İkili kıskaçta sıkışmak – Özkan Yıkıcı

0
37

Gerçekleri istediğiniz kadar konuşturtmama başarısı sağlayın! Sonuçta, gerçekler yine sizi vurmaya devam eder. Temel koşulların konuşturtmayarak, baskıyla, rantla besleyip kitlesel potansiyelik de sağlasanız da yine yaşanan gerçeklerin direk etkilerinden kaçamazsınız. Bir farkla: siz hala sorunların gerçeklerini konuşmayarak, adeta etkisiz kısır düşüncelerle debelenip durursunuz. Konuşur gibi olup, olanı konuşmama paranoyasıyla sorunları “kkonuşurmuşcasına” kendinizi de kandırımakla devam ediyor oluyorsunuz. Kuzey Kıbrıs gerçeğini, Türkiye ile oluşan yapısal içeleşme saydamlaşma kurumsalaşması, adının yaşanıp, adının söylenmeme baskılanma kültürleşmesine dek gelinen koşullarla uçuşmaya devam ediyorsanız, dünya genel sistemin kapitalist, Emperyalist gibi genel kurumsalaşmasını da yok sayarak, ona ters ifadeli gülücüklü imge koyarsanız, siz yine sistemsel ve yyrel gerçeklerden kaçamazsınız. Kapitalizmin gerçeği, Emperyalizmin sömürgeleştirme anlayışı ve faşizmin ta içimize yerleşen kültürel kimliklerini yok sayarsanız da gerçeklikleri gelip sizin güncel yaşamınıza kendisini bütünleştirmekten kurtulamazsınız. Siz yine, bunlar yokmuşcasına “bilimcilik, politika ve özgürlük” lafazanlılığınızla kendinizi dahi tatmiyen kısgaçta uğraşıp kalırsınız. Son günlerin genel teorik özeti bu……

Medyamızın da önemli şizofrenen hastalığı vardır! Bir çok yaşanarak da sürdürülen gerçeği yazmaz. Sadece müsadeli eksende otosansürle kalınmaktadır. Kuzey Kıbrısta yerel olaylardan başlayan, Türkiye ile oluşan ilişki saydamlaşması ve giderek etrafımızdan öteye uzanan hızlı krizli gelişmelerin çoğu ya yazılmıyor veya banbaşka resmi istenç görüşlerle aktarılmaktadır. Sanırım, son döviz krizi, Kudüs olayları, denizden çıkan mülteci cesetleri bunun tek tek önemli olaylarıdır. Devamında, kendimize has tanımlarla adeta olayalrın içeriği veya yaşanmışlıkları da kısgaca alınmaktadır. Öylesine bir noktaya geldik ki buranın nifusunun bilinmediği ve durmadan sanki tek çözüm noktasıymış gibi de değişik anlamlı müşteri veya sömürülecek meta gibi insan yıdırıp “başarı” olarak sunulmaktadır. Bunun sosyolojik yıkımı, ekonomik krilenme sermaye şekli ve bilinmeyen le yaşanan açmazların arasında kalmaktayız. Hele, artık işkalinin konuşulmadığı, alt idari denilip yumuşatılan ifadelerle Türkiye direk yansıma olayı da konuşulmaz. Daha ileri gidilip, Türkiyedeki gelişmeler de resmi dar eksen dışındakiler de haberi yapılmıyor, konuşulduğu zaman da içimizdeki faşizmin dışarıya vurulan karalamaların da yaşandığı coğrafya haline geldik. Örneğin, herkes dövizle uğraşıp hat ta son Sterlinin yükselişi ile İngiltere Kıraliçesi konuşulurken, nedense TL gerçeği, Türkiye ekonomik etkisi ve Erdoğan için de ayni benzer ifadeler kondurtulmuyor. Nerede ise İngiltere kıraliçesinin karikatür kötülenerek suçlanarak döviz patlamasının suçu ona ihale edilmektedir. Türkiye ekonomik krizi ve bunun nedenleri birlikteliği ile Kuzey Kıbrısla direk yapılanma sonuçları pek konuşulmaz. Hele iki Recebin birisinin burada bize Ekonomik reçete, ötekinin Britanyada televizyonlarla olan diyalokları birlikte yorumlanmıyor. Ama, herkes yükselen dövizle şikayetnameleri sadece buradaki işbirlikcilerin koltuklarına dek konuşmakla saatlerini akademik kayryerlerini dökmüyorlar… Sorunun kendisi konuşulmayınca da elbet ne çözümü, nede nedeni anlaşılmadan, rüzgarın biçtiği fırtınada geçmesi beklenmektedir.****

