24 Nisan’a giderken! – Murat Kanatlı

57

Başlığa bakıp herkes kendince tahminlerde bulunacağına eminim, zaten gündem bu kadar yoğun olunca neyi yazmalı diye insanın şaşırmaması elde değil…

24 Nisan’a dair neyi yazmalı?

Ermeni soykırımı yıldönümünü mü, yoksa Annan Planı referandum yıldönümünü mü?

1915 yılında Ermenilerin uğradığı zulme karşı yapılacak iki yüzlü açıklamaları mı yazmalı, yoksa 2004 referandum sürecini kullanıp idarenin başına oturup 6 yıla yakın nemalananların yeniden nemalanabilmek için referandum sürecini diriltme çabalarını mı?

Yoksa Kürtlerin bugünlerde başına gelenleri, 12 bağımsız vekil adayının, YSK tarafından veto edilmesini ve 24 Nisan’a doğru son kararların verilecek olmasını mı yazmalı!

Resmi tez der ki, biz Ermenilere bir şey yapmadık, zaten yapsaydık bile 1915’de Türkiye Cumhuriyeti kurulmadıydı! Hrant cevap verir, madem öyle Anadolu’daki Ermeniler nere gitti? Etnik temizlik için illa ceset mi saymak gerek?

Yani 1915 yılında yapılanlar bizi bağlamaz diyor resmi tez! Sahi “Çanakkale Zaferi” hangi yıldı? Sarıkamış? 1915 yılına ait üç olay, birini Osmanlı yaptı, diğeri İttihatçıların beceriksizliği ama Çanakkale Türklerin zaferi? Sahi, Çanakkale’de herkes Türk müydü? Oradakiler anadilleri ile konuşmuyor muydu? Savaş cephesinde bile kendi dile ile var olabilen Kürtlere, sonra nasıl yasaklı oldu? Orda yalnız Türkler ve Kürtler mi vardı?

1915 kimin tarihi?

24 Nisan’a dair neyi yazmalı?

Ermeni soykırımı yıldönümünü mü, yoksa Annan Planı referandum yıldönümünü mü?

İkisi alakasız konu gibi mi geliyor size? Yeni yetme AKP hükümetini hatırlayın… Ermeni ve Kıbrıs sorununda cesur adımlar attığı şaşalı bir şekilde medyada yer bulan AKP’nin açıklamalarını hatırlayın… Sonra Kürt açılımını, sonra demokratikleşme vaatlerini…

 

“Devrimci Karargah” davasını ilk duruşmasını izlemek için İstanbul’a gidiyoruz. İlk dava! Eylül 2010 tarihinde gözaltına alındılar, Nisan 2011 yılında mahkemeye çıkarıldılar… Mahkeme salonunda ‘savunma yapmak istiyoruz’ diye çırpınan avukatlar, onlarının sesi duymayan, iddianameyi okumadan, sanıklara savunma hakkı bile vermeden “Devrimci Karargah ana davası” ile bu davanın birleştirilmesine ve 11 Ağustos’a ertelenmesine karar veriliyor. Avukatlar tavrı cüppelerini çıkararak protesto ediyor. Tabii devrimciler durur mu, tutsak da olsa yürekleri de tutsak değil ya, karşılık veriyorlar bu haksızlığa, sloganları ile… Öğleden sonraki bölüme alınmayan bizler, dayanışmaya gelenler, onların partili dostları, yoldaşları bu sese sessiz kalınamayacağı biliyoruz. Duvarın arkasında olsalar da, sloganlar tutsak alınamıyor. Sloganlarını yalnız bırakmıyoruz; “içerde, dışarıda, hücreleri parçala” sloganı yankılanıyor mahkeme koridorlarında… Sonra ‘sevecen’ AKP demokrasisi, sanıklar hakim önünde, dışarıdaki özellikle gençlerin olduğu grup medyanın önünde dövülüyor, gazlanıyor!

AKP demokrasisi!

