Emekçilerin kazanımları, Bertnard Russel ve rahmetli Arif Hasan Tahsin… – Ulus Irkad

0
14

CTP, 1993-94 yılından beri çeşitli aralarla hükümetlerde ya azınlık ya da çoğunluk partisi olarak görev görev yapmıştır. Maalesef bu geliş gidişlerde emekçi, halkın zamanında sahip olduğu veya bir şekilde geçmişten, ta İngiliz Dönemi’nden gelen bazı hakların budanması da CTP hükümetleri sırasında oldu. İşin kötüsü icraatı yapanlar da CTP’li bakanların yönetimi altındaki bakanlıklar oldu veya olmasa bile Başbakan muhakkak CTP’liydi. Çok iyi hatırlıyorum öncelikle onlarla tam gün yasası konusunda, o yıllarda (1994) tartışmalarımız vardı. Onlar kayıtsız şartsız tam günün uygulanması taraftarıydı. Onlara artık teknolojinin ilerlediğini ve Marksizmin teknolojinin ilerlemesiyle çalışma saatlerinin azalacağı konusunda öngörüsünün gerçekleşeceğini tartışıyor ve söylüyordum. Şimdilerde Kuzey Avrupa ve İsveç’teki eğitim mucizeleri, Finlandiya’da defter, kitap gibi konular yerine daha fazla grup eğitimine ve sosyalleşmeye yönelik eğitim ve de çalışma saatlerinin azalması, çok kısa sürede eğitim yapılması, eğitim konusunda bakış ve görüş açılarını oldukça değiştirmiştir.

1980’li yılların başlarında askerlik görevimden sonra öğretmenliğe başlar başlamaz KTÖS’e üye olmuştum. Arif Hasan Tahsin Hocamızın her Genel Kurul öncesinde okuduğu açıklamaları dikkatle dinlemekteydim. Arif Hoca, 1968 kuşağının en fazla okunan Marksistlerinden Bertnard Russel ve eşinin görüşlerine de çok önem vermekteydi. O dönemlerde Arif Hasan Tahsin Avrupa’da ve şu anda AB’de geçerli olan “Tembellik Yasası”nı da savunmaktaydı. Bir emekçi eğer “Çok yoruldum, dinlenmem lazım” derse, ona izin verilmeli ve ödenekli olarak izne çıkarılmalıydı. Arif Hoca buna bağlı olarak evhanımlarına da emekçi olduklarından ve çocuk yetiştirdiklerinden ötürü bir ödenek verilmesini de savunmaktaydı. Sanayi Holding kapandığı zaman mevcut binlerce işçinin memur statüsünde, devlet dairelerinde işe alınmalarına karşı çıkmış ve bunun ileride işçilerin aleyhine kullanılarak kazanılan emekçi-işçi haklarının geriye götürüleceğini, hatta bunun ilerinde emekçi sınıfının da ortadan yokedileceğine yarayacağını söylemiş ve bu anlayışa karşı çıkmıştı. Zaman Arif Hoca’ı haklı çıkarmıştır. Devlete geçen işçiler memurlaştırılmışlar, kendi halklarına duyarsızlaştırılmışlar ve daha sonra da bizzat CTP itidarlarında, gene işçi hakları ve kazançları da, son yıllarda Göç Yasasında da gördüğümüz gibi kuşa çevrilmiştir.

Bir 15-20 yıl önce elektrik dairesinde çalışanlar belli bir limite kadar evlerinde yaktıkları elektriğin masraflarını ödemekteydiler. Aslıda bu onlara İngiliz Döneminden kalmış bir haktı ve bu hak ne isterse olsun bir şekilde kazanılmış bir haktı. CTP dönemlerinde bunların tartışmaları yapıldı ve daha sonra bu hak da ortadan kaldırıldı. Daha sonra okul hademelerinin,hem sigortadan hem de devletten ödenmesi durumu vardı ve hademeler gelecek için bir bir umut beklemektyediler. Bu hak da sanırım CTP’nin bulunduğu ya koalisyon veya hükümet dönemlerinde ellerinden alındı. Tek bir maaşa düşürüldü gelirleri. Halbuki durumları kötü olan özel sektördeki işçilerin örnek alacağı gelirlerini yükseltebilecekleri, mücadeleyle ortaya çıkabilecek bir emsaldi okul çalışanlarının ekonomi,k durumları. Bu emsal da ortadan kaldırılarak, sonuç reform hatta devrim diye sunuldu halka. Sendikalardan pek öyle tepkiler yükselmeyince bu hak da budanıp gitti. Tabi farkında olmadıkları bir olay vardı. Eğer emekçilerin hakları geriye gitmeye başlarsa bu tüm sektörlere ve tüm emekçilere sirayet ederdi. Nitekim daha sonra daha da yayıldı hak almalar ve şimdilerde hastalık izinlerine bile el atılmaya başlandı.Şimdilerde 42 gün olan kamudaki hastalık izinleri 18 güne indiriliyor. Yani 24 gün kırpılıp alındı demek ki bu kamu emekçilerimizden. Bu da kazanılmış bir hak olarak girmişti yasalara. Bakıyorum da solcu olduğunu iddia eden ve ez fazla da CTP’ci bildiğim aydın veya siyasi kesimler bu olayı reform olarak niteliyorlar. İşe devlet memurlarını aşağılayarak, işten kaçmak için hastalık durumlarını behane göstermekle suçlayarak  başlıyorlar. Susitimal varmış, diyorlar; amaç kırpmak ya…. Tamam kardeşim, suistimal varsa suistimal yapanların peşine düşün. Bu haktan yararlanan emekçilerin peşine düşmek, hele hele hastalık gibi bir hakkın kırpılmasından ne anlayacaksınız? Ha emekçileri ezmenin ve sömürmenin size verdiği hak mı bu? Bir de bazıları şimdi emekçilerin bu hakkını savunduğumdan dolayı bana statükocu diyecekler. Emekçilerin haklarının korunması, daha da ileriye götürülmesi, değişimin dinamizmi olan işçi sınıfının haklarının güvende olması toplumun dinamizminin ve çağdaşlaşmasının da bir güvencesi.

1990 yılında Londra’da  İngiliz İşçi Partisi’nin Marksist terorisyeni ve ideoloğu Ted Grant’la tanışmıştım. Ted’e daha sonraları ülkemizde emekçi sınıfların aldıkları haklarının geriye götürülmeye çalışıldığını ve onun bu konuda nasıl bir açıklama getirdiğini öğrenmek istemiştim. Ted Grant (1913-2007) bana şunları söylemişti “Eğer emekçiler arasında, bazı emekçi kesimler büyük kesimlere gore daha fazla haklara sahipse, işçi sınıfı mücadelesi veren çalışanlar örnek olarak bu hakları baz alarak o noktaya yetişme savaşı vermelidir.  Herkesin bürokratlaştığı bir yerde sınıf farkı değil sınıfsızlık başgösterir ki bu Komünist-Sosyalist topluma geçiştir”.

Bilmem son zamanlarda sosyal medyada, bihassa CTP kökenli bazı arkadaşların, 42 günlük hastalık izinlerinin 18 güne düşürülmesine sevindiklerini ve tezahüratla bunun reform olduğunu savunduklarını görüyorum. Onlara Ted Grant’ın “Hak alma yerine en ileri hakları olanlara benzemeye çalışın” önerisini anımsatmak istiyorum. Statükocu, değişimin dinamizmi olan emekçilerin haklarını savunmak mı, yoksa emekçilerin haklarını budamak mı? Artık sadede gelelim…

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.