Bile bile lades olmanın devamında – Özkan Yıkıcı

0
16

Biraz ironi girişi gibi olacak; Biyonik Göz test denemesinden sonra, istanbuldan Lefkoşaya dönüyorduk. Yine, klasik denmeyecek bir gecikmeyle uçak kalkışı erteleniyordu. Arada konuşurken, birisi adımla hitap yaptı. Bir kadın yolcu yanıma yaklaştı! Çekinceyle de sordu: “Gerçekten, siz denilen isimli kişimisiniz”! Ben hemen tastik yaptım. Devamındaki soruş beni de ister istemez karşımdakine yoğunlaştırmak zorunda braktı! “Siz, Ratyo ve internet Mayıs TV prokramcısımısınız” diye sorunca, artık konunun içinde kendimi buldum. Kadın, ingilterede yaşadığını ve bizim prokramları dinlediğini söyledi. Ardından, biraz da eleştirisel yönle “Sizdemi rehavete kapılıp, prokrramlarınızı tatile çıkardınız” sözleri dökülünce, aslında benim Haziran ayı sonu resmen “Lades” olmanın da noktasına taşıdı. Zaten, uçağın kalkışını beklerken, ona olayı yeniden anlatamayacağımı da anladım. Ancak, tahmin etmediğim yerde ve dinliyici veya izleyici olan bu insana da saygılı olmanın da gerektiğine de anlayış geliştirdim. Kadın konuşmaya devam ediyordu: onca gelişme olurken ve nadir konuşan varken, tatil yapmak biraz da lüks değimli sorusuna gelince, artık yanıtın gerektiğini anladım. Ona, sadece medya prokramcısı değil de internet sitesindeki yazı yazdığımı da belirtim. Sonra, bilgielri burada bulabileceğini de ekledim. İmdadıma da yolcu alma çağrısı yetişti. Uçaktan inince de kadın, sizi okuyacam ve belki kaçırdığım bilgi ile neden yayına ara verdiğini de öğrenecem diye tekrarladı…..

Yeniden Haziran ayına dönüyorum. Önce prokraamın birinin ortağı Mustafa bana ısrarla “prokramı nezaman tatile sokacağız” diye sormaya başladı. Meyerlim, Mustafa bey de tatil diliyordu. Ona ısrarla, yaz sıcağına karşın, gelişecek olaylar nedeniyle, pek de tatil yapılmaması gerektiğini söylesem de Mustafa tekrardan yorulmuyordu. Derken, Medya kesimi de Temuz tatilini söyleyince, artık kaçınılmazlığa geldik. Ben yine de belki dinliyici ile izleyici baskısıyla enazından prokramın birini yazın da yayında tutar umuduyla, seyircilere yönelik destek istedim. Doğrusu pek gelmeyince de hem prokram parkneri hem de ratyo yönetiminin kararıyla tatile çıktım. Yine de bereket internet sitesinde gereken sözlerimi yazarak dileyenin okumasına sunuyorum. Kısaca, bile bile lades olsam da yine de tatil denip “önemli bir şey olmaz” sözlerine karşın, hem gelişmeler öylesine sarsarak oluyor ki kaybedilen Ladesin aslında yanlış sonuç olduğu da kanıtlandı.******

Ben ısrarla yazın prokramların devam etmesindeki gerekçelerim, hem Türkiyedeki rejim kesin değişiminin anında konuşulup geç kalınmadan bilgilendirme yapılması inancım, ekonomik kriz dalgalarının yeni koşul ile tırmanacağını, etrafımızın iyice kaynayacağı ve tüm bunların sarsıntılarının K. Kıbrısı vuracağının kesin inancıyla, bu tatilin olmamasını istiyordum. Kaybetmeme karşın, yaşam da beni yeniden haklı çıkaran depremlerle yaşanmaktadır. Bunlar olurken de bilgilendirme görevinde medya iyice silikleşti. Zaeten, resmi medya bunlardan habersiz gibi penbe taplolar veya içsel saldırılarla konuları geçiştiriyordu. Bu konuları işleyen bazı prokramlar “tatile sokulurken” kaçı gelişmelerin bilgisini verdiği de kuşkularla örülüdür.***

Karşılaştığım kişi ve yaşanan gerçekler, benim talebimde lades olmama karşın, haklı çıkışımı da bu şekilde yazma olanağı da oldu. Nitekim, kısa bir tatil günleri sürerken, öylesine gelişmeler oldu ki tatilden dönüşte, ayni dünya ile karşılaşmayacakları da birçok kesim için kesin! Örnek, şimdiden Dolar Beşlerde dolaşmaya sıçradı* Yeni Afrika davası ise hukuki bakımdan Türkiyeleşmenin de sıçrama üstüne çıktı* Türkiyeye giden akademisyenin alınıp ona dava okunması da yeni baskı mekanizmanın önemli hamlesi oldu. Türkiyeleşme ile rejim değişim gelişmeleri bakımından bu adımlar önemli. Hele de ilklerle hukuki Türkiyeleşme girişimi dikatle incelenmesi gerekir. Fakat, tatilde olmalar, konu Afrika oluşu ve ünüversite eksenli kirli işlerin burada pek de resmi güncel önemi de yoktur…..

