Tam da seçim gününe girerken! – Özkan Yıkıcı

0
21

Gün, 23 Haziran ve saat yaklaşık gecenin 11 cıvarında olmaktadır. Pencere kenarında internet dolaşımı yaparken, güne uygun bir yazı yazma fikri beynimde çaktı. Yazıyı yazarken 23 Haziran olurken, ben tamamladığımda 24 Haziran gününe gireceğiz. Günlerdir ve hat ta aylardır durmadan değişik nedenlerle yazdığım Seçim gününe merhaba söyleyecem. Siz ise eğer Murat aldığın anda yazıyı internete kor siz de okursanız, tam da seçim süreci yaşanırken, sandıkta oylar atılırken, en azından seçim sürecinin son anlarındaki bazı görüşlerimi de öğrenmiş olacaksınız. Yok, Murat yazıyı internete koymayı geciktirirse, bu makale tam da seçim gününe girerken yazılmasına karşın, okuyucu seçim sonuçlarını öğrenirken okuyacaktır. Böylesi ilginç paradoksal bir yazı yazılıp, okunma ikilemi vardır.

Ayrıca, her yaşanan seçim süreclerinde, özellikle son günlerinde önemli gelişmeler de yaşanmaktadır. Fakat, insanlar sandığa gidip sonradan çıkan sonuçları üzerinden konuştuğu için de bu önemli kısa dönem de hep gözden kaçırılmaktadır. Bunu düşünerek, tam da Seçim gününe girecek zamanda, son önemli gelişmelerle, bazı uyarıları yazma görevinde kendimi buldum….

Gerçekten, seçimlerde ve özellikle K. Kıbrıs ile Türkiye gibi ülkelerde, seçimin son anlarında önemli hamleler yapılmaktadır. Bunlar, seçim süreçlerinde bazen öngörülerek uayarıları yapılmaktadır. Fakat, gelin görün ki önemli yaşananlar da unutulur. Öyle unutulur ki dalınan sandık rakamları ile “kazanan kaybeden” sayısal ikilemde son anlar hep dikatten kaçırılır. Ortaya çıkan bazı gelişmeler de gelecekte uyarı olarak alınması da önlenir….

Konuyu uzatmayalım: K. Kıbrıs yerel seçimleri ile Türkiyede iki can alıcı seçimler artık sandık aşamasında. Türkiye seçimlerinin siyasi tarihsel önemi de tartışılmazdır. K. Kıbrısın yerel seçimleri için söylenecek fazla söz yok denecek durumdayken, yapılan son anlık siyasal genel hamleler ve Türkiye Kıbrıs eksenli sıçrama ilerde çok tartışılıp, acıları da hisedilecektir. K. Kıbrısta yerel seçimi kim kazanacak veya yerel ölçekte partisel hiçeleşmelerle, kendine has denklemler oluşacakken, özellikle bazı siyasi hamleler, konuşturulmayan Yerel seçim döneminde önemli yeri vardır. Zaten, bazı yazılarımda da belirtiğim gibi “Yerel bazı yöneticilerin 22 Ocakta Afrika linç hareketine ve meclis baskınına” katılmalarının hesabı halkta sorulacak mı? Çünkü, resmen Bazı belediyeler aldıkları direktifle çalışanlarını bu linç kanpanyasına gönderdiler. Buna karşılık birkaçı da ret yaptı. En azından bunun Yerel anlamda etkisinin ve hat ta konuşulmasının olup olmayacağı dahi konuşulmadı. Tabi, ilgili linç olayında gidip konuyu kınayan belediyeci lehine de kamuoyu anımsatıcı da olmadı! Başka bir utanç da şu: ülkemize de yolculaşan mülteci gerçeği, kimine rant kimine de ölüm getirirken, son denizde boğulan 9 Mültecinin cesetlerinin gömülemediği, onların kokmaya başlamasıyla, Lefke belediyesinin bunları insani duygularla gömme olgusu da lehte işleyecek mi?

