Osmanlı ve Kıbrıslıtürkler – Ulus Irkad

0
40

Kıbrıs’ta gayrı resmi tarih Kabul etmese bile Osmanlı Dönemi’nde Osmanlı’ya karşı en fazla ayaklanmaları yapan Kıbrıslıtürklerdir. Bu ayaklanmalara zaman zaman Kıbrıslırumların katıldığı da doğrudur. Daha ilerliyen zamanlarda ise Osmanlı egemenlerinin, ortaya Hristiyanlığı ve Müslümanlığı veya Türklük İle Rumluğu atıp bu isyanları böldükleri de gerçektir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşamakta olan  Kıbrıslıtürk bilimadamı Birol Yeşilada’ya göre 1821’deki Rum İsyanından önce, adada 1820 yılında bir Alevi isyanı olmuştur. Bu isyanlarda Kıbıslıtürk köylüler Osmanlı’nın vergi çoğaltımına karşı gelmişler ve isyanlarda önayak olan liderler Osmanlı tarafından acımasızca öldürülmüşlerdir (Yeşilada,2009,51).Eliana Balla ve Noel D. Johnson “Financial Crisis and Institutional Change” (Mali Krizler ve Kurumsal Değişiklik) adlı kitaplarında 17. Yüzyılda Fransa Devleti’nde de aynen Osmanlı’da olduğu gibi bütçe krizleri ortaya çıktığını ve aynen Osmanlı’da olduğu gibi Fransa’da da Osmanlı’nın yaptığı gibi valilerini ihalelere göre, vergi toplayıcıları olarak sömürgelerine veya vilayetlerine gönderdiğini ve bu durumun sömürge veya vilayetlerde sosyal buhranlara yol açtığını yazmaktadırlar (Balla&Johnson,2009,811).

Kıbrıs, 1571 yılında, Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinin ardından aktarılan Türk Müslüman nüfus sonucu, Rum ve diğer  Hristiyan ve Müslümanların birlikte yaşadığı Osmanlı Vilayetleri’nden biri oldu. Kıbrıs’a yerleştirilen Müslüman nüfus, Ada’da yaşayan ve büyük çoğunluğunu Rumca konuşan Ortodoksların oluşturduğu Hristiyanlarla geleneksel Osmanlı toplumu düzenine uygun bir yaşam sürdürüyordu. Burada önemle üzerinde durulması gereken nokta şu ki; Ada’ya yerleştirilen Müslüman-Türklerle yerleşik durumda olan Ortodoks Rumlar arasında bir sorunun olmadığıdır. Çünkü adaya yerleştirilen Türkler, Ortodoks-Yunanlılar’ın mal varlıklarına değil, feodal aristokrat Fransız ve Venedikliler’den arda kalan mülke sahip olmuşlardı. Bu toprağa bağlı tarım toplumunda aidiyet duygusu, din kökenliydi ve Müslüman nüfusun, yine dinden kaynaklanan vergi imtiyazlarına karşın, iki toplum arasında ‘refah farkı’ diye bir şey söz konusu değildi. Her iki toplum da, Osmanlıların tarım sistemi içinde yer alıyordu ve aralarında maddi bir farklılık yoktu. Karma veya komşu köylerde yaşayan köylüler aynı toplumsal koşulları paylaşıyorlardı. Venedik döneminde Katoliklerin ağır baskısı altında susturulan ve bu yüzden Kıbrıs’ın Osmanlılar tarafından fethedilmesini memnunlukla karşılayan otosefal Ortodoks Kilisesi yeniden hayat bulurken, Başpiskopos “Millet Başı” olarak tanınmış ve vergi toplama da dahil, çeşitli imtiyazlara kavuşmuştu. Kısa sürede Ada yönetiminin bir parçası haline gelen Kilise, topladığı vergilerden yüzde 12 pay alıyor ve giderek önemli bir güç haline geliyordu. Buna karşılık, ağır maddi koşullar altında yaşayan köylüler, zaman zaman birlikte başkaldırıyorlardı ve hem Osmanlı yönetimine, hem de onun bir parçası olan Kilise’ye karşı isyan ediyorlardı. Bu isyanlar, bazen Müslüman bazen de Hristiyan önderlerin öncülüğünde yapılıyordu. 1665,1764,1765, 1804 ve 1833’de yapılan isyanlar, en önemli olanlardandı. Hatta, ilginç bir örnek oluşturan 1804 isyanı, Müslümanların öncülüğünde başlamış ve Kilise’nin aktif katılımıyla bastırılmıştır.

