Peşimi bırakmıyorlar ki! – Özkan Yıkıcı

0
12

Mayısın anlamlı gününde, hafta sonunun Cumartesinde, yükselen sıcaklık bunaltısıyla yaşamaktayım. Sıcaklık, tenbelik ve dondurucu düşünceleşme taşıyor. Fakat, normal insan gibi ayaklarımı uzatıp dinlenmek istesem de olamıyor. Normal insan gibi, düşünmeden kalıplaşıp dinlenme ve rahatlığı oluşturup sorunlardan kopmayı, sıcak artışına rağmen beceremiyorum. Uzanan ayaklarla ister televizyon veya ratyo aşma, bilgisayarla ilgilenme dahi bana istediğim düşünsel rahatlığı oluşturmuyor. Brakılmama tutsaklığına takılıp kalıyorum. Hani, sorunlardan koparak, kendimce en ufak olguyla şikayet yerine tatmin olup “çok şükür” diyerek avunma moduna giremiyorum. Kabaracak duygularımla, kendimce kahramanlıklar uydurup “muktedir asil kanımın” kabarmasını da sağlayamıyorum. Nedense, peşimde hep brakılmama cenderesinde boğulup kalıyorum. Rahat düşünmek, yanımda sıcak bir dostla paylaşımlarla konuşmak, kendime ayit müzik esrumanlardan birini alarak, güzel duygularla tınılar dokuyup söz yazarak eser yaratma talebim de olamıyor. Çünkü, düşüme başlangıçla gerçekler başka eksiklikler ise duvarın öte yanını tamamlıyor… Nedense, hala normal olup bolca geleceğin ezberi kurgulanan ve giderek kulanımı artan “inşalahları” da umutlarıma katamıyorum. Normal insan denilen boyuta kendimi sokamıyorum.

*****

Kolay değil: senelerin birikimleri ile öğrenilen le yaşatılanların oluşturduğu kişilik, sizi hep yaşamın algılanmasında yalmnız brakmıyor. Sıcak dost bulamasanız da karşınızdaki sırf dediklerini yalanlayamadığı ve cihaleti ortaya çıktığı için “kendine bakmadan konuşma veya siyasal kimliğinize dayanarak” suçlama tavırlarla karşılaşmanın normaliklerini çoktan geçirdiniz. Ufak bir normal başarıyla “çok şükürü” diyememek, kocaman yalanlarla, düşman ve öfke yaratarak “kabaracak asil kanınızın” da yeşermesine imkan vermiyor. Kolay değil: geçen yazılarımdan birinde yazdığım gibi, normal bir sınavdaki başarımı dahi “sözlü diye saymamak, sınavın sonucunu açıklamayarak resmen düşünce travması yaratma” pratik deneğimlerin oldukça, normalikleri dahi yaşama sıkıntısı hep olmaktadır. Hele de normal gelecek ilişkilerde veya yapılacak sohbetlerde, karşıtın sizi “engelli veya siyasi düşünce” nedeniyle ikincileştirip yerme çabaları, normal olmamanın ve rahatca düşüncesiz ufak başarılarla da yetinme sonucuna getiremiyor…

Sıcak yükselirken, ratyolardan dinlenenlere veya kısa zamanda yaşananların akıldan geçmemesine engel olamazsınız. Örneğin, Türkiye seçimlerinin direk buraya yansımasından kaçamazsınız! Hele de ikinci Recep beyin buraya paketlerle ve dayatmalarla gelirken, seçim rüzgarı estirme adına köyleri gezmesini de görmezden gelemezsiniz! Türkiyede olanları, seçimlerin buraya yansımalarını kocaman medya ve “güçlü politikacılarımız” söylemese de eloğlu gibi duymamazlıktan gelemezsiniz. Sonra şarkı olup eleştirer şekliyle “Kardeşin duymaz, eloğlu duyarla” da anonim hale gelir. Hele türkülerini bir zaman severek dinlediğim Yavuz Bingölün yeni siyasal duruş çöküşüyle “Biz yere tükürdüğümüz için özgürüz, Avrupalı ise tüküremez ki” özgürlük kıyası bir başka harikadır. Böylesi gelecek planları ile yola devam edip kültürleşmek ise başka bir “çok şükür” olamaz ki….

Tanıdık birinin mahkeme olayını duydum. Neymiş, yasayı bakana verilsin diye sekreterin masasına koyarken, “sert” şekilde koymuş idiyasıyla mahkemeye gidiyormu. Başka yargı örneği ise yaya geçişinden geçmenin suçlanma olayı olmasıdır. Ama ayni yargı ve savcılık nedense meclisi basanları hala yakalayamadı! Zaten, her konuda ilgili paradokslar uçuşup savruluyor. Nice ölümlü trafik olaylarından tutun yolsuzluk idayaları hala yargıya ulaşmazken böylesi konular da mahkemeleşme gerçekleriyle karşımıza geliyor. Bir tuhaf ben öteki ikielemi aldı başını gidiyor.

