Yanlışlarla çıkarlar çakışıp yol alınırken! – Özkan Yıkıcı

0
27

Çok basit gerçekler vardır: bunları istesenizde imkar edemezsiniz. Gerçekelr imkar edilip, onun üstünden geçmişten geleceğe bir dünya kurarsanız, en ufak dediğiniz konu, ansızın keskin bıçak gibi gelip suratınıza vurur. Bıçak gerçeği acıyla yüzünüzde hisedilirken de çıkar adına susmanın paradoksunu da hep yaşayarak, çocukluktan yaşlılığa hayat yoluna devam edip gidersiniz. Bilmekten kaçarsınız; ancak, kaçtıkalrınızla da her an karşılaşma suskunluğunu da öğrenip, bunlarla yaşamaya devam edersiniz. Böylesi bir yaşam, siyasal idoloji, halksal kültür ve geelcek hesaplı dünyanız da kurumlaşmış olunur. Ama, geliştikçe ve her şey yolunda derken de durmadan gerçekler ikidebir karşınızda alay edercesine ve giderek sizi kulanılan … kişiler haline de sokar….

Biz çocukluktan beri bunlarla büyüdük. Doğruları öğrendikçe de uyardık ve hat ta bedel dahi ödedik. Benim gibi, olmaz denilen sınava girip da uzatılarak sonuç açıklanmayan ilklerden de oldum. Daha ne anlatayım! Her gün karşıma birçok olay çıkar. Haber okur ve sohbetlere takılırım. Bazen, söylenenlerin yalanlarına dikat etmeden ben dahi bunalrla bocaladığım da sık sık olur. Karşımdaki öylesine inanıp sertleşiyor ki ona söylediğinin yanlış olduğunu söylemek dahi suratımda tokatı bulmak veya beni bir yerler ispiyonlama sonucuna dek gelme tehlikeleri hep yaşadım. Fakat, yine de gerçekler tükenmiyor. Yaşamda hep birikerek, onca çabalara rağmen, gelip bizi vuruyorlar. Öylesine yanlış söyleyip doğru diye yturup, çıkarlar sağlanıp genel yapılanma oluşturuldu ki artık doğruların aranma zorluğu dahi dikat edilmeden gerçek gibi karşımıza hep gelmektedir.

Biz eskiden beri işimize gelmeyeni, muhalif görüleni ve en ufak çelişkide karşıtı suçlamada Rumcular, Kafirler” ifadelerini hemen yapıştırma kolaycılığı oluyor. Olan her gelişme veya işimize gelmeyen gerçekler karşısında da ayni sığıntı kuramımız olarak da kulanımda oldukça lüks halden normale geldi. Bunlar ben kendimi bildim bileli hep kendime de yapılan damgalar olarak yaşayıp büyüdüm. Ne zaman birielrinin yanlışlarına dokunmak isteyip, onlar da kendilerini savunup beni ve benzerleri damgalayıp hiçeleştirmek peşinde oldukları zaman ayni söylemli suçlama ile kendilerini hep akladılar. Kıbrıs tarihinin dahi yandaşlama yanlışlarla donatım esrunanbı olarak bu kavramlar hep kulandı.

Öyle kulanıldı ki ilginç paradokslar da ortaya çıktı. Örnek; kendileri dahi Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu almalarına, o eksenli çıkarları kulanma adına “hak” denip kabulenirken, yine de tam tersi, karşıt kulanınca hemen “Gavurun pasaportu” olarak suçlama adı konuldu. Dahası, siyasi saçmalıkları dahi savunma zırhı olarak da bu ifadeler konuldu. Kendine Başbakan ünvanlı olan şahısların dahi saat dilimi konusundaki normal uygulamayı uygulamama adına “Papazın satı” veya karşısındaki akademisyeni hiçeleştirme amaçlı “Papazın diplomalı bilimcisi” olarak küçültme cihalet söylenlerin kulanıldı. Bunlar gayet münasip şekliyle de kulanıldı…..

