkiye’nin Rusya’ya enerji bağımlılığını artıran bu “anlaşma”nın; santral inşaatı başlamadan derhal İPTAL edilmesi gerekmektedir.

Aynen Anayasa oylaması gibi “ülkenin geleceğini belirleyen” ve “paralı askerlik” gibi yalnızca belirli bir kesimi ilgilendiren konularda bile “referanduma” gidilen ve gidilmesi tartışılan konuların yanında, çok daha hayati ve sonuçları tüm dünyayı, gelecek nesilleri etkileyebilecek “nükleer anlaşma”; sadece siyasilerin, teknokratların, bürokratların karar verebileceği “siyasi” bir tercih olmadığı için, “REFERANDUMA” sunulması gerekmektedir.