Tek gidilecek liman lanlı ve bütünleşme masaları okunurken, Türkiyede hem seçimler dönemi hem de ekonomik sarsıntılar oldukça etkin şekilde yaşanıyor. Seçimlerin normal ortamda olmayacağı zaten Olağanüstü koşullarda yapılır olmasıyla tartışılmaz aynadır. Yine, çıkarılan son yasalardan tutun probaganda konusunda medya tutumları da devamını getiriyor. Şimdiden, sonuçların doğruluğu sorgulanıyor. Erdoğan uçaklarla, yüzlerce polisle ve nice konvoyla bol medyalı probaganda yaparken, muhaliflere yer veren medya sayısı dahi çok az. Zaten, yandaş ve bazı cihaletli rantcılar dışında kimse seçimin normal koşullarda yapıldığını savunmuyor! Dahası, seçimlerin gözden kaçırılan temel olgusu, rejim değişiminin de tek adam noktasına doğru odaklandığı çoktan başladı….

Bu koşulların garip yansımaları da oldu. Örneğin, “sanatcı” Yavuz Bingöl Türkiyede özgürlüklerin olmadığı eleştirilerine ilginç yanıtla, aslında özgürlük anlayışını da dışarıya vurdu! “Biz okadar özgürüz ki Avrupalılar yere tüküremezken, bizler yere tükürüyoruz” dedi! Buyrun özgürlük örneğine…. Başka bir sanatcı Barış Atay ise atığı bir yazı ile “yargılanacaksınız” ifadesini kulandığı için gözaltına alındı. Meşur Ahmet Hakan bunun tetikleyici yazarı olarak içindeki faşist nefreti döktü. Bu kıyas dahi çok mesaj vermeğe yetiyor….

Ekonomideki krizin tırmanması ile Cari açıdan işsizliğe, Eflasyondan borca varan açıkların haykırdığı taploda hep ekonomik istikrar sözleri hala kabul olacak kitleler buluyor. Yeni döneme daha açık verecek emlak vergi düşürmeleri ise başarının başarı olmadığının kendi içindeki aynasıdır. Ama, TL düşüşü yaşanan aynen K. Kıbrısa da yansırken, bunlar ne medyada nede normal tartışmalara sokulmuyor. Hat ta, Merkez bankası idaresinin özerklikten çıkarılması ve eflason ile ters düşen fayiz sözleri de “umut” olarak savunuluyor. Hep malum dış düşman kurgularıyla konu cihalete ve faşizmin yükseltilme kültürüne baş vurulmaktadır.

Kuzey Kıbrısta dövizden yakınan çok. Nedense şu basit gerçek dahi ağza konulan tıkacı aşamıyor! Bir yerde kendi para birimi onca düşme gösteriyorsa, en ufak başkan açıklaması ile ivme yükseliyorsa, demek ki bu parada anormalik oluyor ve ekonomik dengeler altüst olmaktadır. Dikat, Trumpun dahi saçmasapan demeçlerine rağmen Dolar düşme değil yükselme moduna giriyor! Şanlı ekonomislerimiz bunları dahi konuşmuyor! Kolay değil uzmanlık ve ekranları kaybedecekler…..