  1. yüzyılda Avrupa’daki enflasyona paralel olarak Osmanlı İmparatorluğunda meydana gelen fiyat artışları mali kriz ve olağanüstü vergilerin yarattığı baskılar. Osmanlı para sistemindeki hızlı çöküş ve kargaşalık nüfus artışı gibi diğer önemli etkenlerle birleşince Osmanlı İmparatorluğunda toplumsal yapıları altüst eden çalkantılar ortaya çıktı. 1599-1610 dönemindeki yoğun isyanlar bu çalkantıların bir zirvesi sayılabilir. Merkezi hükümet bu isyanlara karşı önceleri insafsız bir bastırma politikası uyguladı. Merkezden gönderilen güçler eyaletlerde ve Anadolu’da yüzbinlerce isyancıyı öldürdü. Köyler yağmalandı. Ancak Osmanlı hükümetinin daha sonra adeta isyanlara dayanan bir politikaya kaydığı da söylenebilir. Kıdemli devlet görevlilerinin biriktirdiği servetlerin müsaderesi 17. yüzyıl içinde düzenli bir vergi toplama yöntemi gibi kullanılmaya başlandı. Gönderildiği eyalette, insafsız talanla büyük servetler biriktiren paşa-valiler de isyan ediyor, umutsuz bir direnme içinde kendini kurtarmaya çalışıyordu (BK.Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi 1923-1950). Bu bilgiler ışığında Kıbrıs Tarihinde de benzer olgular yaşanmıştır diyebiliriz. Mehmet Boyacıoğlu Olayı bunlardan biridir. 1670 yılında vergi toplama işini ellerine geçiren Lefkoşa ağaları, az zamanda zengin oldular ve Mehmet  Boyacıoğlu adlı şahsın idareyi almasına sebep oldular. Mehmet Boyacıoğlu daha sonra vergileri toplayıp kendi payını ayırıyor, kalanını da Bab-ı Ali’ye gönderiyordu. Fakat daha sonra asi ilan edilip devlet güçleri tarafından idam edildi (İmamzade, 29 Şubat 1984).Siyasal değişim döneminde  yetkileri arttırılan eyalet paşalarının merkezi yönetime kafa tutması, onyedinci yüzyıl siyasal yaşamının temel özelliklerinden biri haline gelmişti (Kunt,2009,22).

Osmanlı İmparatorluğunda 15. ve 16. yüzyıl ortalarında tımar sisteminin çözülmesinden sonra, güçlü yerel unsurların –Doğu Avrupadakine benzer biçimde- büyük topraklar edinerek ve bağımlı köylülük üzerindeki sömürüyü ağırlaştırarak, Avrupa pazarları için tarımsal meta üretimine yöneldikleri öne sürülmektedir(Stoianovich – 1953, aktaran Ulus Irkad,1987,6-7). Osmanlı toplumunun geri kalmışlığa yönelmesi 1550 yıllarında başlar. Kanuni Süleyman’ın (1520-1566) son dönemidir bu. Avrupa’nın geçirmekte olduğu değişim dıştan gelen darbeler sonucunda Osmanlıların bünyesinde tehlikeli tohumlar yeşermeye yüz tutmuştur (Cem,1975,138).

Osmanlı Döneminde Kıbrıs’ta ilk ayaklanma, 1578 yılında Yeniçerilerden gelir (An,1996,7).1680 yılında Boyacıoğlu,Çil Osman’a karşı olan İsyan, Dizdar Halil Ağa İsyanı,1799’da Yeniçeri İsyanı, 1804 İsyanı olur. 1804 İsyanı’nın mali etkileri uzun yıllar hissedilir çünkü bu ayaklanmanın bastırılması için yapılan harcamalar Kıbrıs halkına ödettirilmiştir (An,1996,35). 1808 Olayı, 1821 isyanı gibi ayaklanmalar olmuştur. Esasında 1821 yılındaki isyan Elen Milliyetçiliğinin etkisi ile olurken, 1833 yılındaki Gavur İmam İsyanı tamamıyle sosyal ve ekonomik nedenlere dayanmaktadır. Aynı yıl Karpaz’da Kaleyiro Thesesus isyanı da Elen Milliyetçiliğinin etkisindedir ki bu tip ayaklanmalara Kıbrıslıtürkler katılmamıştır. Aksine bu isyan Gavur İmam’ın sosyal ve ekonomik ağırlıklı isyanını iklinci plana da itmiştir.

Osmanlı Dönemi’nde Kıbrıslıtürklerle Osmanlı arasında sorunlar dinmemiş aksine devamlı ta başından devam etmiş ve Osmanlıyla Kıbrıslıtürkler hiç uyuşmamıştır. Osmanlı’nın aşırı baskıcı Sunni İdeolojisine karşı Alevi-Bektaşi kökenli olan Kıbrıslıtürkler, Kıbrıs’taki çok kültürlü yaşamdan da etkilenerek, Osmanlı’nın çağdaş ve açık fikirli olmayan  çağdışı zihniyeti ve insanın üretimini hedeflemeyen ekonomik ağır vergi sistemlerine karşı, devamlı ayaklanmışlar ve başkaldırmışlardır.

Resmi İdeoloji son zamanlarda Osmanlıyı Kıbrıs’ta sevimli göstermesine ragmen, son dönemlerde hiç Sunnilikle ilişkisi olmayan ve köylerinde minareleri değil de cemevleri olan Kıbıslıtürkleri değişik Sunni inanışta göstermek de oldukça hatadır.

Tarihi çarpıtmamak en iyisi değil mi?

 

 

 

KAYNAKÇA

Yeşilada,B. (2009) Islam and the Turkish Cypriots, Social Compass,56(1),49-59).

Johnson,D,N.& Balla,E.(September 2009). Financial Crisis and Institutional Change,3(69),810-845.

An,A.(1996).Kıbrıs’ta İsyanlar ve Anayasal Temsiliyet Mücadelesi (1571-1948),Lefkoşa, Ateş Matbaacılık.

Cem,İ.(1975).Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi,İstanbul,Cem yayınevi.

Kunt(Ocak2009).Siyasal Tarih,İstanbul,Cem Yayınevi.

İmamzade,Z. (29 Şubat 1984).Osmanlı Döneminde Kıbrıs, Söz Gazetesi, Lefkoşa.

Irkad,U.(Kasım 1987). Kıbrıs’ta Osmanlı Düzeni, Özgürlük Dergisi, Özgürlük Yayınları,sf.6-7, Lefkoşa.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.