Sıcağın etkisi neynime vuruyor. Düşünmek istemiyorum da durmadan düşün diye gerçekler gelip bana vuruyor. Normal gibi gelen bir bilgi ile yaşamı ne zaman kıyaslasam,tam aksi karşıma geliyor. Zaten, Kıbrıs sorunu veya Kuzey Kıbrısta yaşananlar hep böylesi çelişen koşulalrla doludur. Örnek, yabancı liderleri suçlamak veya kişiliklerini küçültme kişiye göre suç veya övgü oluyor. Birine dilediğinizi söylerken, ötekine yaptığını söyleseniz dahi yargıya gitmenizi getiren örnekler hala günümüz hukukunda yerini almaktadır. Hele de yalan söylemek oldukça moda. Göbelsi yeniden mezardan çıkarmaya yetip artı. Kimyasal masallar, güvenlik politika zırhları ve karşıta hemen Terörist damgasıyla yermek davranışları çoktan normaleşti. Bir de sansürler var ya, aldı başını gidiyor…

Derken klasik bir gerçeklik dilden gerçeğe evrildi: Eğitimimiz çökmüş! Doğru söze ne demeli! Ama, Girne işin kanıtı olarak sırıtıyor. Çocuklara artık yer bulunup sınıf yapılamazken, trafik resmen işkencenin ötesine gelirken, ne trafik sorunu çözülme hamleleri var, nede çocuklar için dersane talebi çözülüyor. Ama, sorunun daha da alevlenmesi için kararlar rantiye göz kararıcılığı ile sürüyor. Daha fazla bina, daha yoğun ünüversite hırsı bu gerçekleri çözme yerine artırma benzini de dökülüyor. Dahası, tıpkı Kuzey Kıbrıs nifusunda olduğu gibi, yaşayan nifusun bilinmediği, belli ki sayısının çok fazla olduğu gerçeğine karşın, daha fazla nifus için tetikleme olağanüstü çabalarla sürüyor. Nifusun bilinmediği yerde planlama olamayacağı için de sorunlara kat kat sorunlar eklenip gidiliyor. Ama, nifus artışının ister vatandaşlık, ister kaçak çalışan ve isterse öğrenci olarak dengesiz artışını da eleştirirseniz, başka koro hemen başlar: “Siz hayinsiniz, ekonominin büyümesine karşısınız, sektörlerin alehinesiniz, kişilerin haklarına karşısınız” suçlamaları birbir dizilir. Koltuktaki politikacılar sizinle alay edercesine, vatandaşlıklar, bolca ünüversite ile kalkınma ve ucuz emek için dıştan nifus yığılmasının gelecek ekonomik kalkınmanın hedefi olarak size ezberletiliyor….

Daha ileriye gidince de Kuzey Kıbrısın yasadışılığı ile nasıl gelcek model hesabının da aynasını şimdiden karşınızda görürsünüz. Ama, benim gibi görme değil de düşünce engellisi olup rant saylıyorsanız, bunu da söyleyemezsiniz. Makam aşkıyla da konuşursunuz. Tanıdığa nerede ise verilecek oturma sandalyesine dek karışacak cüreti de bulursunuz. Bunlar neyazık ki benim rahatca en azından oturup düşüncelerimle de olsun, kurgularla güzler düşler kurmama engel oluyor. Bu arada biryonik göz cihazı da arada sinyallerle yanlışlar sesi de veriyor….

Son bir bilimsel Anımsatma: Artık önemli kesim Kıbrısta takınılan tavırlarla federal değil Hatay yönelişini konuşmaya başlıyor. Özellikle son biraz önce Yaşar dostumda buna işaret yaptı. Bu konuda dikat edilecek olay, aynen Hatay düşüncesinin olamıyacağıdır. Özellikle de Kıbrıs konumu ve günümüz emperyalist siyasal gelinen konumlar nedeniyle. Ancak, Hatay olayının pek konuşulmayan bazı durumlarına kısaca değinecem.

Hatay Fransız sömürgesinde bulunuyordu. Fransa, Suriyede kendine bağlı işbirlikci Sünni kesimelrle yeni Sömürge sürecine ikinci paylaşım savaşıyla geçme planları vardı. Ancak, Suriye halkı tam aksi seçeneğe yöneldi. Fransa ve Britanya da bu yönelişi cezalandırma adına, Lübnan devletini yapılandırıp, Hatayı da Türkiyeye verip, kendi istediği yönetimi kurdurtmayan Suriye siyasetini de cezalandırdı. Olayın bu yönü vurgulanmaz. Hat ta, Suriyeleştirip Suriye düşmanlığı da bolca yapıldı. Hataylıların ne olduğunu ise Kuzey Kıbrısa taşınan ve gelen Hataylılarla birlikte dileyen anlar. Ayrıca, büyük nifusuna ve Antakyaya fgöre daha kalabalık olan, Osmanlıda merkez sancak isgenderunun de neden il yapılmadığı sorusu da yanıtlanırsa, Hatay olayının da Kıbrıs dersleri bakımından daha iyi anlaşılacağı kesin.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.