Türkiyeleşmenin sonuçlarından meyveleri topluyoruz. Ama, bu ilişkileri sorgulamıyor ve davamını istiyoruz. Rant ve ganimet kültürümüz bizi tacizleri, uyuşturucuyu, belirsiz nifusu, kumarhaneler, kerhaneler ve nice gayrı nizami birikimleri de kabulenmeye dek taşıdı. Şimdi bu tortuların altında hala ayni yol ile kurtulma beklentisi tükenip bize birilerin vermesini beklemekteğiz. TL sıfırlanmasının dahi nedenini konuşamayan ve bolca ünüversite ile övülüp yüzbinler öğrenci diplomalarla zenginleşme ekonomisi anlatan kısgaçta devam etmekten başka çare de aranmıyor….

Bir yanda Türkiyeleşip, işkalin önemli suç tabusu haline sokup başka dil ile aktarıp, aynen sorunlaraın özüne de sokarken, öteki Ortadoğulaşma bölgesel olayın da adeta işimize gelen kırıntıları ile uğraşmaktayız. Bunun da paranoyası çoktan çıktı. Ortadoğuda esen rüzgarların Kıbrısa da barış getireceği, Kıbrıstaki gazın kaçınılmaz olarak çözüm yaratacağı anlayışlar paranoyalaşıp karşılık buluyor. Hele “tek yol” ifadeli gaz taşınması da Türkiyeleşip ortaklaşma manzumesi olarak başta Akıncının diline iyice yapıştı. Ama, şimdiden denilenlerin hiçbiri gerçekleşmedi. Hele bölgesel gerçeğimiz olan Ortadoğu ile enerjinin siyasi tarihi oldukça acıtan desslerle doludur.

Ortadoğu olaylarını hep işimize gelen şekliyle alıp Amerikancı aşkımız ve Türkiyenin devasa büyüme paradikmasına takıp orda brakıyoruz. Bundandır Suriye aktarımlı çoğu köşe yazarımız da IŞİD bize alkışlatıp özgürlük neferleri olarak yuturdular. İşler açığa çıkınca en azından “yanıldık” kelimesini dahi söylemediler. Şimdi de çoktandır unutulan Filistini israilin Kudüs şehrini Amerikanın başkent olarak taşınarak siyasalaşmasıyla başlayan olaylarla anımsadık. Unutduk ki daha dün katledilen Filistinlilerin örgütlerinin terör listesine alınırken, bizim medyalar da bunu savundukalrını!

Unutarak, israile direnen Hizbulahın Amerika tarafından terörist örgüt ilanını ayni ağızla tekrarlandı. Daha ileri gidilip, israile karşı direnen Hizbulahı silahlandırmak için, Türkiyenin Lübnana asker gönderdiği gerçeğini de anımsamıyoruz. Ama, nedense şimdi Gazlede katledilen Filistinliler için sesler çıkıyor. Ayni anda israilin Kıbrısta toprak alırken, bunu satanlar, dönüp bize de “satıyorsunuz” suçlamasını yapma paradoksu da hep yaşandı….

Şimdi, İsrail gerçeği, Türkiyeleşme, üstelik bölgede B.M. kararlarını ençok uygulamayan iki ülke Türkiye ve İsrail iken, yeni iran ekseni yeniden ısınırken, bu kıskaçlarla dövizin de fırlaması olurken, hala hem sistemi savunmak, hem de ateşli desteklenen yapının da olma ikilemine sıkışıp kalındı. Aslında, bizim yanlıştır dediğmizin tekrar tekrar kanıtlandığı uzun bir tarihi süreç geçti. Hep yanılanlar ise yanıldıkalrını dahi söylemiyorlar. Tam aksi, hep bizim yanıldığımızı ve saçmaladığımızı söylüyorlar. Buyrun döviz ateşi, Buyrun Filistin gerçeği, Buyrun saçmasapan demeçlerle Kıbrıs sorunu…. Peki, bunlar neden oldu?

Not: yazıyı yazarken, Amerikadan Halk Bank eski başkan yardımcısı Hakan Atilanın cezası açıkladı. Bunun Zarafla anlamı ve kirli sermaye akış bölüşümünün ifadesi ortada. Bakalım, şimdi hangi kurgularla masalar yazılacak.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.