Hala bazıları sıkılmadan hukukcusundan ekonomiye varan etiketli “akademisyenlerin” ısrarla buranın bağımsız ülke olma rüyasında dolaşması, Türkiyedeki rejim değişimini görmezden gelme ve burada “tutmaz” hayalinin hala koruyucu sis perdesi olması sonucu, gerçeklerle karşılaşmak mümkün olmuyor. uNutuluyor ki burada Türkiye özellikle iki taraflı yurtaşlıkta olanları istediği anda alıp gitmesi artık haber dahi olma önemine gelmedi. Sadece, resmi açıklamalarla yetiniliyor.Ne K. Kıbrıs gerçeği, nede Türkiyenin yeni rejimle yaptığı hamleler öğrenilmek isenmeden, sansürü otolandırıp resmi Kuzey Kutsamesi ile yaşamda devam ediliyor.

Afrika 22 Ocak linç olaylarıyla resmen Bursa fetvasıyla yapılan direk müdahaleydi. Orada biraz engeleyici rol alan görevlilerin başına gelenler de malum. Saraylı dahi ona sunulan Meclis baskınlı sanıklar konusunda dahi sesiz kalması da resmi işbirlikciliğin geldiği aşamayı kanıtlıyordu. Bolca “hukukcu ve demokrat” etiketli “yöneticilere” karşın, son gelişmelerde bunların hecesine kilit vuruldu.Türkiyedeki gelişmeler ve uluslar arası yansımaları ise hiç konuşulmuyor. İster Doların Beşlerde dolaşması veya dış müdahaleli avcılıklar konusunda pek de haber yapılmadı. Size bazı örneklerle Afrika dersini de anlatalım….

Son Türkiye rejimi, özellikle dış ülkelerde de istihbarat operasyonlarına hız verdi. Kendine göre suçlu ilan edilen kişiler alınıp Türkiyeye getiriliyor. Bazı ülkelerle krizler şimdiden başladı. Kosovada alınan bazı kişilerden sonra, çıkan hükümet krizi ile istihbarat başkanı başta olmak üzere, bazı kafalar görevden alındı. Kosova yetkilileri ülkenin bağımsızlığından dem vurdular. Bu tam da unutulacak ken; Moğolistan sgandalı çıktı. Yine, Türkiye istihbaratcıları Moğolisgtandan bir kişiyi “Feytulahcı” diye alıp kaçırmak isterken, uyanan Moğolistan yetkilileri, kendi yurtaşlarını geri alarak ancak uçağın kalkışına izin verdiler….

Gelelim madalyonun öteki yüzüne: Türkiye ABD geriliminden söz ediliyor. Meyerlim, Türkiye tutuklayıp yargılamaya çalıştığı rahipten elçilik görevlilerine varan kişileri, baştan rehin diye takasta kulanacağı imajları da gerçekleşti. Bunlar şimdiden yeni diplomasi krizleri yaratıyor. Hani hukuk veya yargı denilirdi ya! Yeni rejimle bunların da değişik kılıklara sokulduğu da anlaşıldı. Hele de “Bağımsız Türk yargısı” ifadesi artık, binlerle nasıl olduğu da kanıtlandı.

Bunları niye sıraladım: Çünkü bir ilk yaşandı. Afrika gazetecilere Ankarada açılan dava ile burada dava okundu. Konulan imge ile hukuki bakımdan bunun olmaması gerekir ken, bizim gerçekleri yazıp tepkiyi yaşadığımız konumla bunlar gayet normal bağlanmanın sonuçları olarak yaşanıyordur.Hala şu lakırtı da resmi duruş olarak karşılık buluyorsa da “Türkiyesiz olmaz* Biz Türkiyenin garantörlüğünü istiyoruz” siyasal duruşların aynasıdır. Onun için, Doların fırlaması, mafyaların cirit atması, yolsuzlukların boğdurucu hale gelişi, tecavüz tacizlerin artışı hepsi o savunulup olmazlığın yaşamsal parıltılarıdır. Öylesine alışılıp dönüşümler oldu ki ne 22 Ocak linç girişimi, ne sırf imza atmış diye alanda dava okunan akademisyen ve en son Afrikalı gazetecilere açılan Ankara davasına buradan önemli ses çıkmamaktadır.

Geçen yazımdaki muhalefet sorgusunda olduğu gibi de önce gerçeklerden kaçış için, bunları brakın da içişlerimize bakalımla gerilendi* Sonra, yapı yerleştikçe, koltuğa oturup biraz düzeltmek gerekire gerilendi* yetmedi, sistemle haşırneşir olunurken de bu defa gerçekleri konuşana karşı tepki koymak ve kendilerinin yaptıklarını söylemeye öfkelenme duyguları gelişip yeni işbirlikcilik yerine konuldu. Şimdi, boşuna değil Afrikalı gazetecilere açılan dava veya Akademisyenin başına gelenlere koltuklardan hem de hukukcu diplomalılardan tıs çıkmıyor. Ekonomisler hala lakırtılarını da silikleştirip Doların fırlamasına dahi nedeni koymayarak basit vatandaşın dediğinin gerisine dek düştüler. Ama şu duruş hala söyleniyor: “Biz Türkiyesiz yaşayamayız” deniliyor. Garantörlükn isteniyor da Türkiyedeki olumsuzlukların buraya gelmesinden de fısıltılı şikayetnameler yapılıyor.

Bunları günü gününe aktarıp son kalan olanaklarla kamuoyunbda enazından sorgulayan insanlara yardımcı olmak istenirken de sizin tatile çıkarılman da başka bir paradoks olmaktadır. Sonra da şu tuhaf bazı duygusalıklar duyuluyor “Ses çıkaran yok”! Fakat, ben gerçekten Ladesi kaybettim. Kazanan Mustafa ile medya kesimi oldu. Hayırlı olsun.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.