Son dönemde kendine barışçıl diyen politikacılar dahi ayni kervana eklenmeleri kimine göre fesdival bazılarına göre de panayır nutuklarında da kulanmaya hız verdiler. Hiç düşünmeden karşıta yüklenerek, kendinlerini haklı ve durmadan eleştirdikleri sisemin de doğru politik duruşunu sergileme yarışına başladılar. Zengin Kültüler gibi kavramları dahi boşaltarak, kendi yüzüs güncel kulanımla kulanma söylemlerine soktular. Bunlar peşpeşe söylenip sonra da “yolumuza devam” denilip barışçıl ve demokrasi şerbeti ile konuları bağlama yarışına giriyorlar.

Peki diyeceksiniz; neden bunları yeniden durup dururken yazıyorsun. Zaten, bunlar hep yaşanıp devam ediliyor. Bunun anlamı dahi artık eleştirilmiyor ki bakışla da beni sorgulamanız da mümkündür. Onca olaylar varken, neden böylesi genelekseleşip artık sorgulanmayan noktaya tekrardan niçin yazıyorsun! Çünkü, yanlışlar devam edikçe, panayırlarda hafta sonu nutuklaşıp yandaşlık ibarelerle süsletilse dahi gerçekler Akıncı ve Tufana rağmen, yine yaşamşın kendisinden tokat gibi gelip vurur! Kimse sorgulamak dahi istemez. Çıkarların yükü ile gerçeklerin keskinliği adeta karşı karşıya yeniden geliyor…

Hep Türkiye Kıbrıs “milli dava, ortak çıkarlar” ezbercesine, ses yükseltilerek anlatılır. Türkiye kamuoyu ve resmi devlet siyaseti Kıbrısı dokunulmaz tabu merekzine korken, Kuzey Kıbrıs merkezi de “Türkiyesiz olmaz, Türkiyenin de çıkarları düşünülerek” imgelerile karşılık verilir. Ama, alttan alta da yerleşen karşılıklı yanlış değerler de dağ gibi yüklenip büyümektedir. Hakarete varan sözlerin dahi duymazlıktan gelmenin suskun kültürünün da ağırlığı tortularla devam etmektedir. Onca şovenist ve yeri geldikçe ırksılaşıp faşizan olgualrla doldurulan bu idolojik konum, kendi içindeki biriken karşılıklı parçaların da sırıtması sık sık yaşanmaktadır. Konuşturulmayan Türkiye Kıbrıs gerçeği, konulan baştan tabusal inanç değerler gerçekleri örtmeye yetmiyor…

Son günelrde hem de Türkiye basınında iki karşılıklı duruşta olan Hürüyet ve Cumhuriyet gazetesi Kuzey Kıbrıs ve aslında tüm Kıbrıs aynasını yansıtan haberler yazdılar. Braktık ortak et tırmak hikayelerini! Milli dava ve ayrılmazlık yanına şu basit bilgi haberciliği aslında hala nerelerde olunmanın mesajını veriyor. Üstelik, Tufan ve Mustafa efendilerin daha “kültürler zenginliği” safsata yüksek ses söylemlerinin dahi kulaklarda silinmediği dönemde geldi. Meğerlim: Türkiyede ölü bulunan eski bir bakanın oğlu olayı ile “Kıbrıs rum bakan” ifadeli kişinin çocuğuymuş! Ötekisi ise tam bizlik kopya! “Şu kadar nifus Rum pasaportuna sahiptir”! Türkiyenin iki önemli gazetesi. Birisi, zaten Türkiyenin Kıbrıs politikasında müdahil olma ünlü provakasyonu olan “6 7 Eylül” olaylarındaki roluyla başladı. Ötekisi ise muhalif bilinen gazetedir. Ama, bunu suçlamak hep eksiklik brakıyor. Çünkü, yukarda da belirtiğim gibi brakın Türkiye siyasi ve medya yapılarını, buradaki adı “Başbakan, Cumhur Başkanlı ünvanlı” kişiler dahi kendi ahalisini hep şu “Rum” kelimesiyle suçladılar. Alınan rum pasaportuyla Kıbrıs cumhuriyet yokuluğunu kanıtlamış oldukları sanılırken, kendilerinin de bunu kulandığı akıldan hep çıkartılma başarısı da sağlanıyor. Demek ki karşılık buluyor. Birileri Kıbrıs Cumhuriyeti yok denilip, sonra tüm olanaklarını kulanırken, ötekisi de suçlama adıyla ve hesapta garantörü olduğu yapının yok yapıp başına Rum imgesi konularak olduğunu zanediyor yanlışı idolojikleşip ne yazık ki yerleşti….