Ben bu sahnelere Kürtlerin Amed dediği sonradan adı değiştirilip Diyarbakır yapılan şehirdeki KCK davasında da tanık olmuştum… 13 Ocak’taki dava da avukatlar adil yargılanma ve savunma hakkı talep etmişlerdi ama ne çare AKP ‘şefkati’ onlara da gösterildi, on binlerce kişinin bu durumu protestosuna gözümüzün önünde polis saldırdı, Amed sokakları Nazi gaz odalarından farksız hale geldi.

Davalar ertelendi, ertelendi ve gene ertelendi. Ama oradaki sanıkların ‘gerçekten’(!) kaçabilme ihtimalleri var. 100 kusur seçilmiş, belediye başkanı, başkan yardımcısı, belediye meclisi üyelerinin kaçabilme ihtimali var, TC devleti onlarda bu potansiyeli görebiliyor. Hizbullahçılar da kaçabilme ihtimali görmeyen, TC devleti, AKP demokrasisi, Kürt siyasilerde görebiliyor, devrimcilerde görebiliyor. Bu nedenle KCK davası sanıkları 2 yıldır içerde, Devrimci Karargah sanıkları ertelenen dava ile en az 1 yıl içerde kalacaklar…

Kürtler, Kıbrıslılar, Ermeniler, Türkiye’deki liberaller herkes kandırıldığının farkında ve özellikle AKP’ye öfkeliler…

AKP gittikçe sıkışmakta, sıkıştıkça saldırganlaşmak…

Yayınlanmamış kitabından dolayı Ahmet Şık hala gözaltında, Ergenekon, KCK, Devrimci Karargah davaları kabak tadı verdi, Avrupa Birliği kurumlarının da AKP’ye verdiği avans çoktan tükendi, yavaş yavaş harekete geçilmekte…

Tam da böylesi bir durumda filmi başa sarar gibi Annan Planı referandum sürecini kutlamak, şahsen hoşuma gitmiyor, mideme bir şey oluyor…

CTP lideri Ferdi Sabit Soyer, ‘Kıbrıs sorunundaki tek partnerimiz hala AKP’ demişti, 2011 yılındaki eylemlerin planlamasını tartıştığımız bir toplantıda. Bu durumda, CTP liderliğinin AKP’ye ip attığını düşünmek mantıklı olur… Dünyaya hatırlatacaklar ki 2004 yılında Kıbrıs sorununda AKP evet dediydi… Hoş, Erdoğan ve Gül o günkü açıklamalarında ‘Kıbrıslı Rumların hayır diyeceğini bildiğimiz için evet dedik’ dese de bu kısmı unutarak dünyaya mesaj verecekler, AKP’ye en azından Kıbrıs sorununda nefes alma fırsatı vermeye çalışacaklar… Çıkıp kürsüden ağızları dolu dolu bir de “Rumlar hayır dediydi” nutku sallayacaklar, milliyetçilere selam olsun diye; hala Türklerin çıkarlarını koruruz dercesine… Bir de Kıbrıslı Rumların tam seçimi üstüne orda bir Annan Planı tartışması açacaklar, milliyetçilerin elini güçlendirmek için… Tüm bunları da tıpkı 2000’lerin başında nasıl yapıp edip, koltuğa zıplayıp nemalandıysalar, bir kez daha bunu sağlamak için yapıyorlar, koltuk zevklerini bir kez daha tatmin etmek için… Bu nedenle TC’nin postacısı Eroğlu’nun talimatla masada yaptıklarına utangaçça laf söyleyip, kabağı Kıbrıslı Rumların başında kırıyorlar.

Türkiye coğrafyasında barış, demokrasi, insanca yaşam isteyenler umutlarını AKP’den çoktan kesti. Bizdekiler ise koltuk uğruna hala AKP’de umut görmekteler…

24 Nisan’a dair neyi yazmalı?

Kıbrıs’ta ihanete uğrayan ayaklanmanın yıldönümünü mü, yoksa koltuk uğruna nice değerlerin kuşa çevrilmesini mi?

Ama esas soru şu; Kıbrıs’ta hala da bunlara inanacak olan var mı? Varsa kendi düşen ağlamaz, bunu da herkes çok iyi bilmeli!