Yukarda sıraladığım önemli yerel yansımalı politikalar nerede ise hiç konu olmadı. Hat ta, aksi olumsuz yönde desteklerle de yağdı. Politikadan çok kişiseleşme veya yerelsizliklerle donatılan uğraşlarla süreç yaşandı. Son anlarda ise bize hem Türkiyeleşmenin yeni esintisinin sıçrama yapan yükseltisi de geldi. Başlangıçtan beri yeni yapılanma olayı olan ilahiyat koleji, siyasal yapılanma yönünü daha da geliştirdi. Baştan beri dini imamhatip şekli gündeme getirilirken, birileri örtme adına hep banbaşka telden çaldılar. Oysa, orada yaşananlarla K. Kıbrıstaki sosyal yapılanma yeni gericileşme modelinin haykıran örnekleriyle yaşanıyordu. Sadece “Yılbaşı kutlamama” tartışması dahi konunun nedenli dinseleşme gericileşme yoluna gidildiğini gösterdi.

Seçimin son anlarında ilahiyat Koleji yeni bir başka esrumanla gündem oldu. Zamanında kulanılan Türkiyedeki gericileşme imgesi Türban, K. Kıbrısta da diplomaya böylesi resim konulup konulmamasıyla geldi. Tabi olay hemen hazırda tutulan kesimelrle adeta büyütülerek, siyasal damıtma insancılıkla konu Türkiyeleştirilme noktasına dek taşındı. Bu konuda direk Kıbrısla alakalı ikincil Recep gereken tavrı koydu. Teslimiyet le işbirlikci ruhiye hemen kabulenip olayı kapatmaya yöneldi. Savcılık da ilerde çok emsal olup “hukuklaştırdığı görüşle” artık Diplomalarda da Türbanın olmasını resmen kabulendirdi. Cemalım da yalnız kalıp herkesin saldırısına uğradı. Hele de faşistlikleriyle ün yapanların, sıkılmadan içindeki faşistliklerini işbirlikci ruhlarıyla haykırıp Faşist kelimesini dilerine bulaştırdılar. Garip olan, “sol ve demokratım” diyen ve aslında hiç olmayan bir gazete de Türban olayına faşistlik demesi de ibretliktir.

Kısaca, K.Kıbrısta tam da sandıklara gidilirken, yeni teslimiyet örneği ile işbrilikci örneklemin sonunda Türban da siyasal alana sokulup, tıpkı zamanındaki Türkiyedeki gericileşme ile gelinen günün benzeri yolda yeni yapılanma ile yerini aldı. Neyazık ki Yerel basının çoğu bu konuya dokunmak istemedi. Yaağcılar ise kendilerini kanıtlama sırasına sokup bu defa “Türbancılık” esrumanına sarıldılar. Elbet, seçimlerde tepkisel oy dönüşümüne veya “biz yönetmeliyiz” sözleri de duyulmadı. Zaten, olay anında TC elçiliğinin ilgili Eğtim makamına yaptığı katgının önemli kısmını da kesmesi ile K. Kıbrıstaki Türkiyeleşme gerçeğini unutanlara yeniden hatırlatı. Tabi bu arada bazı yerel bölgelerde bazı müdahaleler yapıldığı bilgileri de geldi. Özellikle TC ağırlıklı Dip Karpazdan gelen haberler pek iyi değildir.****

Görüldüğü gibi, K. Kıbrıs seçimleri nekadar gizlense gizlensin, üstüne şerbet dökülse de gerçekler bir yerden fışkırır. Türkiyeleşme gerçeği kadar, Türkiye seçimlerinin sonuçlarının da buraya yansıması kesindir. Özellikle, Tek adam olayı veya dinsel gericileşme sürecindeki tıkanma veya ilerleme, buraya da yansıyacak. Düne dek “Kuran kursları tutmaz, Türban burada sorun olmaz, Burası laiktir ve bunlar sökmez” diyenler, şimdi önemli kısmı bu yeni yükselen yapılanmaya destekler atıyor.Acı olan, tıpkı Kuran Kurslarında “pinpon topu” yapıp küçümseyen Ferdi hazretlerinin resmileştirme gerçeğine, Türban olayında da ayni partinin Ö Muratın genelgesinin olması da tesadüfmü diyeceğiz?