Dikat edin; hükümetin kıymetinden olacak ki bu son versyonlara “Kıbrıslı orjin ruhiyesi” pek çıkmadı. Nede olsa kaybedilecek çok hesap vardır. Ötekisi ise “Kutsaladığı ve aslında kafasında başka Kıbrıs olan” kesimler de yeniden gerçeklerle karşımıza gelip dikildi. Ama, panayırlarımızda yükselen tenpolu sesle “Kürltürler zenginliği” denilme lüksü de gayet güzel kulanılmaktadır. Kültürler zenginliği falan derken, gelen bu haber olayı ise teklik kültürün dahi silikleşme noktasında olunma sonucunu da bne yazık ki işaret ediyor…..

Defalarca yazdım ve yine ne yazık ki yazmak zorunda kalıyorum: Hem Türkiye, hem de Kıbrıs, kendi gerçekleri ile geçmişten günümüze yüzleşmedikçe, olanları doğrularla kabulenip, sorgulamadıkça, bu yanlışlarla yarınlar iyi olmaz!Hele de artık gündemimize güncel yaşam ağı gibi katılıp, artık resimleriyle yayınlanan tarikatlar dönüşü, kriminal suçların kültürler gerçekelri gibi yaşanmasını görmezden gelip, ülkesel yeniden dönüşüm yapılanmasını görmek istemezsek, hiçbir sorunu çözmek mümkün olamaz. Tam aksi, alışılan ganimet ve işbirlikci kültürleşme ile korkunç gericileşme yanlışlarından pay alarak yeni çıkarlarla zenginleşmenin yollarını arayan yeni işbirlikci kültürle zenginleşeceğiz. Hala, herkesin yasal olanak ve hat ta zorlanarak alınan değerleri dönüp de Rumculukla sunmanın paradoksları yaşanmaya devam edilecektir. Yeri geldiğinde Kıbrıs Cumhurieyti haklarımızı isteriz deyup bağırılıp krizler yaratılırken, sonra da yokmuş denilip Rumlaştırıp tam aksiyle yönetim idolojik resmi kültürleşme ile nesiler yetiştirmeğe devam edilmektedir. Böylelikle değerleri sıfırlanan ve çıarsamalarla faydacılık amaçlanan garip bir toplumsal yapıdan kalabalık nifusu dahi bilinmeyen insan kitlelerine doğru dağınıklaşılınır. Direnecek ve ulusal ile sınıfsal öznelerin silikleşerek darmadağın kendine has sömürge, ilhaklaşma bir ülke yaratarak da marazielrle “yok oluyoruzu” birileri duymadan söyleme becerilerine sığınılmaktadır.

Kültürel birikim ve sosyolojik gözlemle siyasal yapıya yansıtılan boyutuyla bu makalemi da tamamlıyorum. Gerçekten, güncel gerçeğimiz ve parçalanarak, karşıtlar oluşturarak kendi elitini koruma ve hegemonik bağları derinleştirme kültürü gerçekten başarıyla yerleşti. Herkesin cebinde olan ve olmayanların da tüm zorlukları kulanarak sahip olunmak isteyen insanlara rağmen, hala “rumun pasaportu” denilrise, sonra da Kıbrıslı Türkiyeli ayleler üzerinden evlatlara vatandaşlık talebiyle banbaşka dünya çabaları, Kuzey Kıbrıs ve genelin nasıl Kuzey Türkiye yelpazesi oluşturduğunun aynadaki resmidir. Dileyen suskunlukla bunu da atlatarak, sonra ayni yanlışı besleyecek demeçlere de devam! Boşuna değil dün mehmedali, Bugün Mustafa ayni sorgularla konuşulmuyor.

 

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.