Gelelim Türkiye seçimelrine: Gerçekten, bu seçimlerin siyasal tarihi önemi vardır. Rejim değişiminden, Cumhuriyetin geleceğine dek önemli sonuçlar yaratmaya kesin adaydır. Seçim sürecince oluşan gelişmeleri olanaklar ölçüsünde yazmaya uğraştım. Şimdi, bir seçim düşünün ki milyonlar sandık güvenliği için görevlendiriliyor! Bu dahi neyin ne olacağını anlatmaya yetiyor. Hapisten probaganda yapma ilkleri de yaşandı. 25 Haziran günü belrisizliklerle birlikte tartışılması çok olgularla dolu olacaktır. Tek adam ve buna bağlı sistemin nereye dek gideceğinin tarihi örnekleriyle karşılaştık. Bunu K. Kıbrısta anlamak gerekirken, hala işbirlikci teslimiyet nedeniyle anlaşılmadığı biryana, “bir valiyle düzeltilme” düşünceleri söylenmeğe devam ediliyor. Çünkü, Türkiyeyi Türkiye gibi konuşmayarak yaratılan resmi şekliyle algılama etkindir.Şimdi Erdoğan tapınması yapan önemli kesim, 25 Haziranda konum değişirse nasıl sanki onlar değilmiş gibi de olacağı kesindir.Böylesi bir yalaka zihniyeti oluştu

Şimdiden önemli dersler çıktı. Türkiyede yükselen bir muhalefet dalgası oldu. Israrla, başta CHP dinseleşerek, sağa yaklaşarak, solu tavsiye ederek kazanma düşüncesi de duvara vurdu. Sol söylemlerle ve ulusal olgularla incenin yaptığı probagandanın, tüm medya sansürüne rağmen muhalefet karşılık bulması sanırım önemli geçmişte yapılan yanlışın da haykırışıdır. Otoriteleşme ve yalan söyleme yanına baskılarla istikrar masalı da çöktü. Belli olan, seçimi kim kazanırsa kazansın, sandıklarda inanılmazlar olursa olsun, Türkiye 25 Hazirandan sonra oldukça sarsıntılar yaşayacaktır. Ekonomiden siyasete varan kriz artık yönetilemez durumdadır. Konu, yükselen Halk dalgası ile muhalefet ivmesinin buluştuğu ortaklaşmanın devam edip etmemesidir.

Türkiye hem bölgesel hem de sistemsel öneme sahiptir. Rolleri de çok. Ekonomik bakımdan da değişken dinamiklere sahiptir. Kapitalist yapıdan Ortadoğu projesine varan hem kendi amaçları hem de sistemsel çıkarlar birlikte yürüyor. Çıkacak sonuç kadar, dış dinamik güçlerin gelişmeler karşısındaki tavırları sorunların aşılıp aşılmamada önemli etken hale gelecektir. Öylesine bir iktidar ve sistemsel karmaşa oluştu ki bu yumağın kör düyümleşme durumunda kimin ne yapacağı önemlidir.Sistemin de krizleri yönetemediği, ABD hegemonyasında gerileme olduğu, genelde Ortadoğu, özde Suriye konusunda tam bir kağos aşmazı olduğu dönemde Türkiye seçimleri oldukça yüklü hale geldi. Hem rejim değişimi, hem ekonomik kriz ve hem de bölgesel gerilim rolleri altında bakalım bu karışıklıkta nereye dek gidilecektir. Unutmayın, Ferdinan Markos da seçimleri kabulenmedi, Şili diktatörü Pinoşet de Anayasa referandumunu kabul etmek istemedi! Burada uluslar arası gerçek etkiyle bu geçiş süreci sancısız şekilde uzlaşarak geçildi! Burada soru: Batı özellikle hala Erdoğanla olan ortaklıkların devamındaki son kertenin durumu.

Garip ironiyle konuyu bağlayalım: hesapta sarayda oturanların olayları iyi takip etmesi gerekir. Hele de böylesi belirsiz koşullarda üstelik bu konuda Türkiye merkezli olması gerçeğine rağmen, Bizim saray sözcüsü “Maksimalist Köfteci” yine saçmaladı! Sanki etrafta bunlar yokmuş, K. Kıbrısta yeni adımlarla dinsel gericileşme tırmandırılmıyormuş gibi, tutup yine malum göndermesini yaptı. En azından şamar oğlanı olan arkadaşına destek veya yumuşatma sözleri söylese daha iyi olacaktır. Şimdi, tüm olanlarla burada resmen bildik Ortadoğu gericileşme adımları atılırken, böylesi konuşma yapan kişilere ne demeli?

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.